Özde Dindarlık


Geçen günlerde büyük bir polemiğe neden olan konuydu ”Dindarlık” meselesi. Hatırlayacağınız gibi başbakanımız ”Dindar” bir nesil yetiştireceklerini söyledi. Bu sözlere hem diğer partilerden hem de bir çok gazeteciden eleştiriler geldi. Ben de bu konu hakkında düşüncelerimi paylaşmak isterim.

Günlük yaşamda gördüğüm şeyler gerçekten beni korkutuyor ve aynı zamanda derin düşüncelere sevk ediyor. Beni düşündüren şeylerden bir tanesi, ”Dindarlık” ile kast edilenin ne olduğudur. Bu konu beni düşündürüyor çünkü dışarıda bir çok kişi kendisine dindar kimliği yakıştırmasına rağmen kendi inancının gerektirdiği en basit şeyleri bile bilmemektedir.
Geçen günlerde bir arkadaşımla buluşup inanç konusunda derin bir sohbete dalmıştık. Özellikle üzerinde durduğumuz nokta, insanların okumaması, soru sormanın ne demek olduğunu unutması üzerineydi. Bende bu yazıyı yazarken hepimizin unuttuğu ya da unutturulduğu soru sorma yetimizi tekrar canlandırarak, dindarlık kelimesinin anlamını sorgulamak istiyorum.
Aslında ”dindarlık” dediğimiz kavram, inançsal açıdan bakıldığında kavramsal olarak olumlu gözükse de insan zihninde nasıl bir görüntü oluşturduğu önemli bir sorudur. Bugün dindarlık deyince insanların aklına gelen şey, kendi inançlarının gerekleri olan emirleri ya da kuralları yerine getirmektir. Peki dindarlık dediğimiz şey, ne anlama geldiğini bilmediği ayetleri okumak ya da doğru olduğuna inanmaya zorlandığımız dogmaların kabulünden mi geçmektedir?

İsa Mesih, insanlar arasında hizmet ettiği süreç boyunca sürekli olarak iğnelediği bir kesim vardı. Bir kısmımızın da hatırlayacağı gibi bu kişiler Ferisiler, Yahudi Din bilginleri idi. Dışarıdan bakıldığında onlar gerçek birer dindarlardı ama acaba yüreklerindeki durumları nasıldı?
Bu Din bilginleri kutsal yazıları iyi biliyorlardı. Hatta Kutsal Yazıların dışında atalarından aldıkları gelenekleri bile harfi harfine yerine getirmeye çalışıyorlardı. Fakat İsa Mesih ya da başkalarının deyimi ile Hz. İsa bu kişileri eleştirdi ama neden? Çünkü onlar Tanrı’nın gerçekte istediği şeyleri yapmıyorlardı. Yasa’yı yerine getirmek ya da bir diğer anlamı ile ”Dindarlık” onlarda bir put haline gelmişti. Artık Tanrı’nın ne istediği ile değil ama Yasa’nın nasıl uygulanması gerektiği ile ilgileniyorlardı. Bu nedenle İsa Mesih tarafından ”İkiyüzlülük” ile suçlandılar. Onlar insanlar arasında ayrım yapıyorlardı. Onların amacı günahkarları Tanrı yoluna getirmekten çok yasayı uygulamaktı. Tanrı Oğlu Mesih ise, Din adamlarının dışladığı, aşağıladığı kişilerle – Hastaların doktora ihtiyacı vardır diyerek – ilgilendi. Bu kişiler Tanrı’nın kaybolmuş kuzularıydı. İsa bu kişileri iyileştirdi, şifa verdi.
İsa’nın ve Tanrı’nın memnun kaldığı ve hoşlandığı yürek büyük bir imana sahip olan Romalı yüzbaşının ya da pişman bir yürek ve gözyaşları içerisinde İsa’nın ayaklarını yıkayan ve onları saçlarıyla kurulayan bir fahişenin yüreğiydi. Ferisilerin dindarlığı, onları Tanrı’ya yaklaştırmaktan çok uzaklaştırıyordu. İsa bir gün ferisiler için şunları söyledi: “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz nanenin, dereotunun ve kimyonun ondalığını verirsiniz de, Kutsal Yasa’nın daha önemli konularını –Adaleti, Merhameti, Sadakati– ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden asıl bunları yerine getirmeniz gerekir”

Ferisilerin dindarlığı yüzeysel bir dindarlıktı çünkü Tanrı’nın karakterini yansıtan ”Adalet, Merhamet, …” gibi konuları boşlayıp yasanın ufak tefek detaylarına odaklanmışlardı. Bu yüzden Tanrı’nın yüreğindeki büyük resmi kaçırıyorlar. Tanrı’nın isteği yarattığı insanı içinde bulunduğu günahlı, hastalıklı,ölümlü durumdan kurtarmaktı. Bugün belki de çoğumuzun yaptığı gibi kendilerini insanlara dindar, dinine ve Tanrıya sadık birer kişi gibi göstermeye çalışıyorlardı. Ama İsa Mesihin de dediği gibi bardağın sadece dışını temizleyip dururlardı ama bardağın içi hala kirliydi, açgözlülük ve taşkınlıkla doluydu (Matta 23:25).

Bizim de dindar dediğimiz kişiler acaba kendilerini insana mı yoksa Tanrıya mı bağlı şekilde gösteriyorlar. Tanrı’nın istediği dindarlık, insanlar arasında ne kadar dindar gözüktüğümüz ile ilgili bir şey değildir.Yakup’un da kendi mektubunda söylediği gibi ”Baba Tanrı’nın gözünde temiz ve kusursuz dindarlık, kişinin sıkıntı çeken öksüzler ve dullarla ilgilenmesi ve kendini dünyanın lekelemesinden korumasıdır” (Yakup 1:27).
Bugün nasıl bir ”Dindar” olmak istiyorsunuz? Gerçek bir dindar mı yoksa sahte ve yüzeysel bir dindarlık mı? Çünkü Gerçek bir dindar olmak için öncelikle Tanrı’nın isteğinin ne olduğunu iyice anlamamız gerekir. Tanrı’nın isteğini anlamak ta, size kutsal diye sunulan dogmaları kabul edip, kuralları yerine getirmekle değil, ama Tanrı’nın değişmeyen sözlerini okuyarak ve okurken de onun isteğini öğrenmek için sorgulamakla mümkündür. Unutmayın Tanrı sizi robot gibi komutları yerine getiren birer makine gibi değil ama özgür iradeyle onun karakterini ve isteğini arayıp bulabileceğimiz bir akıl ile yarattı.

Geçen günlerde büyük bir polemiğe neden olan konuydu ”Dindarlık” meselesi. Hatırlayacağınız gibi başbakanımız ”Dindar” bir nesil yetiştireceklerini söyledi. Bu sözlere hem diğer partilerden hem de bir çok gazeteciden eleştiriler geldi. Ben de bu konu hakkında düşüncelerimi paylaşmak isterim.

Günlük yaşamda gördüğüm şeyler gerçekten beni korkutuyor ve aynı zamanda derin düşüncelere sevk ediyor. Beni düşündüren şeylerden bir tanesi, ”Dindarlık” ile kast edilenin ne olduğudur. Bu konu beni düşündürüyor çünkü dışarıda bir çok kişi kendisine dindar kimliği yakıştırmasına rağmen kendi inancının gerektirdiği en basit şeyleri bile bilmemektedir.
Geçen günlerde bir arkadaşımla buluşup inanç konusunda derin bir sohbete dalmıştık. Özellikle üzerinde durduğumuz nokta, insanların okumaması, soru sormanın ne demek olduğunu unutması üzerineydi. Bende bu yazıyı yazarken hepimizin unuttuğu ya da unutturulduğu soru sorma yetimizi tekrar canlandırarak, dindarlık kelimesinin anlamını sorgulamak istiyorum.
Aslında ”dindarlık” dediğimiz kavram, inançsal açıdan bakıldığında kavramsal olarak olumlu gözükse de insan zihninde nasıl bir görüntü oluşturduğu önemli bir sorudur. Bugün dindarlık deyince insanların aklına gelen şey, kendi inançlarının gerekleri olan emirleri ya da kuralları yerine getirmektir. Peki dindarlık dediğimiz şey, ne anlama geldiğini bilmediği ayetleri okumak ya da doğru olduğuna inanmaya zorlandığımız dogmaların kabulünden mi geçmektedir?

İsa Mesih, insanlar arasında hizmet ettiği süreç boyunca sürekli olarak iğnelediği bir kesim vardı. Bir kısmımızın da hatırlayacağı gibi bu kişiler Ferisiler, Yahudi Din bilginleri idi. Dışarıdan bakıldığında onlar gerçek birer dindarlardı ama acaba yüreklerindeki durumları nasıldı?
Bu Din bilginleri kutsal yazıları iyi biliyorlardı. Hatta Kutsal Yazıların dışında atalarından aldıkları gelenekleri bile harfi harfine yerine getirmeye çalışıyorlardı. Fakat İsa Mesih ya da başkalarının deyimi ile Hz. İsa bu kişileri eleştirdi ama neden? Çünkü onlar Tanrı’nın gerçekte istediği şeyleri yapmıyorlardı. Yasa’yı yerine getirmek ya da bir diğer anlamı ile ”Dindarlık” onlarda bir put haline gelmişti. Artık Tanrı’nın ne istediği ile değil ama Yasa’nın nasıl uygulanması gerektiği ile ilgileniyorlardı. Bu nedenle İsa Mesih tarafından ”İkiyüzlülük” ile suçlandılar. Onlar insanlar arasında ayrım yapıyorlardı. Onların amacı günahkarları Tanrı yoluna getirmekten çok yasayı uygulamaktı. Tanrı Oğlu Mesih ise, Din adamlarının dışladığı, aşağıladığı kişilerle – Hastaların doktora ihtiyacı vardır diyerek – ilgilendi. Bu kişiler Tanrı’nın kaybolmuş kuzularıydı. İsa bu kişileri iyileştirdi, şifa verdi.

İsa’nın ve Tanrı’nın memnun kaldığı ve hoşlandığı yürek büyük bir imana sahip olan Romalı yüzbaşının ya da pişman bir yürek ve gözyaşları içerisinde İsa’nın ayaklarını yıkayan ve onları saçlarıyla kurulayan bir fahişenin yüreğiydi. Ferisilerin dindarlığı, onları Tanrı’ya yaklaştırmaktan çok uzaklaştırıyordu. İsa bir gün ferisiler için şunları söyledi: “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz nanenin, dereotunun ve kimyonun ondalığını verirsiniz de, Kutsal Yasa’nın daha önemli konularını –Adaleti, Merhameti, Sadakati– ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden asıl bunları yerine getirmeniz gerekir”

Ferisilerin dindarlığı yüzeysel bir dindarlıktı çünkü Tanrı’nın karakterini yansıtan ”Adalet, Merhamet, …” gibi konuları boşlayıp yasanın ufak tefek detaylarına odaklanmışlardı. Bu yüzden Tanrı’nın yüreğindeki büyük resmi kaçırıyorlar. Tanrı’nın isteği yarattığı insanı içinde bulunduğu günahlı, hastalıklı,ölümlü durumdan kurtarmaktı. Bugün belki de çoğumuzun yaptığı gibi kendilerini insanlara dindar, dinine ve Tanrıya sadık birer kişi gibi göstermeye çalışıyorlardı. Ama İsa Mesihin de dediği gibi bardağın sadece dışını temizleyip dururlardı ama bardağın içi hala kirliydi, açgözlülük ve taşkınlıkla doluydu (Matta 23:25).

Bizim de dindar dediğimiz kişiler acaba kendilerini insana mı yoksa Tanrıya mı bağlı şekilde gösteriyorlar. Tanrı’nın istediği dindarlık, insanlar arasında ne kadar dindar gözüktüğümüz ile ilgili bir şey değildir.Yakup’un da kendi mektubunda söylediği gibi ”Baba Tanrı’nın gözünde temiz ve kusursuz dindarlık, kişinin sıkıntı çeken öksüzler ve dullarla ilgilenmesi ve kendini dünyanın lekelemesinden korumasıdır” (Yakup 1:27).
Bugün nasıl bir ”Dindar” olmak istiyorsunuz? Gerçek bir dindar mı yoksa sahte ve yüzeysel bir dindarlık mı? Çünkü Gerçek bir dindar olmak için öncelikle Tanrı’nın isteğinin ne olduğunu iyice anlamamız gerekir. Tanrı’nın isteğini anlamak ta, size kutsal diye sunulan dogmaları kabul edip, kuralları yerine getirmekle değil, ama Tanrı’nın değişmeyen sözlerini okuyarak ve okurken de onun isteğini öğrenmek için sorgulamakla mümkündür. Unutmayın Tanrı sizi robot gibi komutları yerine getiren birer makine gibi değil ama özgür iradeyle onun karakterini ve isteğini arayıp bulabileceğimiz bir akıl ile yarattı.