Özgür İrade ve Önceden Belirlenme


Eğer Tanrı sevgi değil, ama sadece bir bilgi olursa, o zaman insanın hem özgür iradesinin hem de ilahi seçiminin ikisinin birden doğru olduğunu anlamak gerçekten zor ya da imkansız olacaktır.

Özgürlük ve önceden seçilmişlik, öğrencilerimin arasında en çok sorulan sorulardan birisidir. Kısmen, modern insanın özgürlükle ilgili büyük kaygısından kaynaklanır, ama bence bunun başlıca bilinçli olmayan nedeni; bizim bu ikisinin de doğru olması gerektiğini sezgisel olarak bilmemizdir. Çünkü onlar her iyi hikayenin temel unsurlarıdır.

Eğer bir hikayede komplo yoksa, kader yoksa – eğer hikayedeki olaylar gelişi güzel ve rastgeleyse- o büyük bir hikaye değildir.

Her iyi hikaye, sanki Tanrı tarafından yazılmışçasına bir kader ve uygunluk anlayışına sahiptir. Ama her hikaye aynı zamanda karakterlerini özgür bırakır. İkinci sınıf yazarlar, karakterlerini belli bir kalıba sokmaya çalışır. Ama daha usta yazarlarda okuyucuların daha net bir şekilde gördüğü şey, karakterlerin sadece zihinsel kavramlar değil, gerçek insanlar olduğudur. Karakterler adeta kendi hayatlarına sahiptirler ve sayfadan gerçek hayata geçiş yapmış gibi görünürler. Bildiğimiz daha yüce bir yazar var. Tabi ki en yüce yazar, Tanrı’nın kendisidir. İnsan hayatı O’nun kendi hikayesi olduğu için, bu hikaye hem özgürlüğü hem de önceden belirlenmeyi içermelidir.

İlk önce, önceden belirlenme (Kader) denilen kısma bakalım.

Tanrı, öncesi ve sonrası olan bir şey değildir. O’nun için her şey şimdidir. Tanrı domino oyununun sırasına ya da kristal kürelere bakmaz. Ne herhangi bir şeyi beklemek zorundadır ne de, ne olacak, diye merak eder. Geleceğin bizim için belirsiz olmasına karşın, hiçbir şey O’nun için belirsiz ve bulanık değildir. Tanrı için, önceden belirlenme yoktur, ama bir hedef vardır. Bu her şeyi bilme ve sonsuzluğun bir sonucudur. Fakat özgür irademiz ilahi sevginin sonucudur. Birisini sevmek demek, onları özgür bırakmak demektir. Onları tutsak etmek her zaman kusurlu bir sevginin ürünüdür.

Her şeyi bilme ve her şeye gücü yetme ilahi özün sadece sıfatları olduğu halde, ilahi sevgi Tanrı’nın özü olduğu için, bu iki gerçekten birisinin önce gelmesi gerekli olsaydı – diğerlerinden daha tartışılmaz ve daha ilksel olması bakımından- bunun özgürlük olması gerekirdi.

Ben, bu her iki gerçeğinde kendi özlerinden taviz vermeleri gerektiğini düşünmüyorum. Bana göre bir Kalvinist gibi Tanrı’nın hakimiyeti konusuna hakkını verdiğimiz kadar, bir Vaftizci (Baptistçi) gibi insanın özgür iradesine de hakkını verebiliriz. Yine de bu, önceden belirlenmeyi inkar etmek için Tanrı’nın özünden ödün vermeyecektir.

Arminyanizm – önceden belirlenmeyi reddeden ve Tanrı’dan lütfu kabul etmede insanın özgür iradesinin rolüne vurgu yapan bir teolojik görüştür- belki de yanılıyordur. Fakat bu görüş diğerlerine nazaran teknik ve teorik seviyede yanıltıcıdır.

Başka bir açıdan, insanın özgür iradesini inkar etmek, aniden Hristiyan yaşamına bazı temel şeyleri, örneğin kişisel sorumluluk gibi, dahil etmemek demektir. Eğer bir robot olsam, hatta ilahi bir şekilde programlanmış bir robot olsam bile, hayatım artık gerçek seçimlerin dramına sahip olmayacak, önceden yazılmış bir metindeki formüle dönüşecektir. Tanrı beni, buna izin verecek kadar çok seviyor. O, özgürlüğümden çok kendi gücünden fedakarlıkta bulunmayı tercih eder.

Aslında O ikisini de yapmıyor. Bana açıkça özgürlüğümü veren Tanrı’nın gücüdür. Thomas Aquinas, “Tanrı’nın sevgisi çok güçlüdür. Öyle ki O sadece istediği şeyleri elde etmekle kalmaz ayrıca istediklerini, istediği şekilde elde eder” diyerek, önceden belirlenme ve özgürlük arasında bir uzlaşma sağlamıştır. Olmuş olan her şey, sadece Tanrı’nın olmasını istediği şeyler değildir. Fakat aynı zaman da olmasını istediği şekilde olan şeylerdir. Bu, yağmurun yağması gibi doğal olayların olması haline özgürlük olmaksızın, insan seçimleri konusunda özgürce gerçekleşir. Mutlak güçten biraz daha aşağı olan bir güç, istediği bir şeyi istediği şekilde elde etmeksizin elde edebilir. Ama, “Her şeye kadir olmak” bir şeyi her iki şekilde de elde etmek demektir. Her şeye kadir olmanın yolu, insan davranışlarını özgür bırakmaktan geçer.

Başka bir açıdan, özgürlük ve önceden belirlenme bir madalyonun iki yüzüdür. Her şeye kadir bir yazar sadece ağaçları ya da makineleri değil, hakkında hikaye yazdığı karakteri de özgür bırakmayı seçer. Bunun anlamı, bizler gerçekten özgürüz. Bizler tam anlamıyla özgürüz, çünkü Tanrı her şeye kadirdir.

Eğer sevgi ve güç bir değilse, biz bu ikisi arasında klasik bir ayrılığa ve bitmek bilmeyen bir uyuşmazlığa sahip olacağız. Bir kez merkezdeki sevgiyi gördüğünüzde, başka her şey anlamlı olmaya başlar.

Sevginin ve gücün birliği ayrıca Tanrı’nın gücünden korkmamız gerekmediğinin nedenidir: Bu O’nun mükemmel sevgisidir. O yüzden bu, sevgisizce kullanılmış olamaz. Ayrıca bu sayede O’nun sevgisinin tükenmesinden korkmamıza da gerek yoktur, çünkü bu O’nun her şeye kadir oluşudur. İşte bu, “güç”tür. Kum taneleri gibi olan galaksileri fırlatan bu mükemmel eller, insanoğlunu o kadar çok sevdi ki, insanın Oğlu’nu çarmıha çivilemesine izin verdi. Hepsi bu derin sevgiden kaynaklanıyordu. Bizi en büyük zayıflık olan ölüme gidecek kadar seven kişi, sınırsız güce sahiptir.

Aslında eğer bizler sadece bu iki güç olan Tanrı sevgisinin ve gücünün birliğine inanır ve bunları hatırlarsak, eğer bizler Tanrı’nın bu iki sıfatının O’ndan çıkarılamayacak şeyler olduğuna inanırsak, pratik sonuçlar kendi yaşamlarımızda ki hayal edilebilir güven ve sevincin en büyük devrimsel dönüşümü olacaktır.

Bunu görmek için yapmamız gereken şey, Romalılar 8:31-39’u yeniden okumaktır. Peki o zaman buna ne diyeceğiz? Bizler için kendi Oğlu’nu bile esirgemeyip O’nu bizler için sunarak, bizi ne kadar büyük bir sevgiyle sevdiğini gösteren, her şeye kadir, ”Tanrı” gerçeğinin kaçınılmaz sonuçları nedir? Basitçe şudur: “Bize O’nun aracılığıyla her şeyi vermeyecek mi?”

Gecelerin gündüzleri takip etmesi gerçeğinde olduğu gibi, bizi bu evrende Tanrı sevgisinden ayırabilecek hiçbir şey yoktur. Hayır, bu gündüzleri takip eden gece olgusundan daha da kesindir. Çünkü “Tanrı Doğası’nın Yasaları”, “Doğal Fizik Yasalarından” daha kalıcı ve üstündür.

Eğer Tanrı her şeye kadir ve sevgi dolu bir Tanrıysa, o zaman, “Tanrı’nın kendisini sevenlerle birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz.” (Romalılar 8:28)

İşkence, elem ve ölüm durumlarında dahi!

Senin uğruna bütün gün öldürülmemize rağmen yine de tüm bu durumlarda galiplerden üstünüz. Neden? Çünkü her şey gibi bu işkenceler de, sadece bizim iyiliğimizi isteyen kararlı ve sadık olan Tanrı’nın amacına hizmet eder. O söylediği şeyleri aynı zamanda uygular: yüzde yüz sevgi dolu kalbin saflığı ve sadeliği. O’nun sevgisinden uzaklaşmanın tek yolu; kısmet, acılar yada ölüm değildir; ölümcül olan günahtır. Geçmişteki günahlar dahi, günümüzdeki tövbeler aracılığı ile iyilik için etkin olabilir. Eğer bunu gerçekten istersek, o zaman her şey iyiliğimiz için etkin olur. Çünkü her şey Tanrı’nın sevgisidir. Bu o kadar basittir ki, yalnızca bir çocuk ya da çocuk gibi olmak isteyen birisi bunu anlayabilir.

“İsa bundan sonra şöyle dedi: Baba, yerin ve göğün Rabbi! Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için sana şükrederim.” (Matta 11:25)


____________________________________________

* Bu yazı, Peter Kreeft’in “The God Who Loves You” kitabındaki “Freewill and Destination” adlı yazısının Türkçe çevirisidir. Bu çevirinin tüm hakları saklıdır. İzinsiz çoğaltılamaz!

Kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir.

Talep Formu