Katoliklik, Ortodoksluk ve Protestanlık


Sevgili ziyaretçimiz, bu makalemizde “Katoliklik, Ortodoksluk ve Protestanlık” kavramlarını Hristiyan bakış açısıyla irdeleyeceğiz. Bizim temel kaynağımız Tanrı sözü olan İncil’dir. Eğer kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir. Size iyi okumalar diliyoruz.

Talep Formu

Katoliklik, Ortodoksluk ve Protestanlık Arasındaki Farklar Nelerdir?

Hristiyanlar Katolik, Ortodoks ve Protestan olarak üç ana mezhebe ayrılmışlardır. Bu mezhepler arasındaki en önemli ayrılıklar nelerdir?

Gerçekte Katoliklerle Ortodokslar arasında çok büyük bir farklılık yoktur. Temelde her iki kilise de bazı ufak öğretisel (teolojik) ayrılıkların dışında hemen hemen aynı öğretisel çizgiyi takip ederler.

Bu iki kilise arasında var olan farklılıklar daha fazla bölgesel ve kilisenin yönlendirilişiyle ilgili farklılıklardır.

Hristiyanlık içinde en yaygın olan ve en fazla üyeye sahip olan Katolik kilisesinin iddiasına göre, bizzat İsa Mesih ve resulleri (özellikle Petrus ve Pavlus) tarafından kurulmuştur. Katolik kilisesi başlangıçtan bu yana sadık ve kesintisiz bir şekilde resullerin öğreti ve uygulamalarını devam ettirdiklerini iddia ederler.

‘‘Katolik” kelimesi ‘‘evrensel” demektir.

Kilisenin yönetim merkezi Roma’dadır ve evrensel boyutlu olduğundan bu kilise, ‘‘Roma Katolik Kilisesi” adıyla bilinir. Kilisenin başında, öleceği güne dek seçilip, Mesih’in görünür temsilcisi olarak kabul edilmiş bulunan ve Vatikan Roma’da yaşayan Papa bulunur.

Katoliklerin ve Ortodoksların Birbirlerinden Ayrılmaları

Bilindiği gibi ilk Hristiyan kilisesi Pentikost günü, Mesih tarafından vaat edilen Kutsal Ruh’un inanlılar üzerine gelmesiyle Yeruşalim’de kuruldu. Fakat Yeruşalim’in M.S. 70’de Romalılarca harap edilmesinden sonraki baskılar nedeniyle, bu kiliseler başka bölgelere; Avrupa’ya, yani batıya kadar yayıldı. (Elçilerin İşleri 1:8)

O zamanlarda dünyada egemen olan politik güç Roma imparatorluğuydu. İlk üç yüzyıl boyunca Hristiyanlar çeşitli ağır baskılara maruz kalmışlardı, ama dördüncü yüzyılın başlarında (M.S. 312/3) Hristiyanlığa dönen Roma imparatoru Konstantin’in emriyle, Hristiyanlara tam bir özgürlük sağlanmış ve böylece baskılar durmuş oldu. M.S. 395’de ise Roma imparatorluğu, Doğuda Konstantinopolis (İstanbul) ve Batı’da da Roma şehirleri başkent olmak üzere ikiye ayrıldı. Yozlaşmaya başlayan Hristiyanlık, güç peşinde koşmaya; Batılılar Roma’nın, Doğulular da Konstantinopolis’in dinsel merkez olması gerektiğini ileri sürmeye başladılar. Roma devletinin desteğiyle günden güne güçlenen Roma kilisesinin rahibi kendisinin elçi Petrus’un halefi olduğunu, kilisenin tek evrensel şefi ve papası (babası) olduğunu bildirerek, Konstantilopolis patriğinin de onun yetkisini kabul etmesi gerektiğini ileri sürünce, doğu kiliseleri buna karşı çıkıp birbirlerini aforoz ettiler. Bu şekilde 1054’te Batı’da Roma Katolik ve Doğuda da Ortodoks kilisesi oluşmuş oldu.Ortodoks kelimesi ‘doğru’ anlamına gelip, doğru inanca veya görüşe sahip olan demektir.

Papa’nın yanılmazlığı ve evrensel yetkisinin kabul edilmemesinin dışında, Ortodoksları Katoliklerden ayıran diğer birkaç nokta da şunlardır.

1- Katolik kilisesi rahiplerinin evlenmelerini yasaklarken, Ortodoks kilisesi rahiplerinin evlenmelerine müsaade eder.

2- Katolikler Kutsal Ruh’un hem Baba’dan hem de Oğul’dan çıktığını ileri sürerken, Ortodokslar Kutsal Ruh’un yalnızca Baba’dan, İsa aracılığıyla çıktığını ileri sürerler.

3- Roma Katolik kiliselerinde vaftiz uygulaması yalnızca su serpmekle yapılırken, doğu Ortodoks kiliselerinde bu tamamen suya daldırılmak suretiyle yapılır.

4- Ortodokslar yalnızca resimlerle yetinmekteyken, batı kiliseleri heykel veya statüler de yapıyor ve bu heykelleri de şereflendiriyorlar.

5- Ortodokslar Rab’bin Sofrasını ekmek ve şarapla yaparken, Roma Katolikleri bunu yalnızca şaraba bulandırılmış kutsal ekmekle yapmaktaydı.

6- Ortodokslar ayinlerinde özellikle Yunancayı kullanırken, Roma Katolikleri Latinceyi kullanır.

7- Ortodokslar bazı Hristiyan kutlamaları Katoliklerden farklı tarihlerde kutlarlar. Örneğin Katolikler İsa’nın doğuşunu 25 Aralıkta kutlarken, Ortodoksluk sistemi altında olan Ermeniler 6 Ocak’ta kutlarlar.

Bu farklılıkların dışında iki kilise, diğer bütün konularda hemen hemen aynı inanç sistemini paylaşmaktadır. Ortodoksların yoğun olduğu bölgeler doğu bölgeleridir. Ortodoks ve Katolikler arasında var olan bu ayrılık uçurumu tarih boyunca politik nedenlerden dolayı daha da derinleşti.

İncil’e Dayalı Protestanlarla, Katolik ve Ortodokslar Arasındaki Farklılıklar Nelerdir?

Katoliklik, Ortodoksluk ve Protestanlık – Söylediğimiz gibi gerçekte Katoliklerle Ortodokslar arasında (Ermeni Resuli, Süryani Kadim, Keldani vs…) çok büyük bir farklılık bulunmamakta, temelde bu kiliseler hemen hemen aynı öğretisel çizgiyi takip etmektedirler. Bu üç kilise içinde öğretileriyle ve uygulamalarıyla farklılığı hemen göze çarpan kilise, Mesih İnanlıları veya İncil Protestanlarıdır. ‘Protestan’ kelimesi ‘protesto eden’ anlamına gelir. Kurulu kiliselerin İncil’den uzaklaştığını düşünerek, İncil’e ters düşen öğretilerini ve uygulamalarını protesto ettikleri için, bu isim kendilerine verilmiştir. Katoliklerce uzun yıllar, ‘‘sapkınlar” olarak ilan edilen Protestanlar, Vatikan II Konsülünden itibaren ‘ayrı kardeşler” veya ‘‘kardeş kilise” olarak görülmeye başlanmıştır.

Aralarında bulunan farklılıklara geçmeden önce, Mesih İnanlılarının Katoliklerle ve Ortodokslarla birlik içinde olduğu şu birkaç noktayı vurgulamamız şüphesiz yararlı olacaktır:

1- Tanrının varlığı, ebediliği, yüceliği ve üçlü-birliği, İsa Mesih’in yaratılmayıp ebediyen var olduğu, O’nun tam Tanrı ve tam insan olduğu.

2- İsa Mesih’in Kutsal Ruh aracılığıyla Meryem anadan mucizevî bir şekilde doğduğu, tamamen günahsız ve kusursuz olup, günahlarımız için haça gerilip öldüğü, üçüncü gün ölüler arasından bedenen dirilerek öğrencilerine göründüğü ve kırk gün sonra da dirilmiş bedeniyle göğe çıkması.

3- İsa Mesih’in ikinci kez görkemle yargı için geleceği, diriliş olacağı ve inananları inanmayanlardan ayıracağı.

4- Kutsal Ruh’un bir etki olmayıp Üçlü-Birliğin üçüncü şahsiyeti olduğu.

5- Meleklerin ve aynı zamanda Şeytan ve cinlerinin ruhi şahsiyetler olarak var olduğu.

6- Kutsal Kitap’ın Tanrı’nın esini olduğu …

Bu ortak noktaları vurguladıktan sonra, şimdi Protestanları, Katoliklerden ve Ortodokslardan ayıran temel öğretinin ve özelliklerin neler olduğunu birlikte incelemeye geçebiliriz.

Katoliklik, Ortodoksluk ve Protestanlık Arasında Dayanılan Yetki Konusundaki Farklılık

Katolik ve Ortodoks kiliseleri, inanç ve uygulamalarının tespit edilmesi hususunda iki temel yetkiye dayanır. Bunlar, “Kutsal Kitap” ve, “Kilise” gelenekleridir. Kilise gelenekleri derken; kilise babalarının öğretileri, Papa’nın öğretileri, kilise konsüllerinde alınan kararlar ve kilise tarihi boyunca kiliseye sokulan öğreti, örf ve adetler anlaşılmaktadır. Katolikler, Kutsal Kitap ve bu kilise geleneklerini eşit bir şekilde Tanrı sözü olarak benimsemektedirler. Vatikan 1 ve 2 Konsülleri’nde bu düşünce şöyle ifade edilmiştir:

‘‘Kutsal gelenekler ve Kutsal Kitap, tek Tanrısal bir kaynaktan ileri gelerek tek bir akımda toplanır ve tek sonuca yönelir… Kutsal Kitap ve Gelenekler eşit bir saygı ve duyguyla kabul edilip şereflendirilmelidir.” (Dei Verbum, 9,10)

Hatta Kilise ve kilise gelenekleri çoğu zaman Kutsal Kitap’tan daha üstün ve önde tutulmaktadır. Örneğin Kilise gelenekleriyle Kutsal Kitap arasında bir tezat belirdiğinde Katolikler ve Ortodokslar, kiliseyi ve kilise geleneğini izlemeyi tercih ederler. İncil’in kilise tarafından tespit edilip yetkilendirildiğini ileri sürerek, Kutsal Kitap’ın yalnızca kilise tarafından yorumlanıp anlaşılacağını iddia ederler. Kilisenin dışında Kutsal Kitap’ı doğru bir şekilde anlamak ve yorumlamak onlara göre olanaksızdır.

Fakat bunun karşıtında Protestanlar iki değil, yalnızca tek bir yetkiyi, yani Kutsal Kitap yetkisini kabul ederler. Konsüllerin, geleneğin, kilise babaları veya öğretmenlerinin değerini her ne kadar takdir etseler de, bunların asla Kutsal Kitap’a eşdeğer bir yetki veya Tanrısal söz olarak kabul edilemeyeceğini vurgularlar. İşte Protestanları, Katoliklerden ve Ortodokslardan ayıran temel ve ana özellik budur. Eğer herhangi bir Katolik’e veya Ortodoks’a, ”neden buna veya şuna inanıyorsun” diye sorulursa, genelde alınan yanıt şöyle olur, ‘‘Böyle inanıyorum çünkü kilisemiz veya papazımız böyle öğretti” . Oysa aynı soru bir Protestan’a yöneltildiğinde, “böyle inanıyorum, çünkü Tanrı’nın sözü Kutsal Kitap böyle öğretir” der.

Mesih İnanlılarının yanıtı kesin ve açıktır: Yalnızca Kutsal Yazılar’ın yetkisi.

Yalnızca Kutsal Kitap Tanrı’nın ilham edilmiş sözü olduğu için, inancımızın ve uygulamalarımızın tespit edilmesi hususunda tek ölçü O olmalıdır. Kutsal Kitap’ın yanında veya dışında başka ek bir yetkiye bel bağlamak, ancak karışıklığa ve sapıklığa götürür. İsa Mesih’in, onun elçilerinin ve ilk yüzyıl imanlılarının öğretisi daima bu doğrultuda olmuştur. Onlar inanç ve uygulamalarını kesinlikle adetler üzerine değil, yalnızca Tanrı’nın sözü üzerine kuruyorlardı. Örneğin İsa Mesih yeryüzündeyken dinsel adetlerin esiri haline gelmiş Ferisileri ve din bilginlerini geleneklerinden dolayı açıkça mahkum etmiş, öğrencilerini de bu insan icadı geleneklerin tehlike ve yıkımlarına karşı uyarmıştır,

‘‘Kudüs’ten bazı Ferisiler ve din bilgileri İsa’ya gelip şunu sordular: ‘Senin öğrencilerin neden atalarımızın geleneğine karşı geliyorlar? Yemekten önce ellerini yıkamıyorlar.’ İsa onlara şu karşılığı verdi: ‘Ya siz, neden geleneğiniz uğruna Tanrı buyruğuna karşı geliyorsunuz? Geleneğiniz uğruna Tanrı’nın sözünü geçersiz kılmış oluyorsunuz. Ey ikiyüzlüler! Yeşaya’nın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne doğrudur: ‘Bu halk dudaklarıyla beni sayar, ama yürekleri benden uzaktır. Bana boşuna taparlar. Çünkü öğrettikleri, sadece insan kurallarıdır’. ” (Matta 15:1-9)

Bu sözlerle İsa Mesih açıkça, Kutsal Yazılar’ın geleneklerden kesin üstünlüğünü vurguluyordu. Yine başka bir fırsatta İsa Mesih kendisini deneyen Şeytan’a üç kez, ‘‘Yazılmıştır” ifadesiyle karşı koymuştur, ”Gelenekler veya kurallar böyle öngörüyor” diyerek değil. (Matta 4:1-11)

Elçi Pavlus da gelenekler hususunda inanlıları şöyle uyardı: ‘‘Dikkatli olun! Mesih’e değil de, insanların geleneğine ve dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak etmesin.” (Koloseliler 2:8)

Başka bir bölümde de elçi Pavlus, Kutsal Yazılar’ın rolü ve yetkisi hakkında genç Timoteos’a şunları yazdı:

 ‘‘Mesih İsa’ya olan iman aracılığıyla seni bilge kılıp kurtuluşa kavuşturacak güçte olan Kutsal Yazıları da (gelenekleri değil!) çocukluğundan beri biliyorsun. Kutsal Yazıların tümü (kilise gelenekleri değil!) Tanrı esinidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek ve doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde (gelenekler değil) Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur.” (2. Timoteos 3:15-17)

Esen Kalın.

Kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir.

Talep Formu