İznik Konsili Neden 300 Yıl Sonra Toplandı?


Sevgili ziyaretçimiz, bu makalemizde İznik Konsili’nin Neden 300 yıl sonra toplandığını irdeleyeceğiz. Bizim temel kaynağımız Tanrı sözü olan İncil’dir. Eğer kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir. Size iyi okumalar diliyoruz.

Talep Formu

Ülkemizde Hristiyanlık inancıyla ilgili en çok şüphe uyandıran olaylardan biri İznik Konsili’dir. Hristiyanlığın, 325 yılında toplanan İznik Konsili’nde yaratıldığı ve gerçeklerin çarpıtıldığına inanılır. Peki neden 300 yıl sonra toplanmıştır bu konsey? Daha önce toplanamaz mıydı? Bunun için tarihte kısa bir yolculuk bakmamız gerekiyor.

Roma İmparatorluğu'nun Kısa Tarihi:

Roma, MÖ 753 yılında Romulus tarafından küçük bir şehir devleti olarak kurulmuştur ve ticaretteki başarısıyla tüm İtalya’ya hakim olmaya başlamıştır. MÖ 509 yılında Roma kralı sürgüne gönderilmiştir ve Roma, senato tarafından yönetilen bir cumhuriyete dönüşmüştür. Roma’nın tam adı Senātus Populusque Rōmānus (S.P.Q.R) yani Roma Senatosu ve Halkı olmuştur. Bu dönemde Roma Akdeniz’de hem ticari hem de askeri alanlarda hakim olmaya ve toprak olarak genişlemeye başlamıştır.

MÖ 45 yılında başarılı bir komutan olan Jül Sezar, diktatörlüğünü ilan edip Roma’yı bir imparatorluğa dönüştürmeye karar vermiştir; ancak Senato tarafından öldürülmüştür ve imparatorluk kurma planları engellenmiştir.

Jül Sezar’ın yeğeni ve evlatlığı olan Octavian intikamını alır ve MÖ 27 Roma Cumhuriyeti’ni, Roma İmparatorluğu’na dönüştürür ve Roma’nın ilk İmparatoru olur. Octavian, Sezar’ı Tanrı ilan eder ve imparatorluğun değişik şehirlerine Sezar adına tapınak yaptırılmasını emreder. Kendisi de Augustus ünvanını alır. Bu noktada Roma Dini önem kazanır. Roma’nın Dini’ne biraz bakalım:

Roma İmparatorluğunun Dini:

Roma 753’te kurulduğunda, çok tanrılı dinlerini Antik Yunan dini ile harmanlamıştı. 12 Tanrı ve Tanrıça’dan oluşan bir Pantheon (Tanrılar Birliği) vardı. Daha sonra fethettikleri yerlerdeki dinleri de kaynaştırıp imparatorluğun devamı için kapsadıkları alanlardaki insanların uyum içerisinde yaşamalarını ön gören Tanrılar Barışı (Pax Dearum) ismini verdikleri bir düzen kurmuşlardı. Roma’yı kuran Romulus’un, Savaş Tanrısı Mars’ın oğlu olduğuna inanılır.

Roma MÖ 66 yılında İsrail topraklarını ele geçirmişti ve bu bölgede dini açıdan bir sorunla karşılaşmıştı. Yahudiler Roma toprakları içinde tek-tanrılı dine inanan tek topluluktu ve başka tanrıları kabul etmeleri inançlarında kesinlikle yasaktı. Dolayısıyla Yahudilerin olduğu bölgeye özerklik verip dini özgürlük tanımışlardı. Kendilerinin atadığı yarı Yahudi bir kral o bölgeden sorumlu olacaktı. Bu kral İncil’de okuduğumuz Kral Hirodes’tir.

Ancak Hirodes’in Yahudiler’in kralı olarak atanması Yahudiler tarafından hoş karşılanmaz; çünkü Hirodes tam Yahudi değildi ve kral ancak Davut soyundan gelebilirdi. Hirodes krallığı boyunca hem Roma’yı hem de halkı memnun etmek için ikiyüzlü bir strateji uygulamıştı. Bir taraftan Kudüs Tapınağı’nı yenileyip başka bir tarafta Sezar için bir tapınak yaptırıyordu.

Bu iki yüzlü yaklaşımı ve Yahudiler’in tek-tanrılı dini yapıları Roma içerisinde İsrail topraklarını en huzursuz topraklar haline getiriyordu. Bundan dolayı Yahudiler sürekli isyanlar çıkarıyorlardı. Octavian ve sonrasındaki imparatorlar Yahudiler’e sürekli baskı uygulayıp kitleler halinde göç ettirip birbirlerinden uzak yaşamalarını sağlamaya çalışıyorlardı.

Aynı şekilde İsa Mesih’in çarmıhtaki ölümü ve dirilişi sonrasında Hristiyanlık da çok-tanrılı bir dine tabi olmayı reddedip tek bir Tanrı’yı kabul ettiği için, sürekli Roma’nın zulmüne uğruyordu. Çünkü Hristiyanlar Roma’nın temellerini inşa eden Pax Deorum, yani Tanrılar Barışı kavramına aykırı hareket ediyorlardı. Roma tanrılarını ve tanrısallaştırılmış Roma İmparatorları’nı kabul etmeyip tek bir Tanrı’ya kulluk ediyorlardı. İşte bu temel bilgiler ışığında Hristiyanlığın ilk 300 yılına bakabiliriz.

Hristiyanlık'ın İlk 300 Yılı:

İsa Mesih’in çarmıha gerildiği yıl MS. 33 olarak kabul edilir. İsa Mesih’le başlayan ve 313 Milano Fermanı’na kadar Hristiyanlık Roma İmparatorluğu’nda yasak kabul edilmiştir ve Hristiyanlar baskı görüp ağır katliamlara uğramıştır. Peki Hristiyanlık Roma için neden yasaktı?

Roma tek-tanrılı dine mensup olan Yahudiler’e ayrıcalık vermişti çünkü Yahudilik kandan geçen bir dindi ve genelde Yahudiliğe geçiş diye bir kavram yoktu. Yahudiler kendi içlerinde dinlerini yaşadıkları için Roma onlara karışmayıp özerklik vermiştir. Roma – Yahudi çatışmaları genelde Yahudiler’in isyanları dolayısıyla oluyordu. Sonuç olarak Yahudilik Roma’da yasak bir din değildi.

Ancak Hristiyanlık tamamen başka bir yapıdadır. İsa Mesih’in son buyruğu, “Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin; size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.” olmuştur.

Bu buyruktan yola çıkan İsa’nın öğrencileri ve ilk Hristiyanlar, iyi haberi önce İsrail topraklarında, sonra Roma İmparatorluğu’nun ve dünyanın diğer bölgelerinde duyurup insanları İsa Mesih’i izlemeye davet ediyorlardı. Bu özelliğinden dolayı Roma İmparatorluğu Hristiyanlığı kendine düşman görüp Hristiyanlığı yasaklamışlardı. Hristiyan öğretisi yayanlara ağır işkence ve ölüm cezaları veriyorlardı. Çünkü Hristiyanlık tek bir Tanrı’ya tabi olmayı öğretiyordu ve bu Roma İmparatorluğu için politik olarak çok büyük bir sorundu.

İşte Hristiyanlığın ilk 300 yılından, MS 315 yılına kadar Hristiyanlık Roma İmparatorluğu’nda yasak bir inanış olarak görülmüş ve toplu Hristiyan katliamları olmuştur.

Hristiyanlara Yönelik Katliamlar (MS. 64 - 315):

Hristiyanlar 64 yılından önce de katlediliyorlardı, ama sistemli bir baskı 64 yılında İmparator Neron tarafından başlatılmıştır. 64 yılındaki ünlü Roma yangınını Hristiyanlara mal eden Neron, Hristiyanlara karşı acımasız bir zulme başlamıştır.

Daha sonra Domitian (MS 89 – 96), Trajan (MS 99 – 117), Hadrian (MS 117 – 138), Marcus Aurelius (MS 161 – 180),  Septimus Severus (MS 193 – 211), Decius (MS 249 – 251), Valerian (MS 253 – 260) ve Diocletian (MS 284 – 305) tarihte en ağır Hristiyan zulmünü uygulamış Roma İmparatorlarıdır.

Özellikle Diocletian zamanında büyük katliamlar düzenlenmiştir. Hristiyanlık en karanlık dönemlerinden birini Diocletian zamanında yaşamıştır. Kaynaklara göre günde 30,000’i bulan ölümler meydana gelmiştir. Diocletian Hristiyanlığı, Roma İmparatorluğunun en büyük düşmanı ilan etmiş ve elinden geldiğince Hristiyanları Roma İmparatorluğu’ndan temizlemek için yemin etmişti.

Konstantin'nin İmparator Oluşu (MS. 312) ve Milano Fermanı (MS. 313):

Diocletian döneminde Roma İmparatorluğu yönetimsel olarak 4 temel bölgeye bölünmüş ve başlarına birer Sezar atanmıştır. Kendisi de Augustus olarak asıl imparator olup hüküm sürmüştür ve imparatorluğu bugünkü İzmit (Nicomedia)’dan yönetmiştir. Diocletian’ın atadığı dört Sezardan birisi Constantius’tur. Constantius, Konstantin’in babasıdır. Constantius bir Hristiyan değildi, ancak Konstantin’in annesi Helena Hristiyan’dı ve oğlunu Hristiyanlığı anlatarak büyütmüştür. Constantius öldüğünde imparatorluğun kuzeybatısı, Diocletian’ın da onayıyla oğlu Konstantin’in yönetimine geçmiştir.

Diocletian öldüğünde, bu dört Sezarın arasında tek imparator olabilme adına amansız bir mücadele başlar. Konstantin 312 yılında, Licinius’a karşı Roma’da, Tiber Nehri üzerindeki Milvian köprüsünün etrafında gerçekleşecek olan son savaşından önce, gökte Grekçe X ve P harflerini görür. Bu iki harf Mesih anlamına gelen Christus kelimesinin ilk iki harfidir. Aynı gece rüyasında İsa Mesih’i görür ve kendisine çarmıh simgesini gösterip, “Bu simgeyle kazanacaksın!” der. Konstantin savaş öncesinde ordusundaki askerlerine, kalkanlarına bu simgeyi yazmalarını söyler ve Konstantin savaşı kazanır ve Roma İmparatorluğu’nun tek imparatoru olur.

313 yılında Konstantin, Milano Fermanı’nı imzalar. Milano Fermanı’yla birlikte Hristiyanlık yasak bir kült olmaktan çıkar ve Hristiyanlara dini özgürlük verilir.

Hristiyanlık İçin Yeni Bir Dönem ve Kilise'nin Birliği:

Artık Hristiyanlık için yeni bir dönem başlamıştır. İsa Mesih’in ölümünden (MS 33 olarak kabul edilir), 313 yılına kadar sürekli devam eden zulme rağmen ayakta kalan Hristiyanlık, artık kabul edilmiş bir din haline gelir.

Ancak, bu 300 yıllık karanlık dönemin çok kötü bir etkisi vardı. Kiliseler arasındaki birlik kopmuştur ve önemli konularda farklı yorumlar ortaya çıkmıştır. Bu durumun aşılması gerekiyordu. İsa Mesih’in İncil’deki en uzun duası kilisenin birliği üzerinedir:

Yalnız onlar için değil, onların sözüyle bana iman edenler için de istekte bulunuyorum, hepsi bir olsunlar. Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar. Dünya da beni senin gönderdiğine iman etsin. Bana verdiğin yüceliği onlara verdim. Öyle ki, bizim bir olduğumuz gibi bir olsunlar. Ben onlarda, sen bende olmak üzere tam bir birlik içinde bulunsunlar ki, dünya beni senin gönderdiğini, beni sevdiğin gibi onları da sevdiğini anlasın.” (Yuhanna 17: 20 – 23)

Bu noktada ekümenik kelimesini irdelemekte fayda var. Ekümenik kelimesi birlik içinde olan kiliseler için kullanılır. Bazı uygulamalar ve ufak detaylarda farklı olsalar bile, temelde inandıkları şeyler aynıdır. Ekümenik kelimesinin kökeni Antik Grekçe’de, ”οἰκουμένη γῆ (oikouménē gē)” yani, ”dünyada yaşanılan alanlar” anlamına gelir. Kiliseler için kullanılmasının nedeni, dünyanın değişik yerlerinde var olan kiliseler, anlamına gelmesidir.

İşte bu gerçekten yola çıkan Konstantin, ekümenik bir toplantı düzenlemek istedi. Farklı coğrafyalarda ve kültürel yapılarda da olsa, öğretişlerinde birlik içinde olan bir kilise oluşturma amacındaydı.

İznik Konsili (MS. 325):

Konsil bugünkü İznik’te (Nicea) bugün İznik Gölü suları altında kalmış olan bir sarayda gerçeklemiştir. 381 episkoposun katılımıyla toplantı başlamıştır.

Konstantin, toplantının açılış konuşmasında şunları söylemiştir:

Arkadaşlarım, sizlerle böyle bir birliktelik ve paydaşlık içinde olmak benim en büyük duamdı. Hepinizi bir arada gördüğüm için, görüş birliği içerisinde bulunduğumuz için ve dualarımı kabul ettiği için Kralların Kralı Tanrımız’a şükretmeyi borç bilirim. Şimdi, zorbaların ve tiranların Tanrı’ya karşı olan savaşı, kurtarıcımız olan Tanrı’nın gücüyle ortadan kaldırıldığına göre, kıskanç ve kötülükle dolu düşmanlarımızın, kendi sapkınlıklarıyla esenliğimizi ve bereketimizi yok etmesine izin vermeyelim! Bana göre Tanrı’nın Kilisesi’nin bölünmesi, herhangi acımasız bir savaştan veya dünyasal eziyetten çok daha kötüdür!”

Görüldüğü üzere Konstantin, 300 yıldır süren eziyetin sonunda böyle bir toplantıyı düzenleyebildiği için duyduğu memnuniyetten bahsediyor.

İznik Konsili'nde Neler Tartışıldı?

İznik Konsili’nin temel konusu, İsa Mesih’in kimliği konusudur. Bilinmesi gereken en önemli konu, aslında Mesih’in tanrısallığının ya da Üçlü Birlik (Teslis) inancının tartışılmadığı, bazı önemli teknik detayların konuşulduğudur.

İznik Konsili’nin en amansız tartışması, Mısır’dan gelen bir rahip olan Arianus’un Mesih’in doğası ile ilgili iddia etmiş olduğu ayrıntılardı.

Arianus’a göre İsa Mesih Tanrı’ya en yakın olan, ama Tanrı olmayan bir varlıktı. İsa Mesih ilk yaratılan varlıktı ve evrenden önce yaratılmıştı. Evren İsa Mesih aracılığıyla Tanrı tarafından yaratılmıştı. Arianus’la fikir birliğinde bulunan çok küçük bir azınlık vardı ve ikisi dışındakiler fikirlerini değiştirmişlerdi.

İznik Konsili’nde bu görüş sapkın olarak kabul edilmiş ve İsa Mesih’in kimliği ile ilgili tartışmalar son bulmuştur.

İznik Konsili İle İlgili Yanlış Bilinenler:

Hristiyanlık İznik Konsili’nde Biçimlendi

Bu tamamen yanlış bir iddiadır. Hristiyanlıkla ilgili temel inançlar ve kavramlar çok daha önce ortaya çıkmıştı. Bunun için İncil ve İncil dışında İznik Konsili öncesine ait kaynaklara bakılabilir. Peki Hristiyanlığın temel inanışlarıyla ilgili hangi kaynaklara bakmak gerekir:

  • İncil: Günümüzdeki Yeni Antlaşma yazılarının orijinal kopyaları İznik Konsili’nden çok daha öncesine tarihlenir.
  • Didache (Didake): Didake İstanbul’da bulunmuş, Hristiyanlık’la ilgilli en eski dokümanlardan biridir. MS 60 – 80 arasında tarihlenir. Didake Elçilerin Öğretisi olarak da bilinir ve genelde Kilise ibadetleri ve Rabbin Sofrası ibadeti ile ilgili önemli bilgiler içerir. Bu dokümanda görülebileceği üzere bugün Hristiyanların birçok temel inanışları 1. yy’dan beri mevcuttu.

İncil İznik Konsili’nde Biçimlendi

Bu iddia da tamamen yanlıştır. Çünkü İznik Konsili’nde hangi kitapların Kutsal Kitap’a dahil edilmesi gerektiği tartışılmadı. Eski Antlaşma 1. yy’a ulaşana kadar zaten tamamlanmıştı. Bunu Kumran yazılarından görebilirsiniz. Yeni Antlaşma’nın bölümlerinin çoğu da İznik Konsili öncesinde bir araya getirilmişti.

Üçlü Birlik (Teslis) Kavramı İznik Konsili’nde Biçimlendi

İznik Konsili’ndeki temel tartışma konusu Üçlü Birlik’ten çok, İsa Mesih’in kimliği üzerineydi. Üçlü Birlik’le ilgili temel öğretişleri, İznik Konsili’nin çok öncesinde Origen ve Tertullian yazılarında görülebilir. Üçlü Birlik ile ilgili temel inanışın ne olması gerektiğiyle ilgili 381 yılında yeni bir tartışma açılmıştı.

Makalede gördüğünüz üzere, İznik Konsili’nin 325 yılında toplanması bir tercihten ya da baskıdan değil; 300 yıl süren Büyük Zulmün sona ermesinden kaynaklanmıştı. MS.64 yılından 313 yılına kadar süren bu karanlık dönemde sürekli canlarını kurtarmaya çalışan Hristiyanların, böylesine bir toplantıyı düzenlemeleri imkansızdı.

Görüldüğü gibi bu 300 yıllın sonunda zulmün ortadan kalkmasıyla, ilk fırsatta İsa Mesih’in dua ettiği gibi Kilise’nin birliği kaygısıyla dünyanın değişik yerlerindenki Hristiyan önderler buluşup bu önemli konuları tartışmışlardır.

Konstantin’in açılış konuşmasında göreceğiniz üzere, bu buluşmanın amacı karanlık dönemin sonunda kilisenin bölünmesi tehlikesinin ortadan kaldırılması ve bir olma amacının güdülmesidir.

Aşağıdaki linklerden İznik İnanç Açıklamasını okuyabilir veya bizden kargo dahil ücretsiz İncil isteyebilirsiniz.