Gerçek ve Gerçeklik Nedir?


Sevgili ziyaretçimiz, bu makalemizde gerçek kavramını Hristiyan bakış açısıyla irdeleyeceğiz. Bizim temel kaynağımız Tanrı sözü olan İncil’dir. Eğer kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir. Size iyi okumalar diliyoruz.

Talep Formu

Gerçek, etrafımızda algıladığımız veya algılamadığımız, var olan her şeydir. Mesela binalar, dağlar, araçlar, hayvanlar vs. gerçektir. Ancak biz bütün bunları algıladığımızda, bunun ismi gerçeklik olur. Peki neden böyle bir fark var? Çünkü biz, var olan her şeyin, algıladığımız kadarını bilebiliriz değil mi? Gerçek, bizden bağımsız olarak var olan her şeyi kapsadığı halde, gerçeklik için algılarımız gerekiyor. Yani aslında biz gerçeğin beynimiz tarafından yorumlanabildiği kadarını algılayabiliyoruz ve gerçekliği beynimiz yaratıyor.

Algı, 5 duyumuzla çevremizde olan şeylerin beynimiz tarafından yorumlanmasıdır. Beyin görmez, koku almaz, duymaz, hissetmez, tat almaz. Bunun yerine bazı araçlar aracılığıyla (göz, burun, dil, kulak ve tenimiz) iletilen sinyalleri yorumlar. Aslında renk diye bir şey yoktur. Işık kırılmasının gözümüz aracılığıyla beynimize iletilmesi ve beynimizin de bunu yorumlanmasıdır renk. Aynı şekilde ses ve koku da yoktur. Kulaklarımız ve burnumuz aldığı sinyalleri dönüştürerek beyne gönderirler ve aslında beynimizde hissederiz her şeyi. İşte gördüğümüz gibi, gerçek ve gerçeklik arasında bir fark oluşuyor.

Aşağıda algı testini, “Önce” ve “Sonra” tablarına basarak görebilirsiniz.

Yukarıdaki örnekte gördüğünüz üzere, aslında beynimiz kendi kendisine parçaları birleştirerek bir gerçeklik oluşturuyor. Gözlerimizle görüp beynimize ileterek ışık ve gölgeyi algılıyor. Böylece bizim aslında olmayan bir gerçekliği algılamamızı sağlıyor.

Mesela, olasılık ya da tesadüf dediğimiz şeyler de yoktur. Sadece hesaplayamadığımız sonuçlar vardır. Her şeyin bir nedeni vardır, ama biz her zaman nedenleri bilemediğimiz için sonuçları de öngöremiyoruz. Özetle söylemek gerekirse biz aslında algıladığımız her şeyin kısıtlı yönlerini algılıyoruz.

Beyin dediğimiz organ farklı noktalardan küçük elektrik sinyalleriyle iletişim kurar ve bu bağlarla zihin dediğimiz şey ortaya çıkar. Ama bunların çok büyük bir çoğunluğu dört yaşına kadar oluşur ve bundan sonraki hayatımız genel olarak bu nörolojik bağlardan ibarettir. Bizi biz yapan şey işte bu bağlardır. Tüm gerçekliğimiz buna göre oluşur. Aslında kendi gerçekliğimizin temeli işte tam böyle atılır.

Bu dönemde bizim gerçekliğimizin oluşumunda sosyal ilişkilerimiz ve en önemlisi ebeveynlerimiz, ailemiz devreye girer. Ailemiz, içinde yaşadığımız mahalle, kültür, okul vs. hepsi bizim gerçekliğimizin oluşmasında rol oynarlar.

Peki bu bizi her zaman sağlıklı büyümemize yardımcı olur mu? Tabi ki bütün bu sosyal ortamlar iyi niyetle yaklaşırlar. Ama aslında hiçbirini biz seçimimiz halde, o topluluğun görüşleri, otomatikman bizim görüşlerimiz olur. Beynimiz bir şablon oluşturur ve bütün algımız bu şablon içerisinde hareket eder. Bizi büyütecek nedensellik ilkesi yerine, alışkanlıklar yer almaya başlar. Yeni bir şey öğrensek bile, bu şablonun dışına çıkmamız çok zordur. Bunu değiştirmek için çok güçlü bir dinamiğe ihtiyacımız vardır.

İşte bütün bu etkenler bizde bir süzgeç oluşturur ve gerçeğin ancak o süzgeçten geçen bölümünü algılarız. Buna da gerçeklik denir. Gerçeklik aslında gerçeğin kişi tarafından yorumlanış biçimidir.

Peki biz her şeyin algılayabildiğimiz kadarını bilebiliyorsak, Tanrı’yı gerçekten tanıyor muyuz? Tanrı’yı nasıl bileceğiz, nasıl tanıyacağız? Biz, aslında bizi yaratan gerçek Tanrı’ya mı, yoksa bizim kendi gerçekliğimizde yarattığımız Tanrı’ya mı inanıyoruz? Çok şükür ki Tanrı, bizim O’nu algılamamızı şansa bırakmıyor.

İsa Mesih, İncil’de şöyle diyor: “Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak”

Gerçek Tanrı’yı öğrenmek ister misiniz? Aşağıdaki linkten formu doldurun ve size kargo dahil ücretsiz İncil gönderelim.