Allah Nerede? Neden Allah'ı Göremiyoruz? Acı Çekilirken Allah Nerede?


Sevgili ziyaretçimiz, bu makalemizde “Allah Nerede” sorusuna Hristiyan bakış açısıyla bakacağız. Bizim temel kaynağımız Tanrı sözü olan İncil’dir. Eğer kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir. Size iyi okumalar diliyoruz.

Talep Formu

Kısaca

İnsan hayatında acı, sıkıntı ve adaletsizlikle karşılaştığında şu soruyu sormadan edemez: Allah nerede? Bu makalede, bu soruya Hristiyan bakış açısıyla yaklaşarak, dünyadaki acının kaynağını ve Allah’ın bu acılar karşısındaki yerini ele alıyoruz. İncil’e göre sorun Allah’ın yokluğu değil; günahın dünyaya girmiş olmasıdır. Buna rağmen Allah uzak değildir; aksine insanın acısına kayıtsız kalmaz.

Acı Çekilirken Allah Nerede?

Dünya acılarla ve çektiği acıları kimsenin anlamadığını düşünen insanlarla dolu. Bazen, acı ve sıkıntı yaşayan tek kişi olduğunu, kendisi dışındaki bütün insanların mükemmel hayatlar yaşadığını ve hatta dünyadaki herkesin kendisine acı çektirmek için anlaştığını düşünebiliyor insan.

Belki de en zor olan şey, acının kendisi değil; o acının içinde yalnız hissetmektir. İnsan sadece yaşadığı şeyle değil, anlaşılmamış olmakla da mücadele eder. İşte tam bu noktada “Allah nerede?” sorusu daha da derinleşir.

Anlamamız gereken şey şu: dünyada kötülük hakim oldukça, acı çekmek hep olağan bir şey olacak ve bu gerçek, acının hissettirdiklerini asla hafifletmeyecek.

Hep söylemeyi sevdiğim bir söz vardır: “Zamanla değil, Rab’le.” Birçok kişinin sandığının aksine, zaman yaralarımızı iyileştirmiyor. Zaman bize şifa vermiyor, iyi gelmiyor. Sakinleştirici bir etkisi olduğu doğru. Ama yaşadığımız acıyı besleyecek ufacık bir hamle, her şeyi zaten hiç gizlenmemiş olan yuvasından geri çıkarıyor. Hem de biriktirdikleriyle birlikte.

Bu nedenle ortada bir acı varsa, tedavisi zaman değildir. Tedavisi arkadaşlar, aile, iş, makam, para; hiçbiri değildir. Allah bir yere kadar bunları da kullanır tabi. Ama asıl olay bunlar değildir. Şifayı asıl veren Allah’tır.

İnsan çoğu zaman çözümü yanlış yerde arar. Daha çok meşguliyet, daha çok başarı, daha çok insan… Ama içteki boşluk aynı kalır. Çünkü o boşluk, ancak Allah ile dolabilecek bir boşluktur.

Peki ama bu kadar acı varken, gerçekten Allah nerede?

Günah Dünyaya Girdi

Bazılarınızın, “Dünyada bu kadar sıkıntı varken, kimse bana Allah’tan bahsetmesin. Bizler O’nun umrunda bile değiliz.” dediğini duyar gibiyim. Belki de bu ses, bazen benim de benliğimden gelen bir sestir. Nereden gelirse gelsin, bu düşünce doğru değil.

İnsanın içindeki bu isyan duygusu aslında yeni değildir. İnsanlık tarihi boyunca aynı soru sorulmuş, aynı suçlama yapılmıştır. Ama bu sorunun cevabını doğru yerde aramak gerekir.

Bunu fark ettiğim zaman bildiğim, inandığım gerçekler su üstüne çıkıyor ve bu yalanı bastırıyor. İşte o gerçekler:

Adem ve Havva, o çok sevgili meyveyi yediklerinde, günah onların bedenine girmedi. Günah, dünyaya girdi. Bu nedenle dünyada bulunan her şey de, ilk günahtan nasibini aldı.

O günden bu güne değişmeyen şeylerden birkaçı, insanların şeytanın oyunlarına;
“Yılan, ‘Kesinlikle ölmezsiniz’ dedi (Yaratılış 3:4)”

ve kendi benliklerine;

“Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü (Yaratılış 3:6)”

uyarak işledikleri günahlar yüzünden Allah’ı suçlamalarıdır:

“Adem, ‘Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim’ diye yanıtladı. (Yaratılış 3:12)”

İlk günah işlendi. Şeytan ilk yalanını söyledi. Kadın ilk itaatsizliğini etti.

Adam ilk kez Allah’ı suçladı.

O günden bugüne kadar, bu hala böyle devam etmektedir. İnsanlar şeytanın yalanlarına ve kendi iradelerine uyarak günah işliyorlar. Savaşlar başlatıyor, güç elde etmek istiyor, çocukları satıyor, kadınlara tecavüz ediyor, insanlara işkence ediyor, insanları aç bırakıyor ve dahası; artık bunu herkes herkese yapıyor.

Aslında insan, kendi kurduğu düzenin içinde acı çekiyor. Ve çoğu zaman bu düzenin sorumluluğunu almak yerine, gözünü yukarı çevirip suçlayacak birini arıyor.

Ardından bütün dünya toplanıp tek bir ağızdan göklere haykırıyor:

“Allah bizi unuttu! Allah bizi umursamıyor! Bizi sevmiyor! Allah dünyanın acılarını görmüyor! Buna izin veriyor! Allah suçlu!”

Ama kimse aynaya bakıp sormuyor:
“Ben ne yapıyorum?”

Belki de asıl soru şudur: Allah nerede değil, insan ne yaptı?

Allah nerede
Önemki Soru: Acı Çekilirken Allah Nerede?

Peki Allah Nerede?

İnsanın insana yaptığının kaynağını anlıyorsunuz belki: şeytan ve benlik.

O zaman şu sorular geliyor: “Peki ya doğal afetler?”

Bu da bizi başta verdiğimiz cevaba götürüyor: günah insana değil; dünyaya girdi. Bu nedenle insan ilk itaatsizlik ettiği andan itibaren, bütün dünya ölmeye başladı. Toprak, su, hava bile. Ağaçlar, göller, yağmurlar bile.

Artık hiçbir şey Allah’ın yarattığı mükemmel halinde değil. Her şeye günah bulaştı. Allah’ın en mükemmel yarattığı insana bile, hatta en çok da ona.

Bu nedenle acı çekiyoruz. Bu nedenle dünyada pislik, zorbalık, sapkınlık, acı ve öfke var.

İncil bu durumu çok çarpıcı bir şekilde ifade eder:

“Bütün yaratılışın şimdiye dek birlikte inleyip doğum ağrısı çektiğini biliyoruz.”

Yani sorun sadece insanla sınırlı değildir; bütün yaratılış bir bozulmanın içindedir. Bu yüzden yaşadığımız acılar, sadece bireysel değil, aynı zamanda evrensel bir kırılmanın sonucudur.

Ama burada çok önemli bir noktayı kaçırmamak gerekir: Allah bu dünyayı bu halde bırakıp kenara çekilmiş değildir.

İncil’e göre Allah, insanın acısını uzaktan izleyen bir varlık değildir. Aksine, insanın acısına dahil olan bir Tanrı’dır. Bu yüzden Hristiyanlıkta Tanrı sadece güçlü değil, aynı zamanda acıyı bilen bir Tanrı’dır.

Belki de Allah’ı en çok yanlış anladığımız nokta burasıdır. Biz O’nu sadece müdahale eden, her şeyi anında düzelten biri olarak görmek istiyoruz. Ama İncil bize, O’nun aynı zamanda sabreden, bekleyen ve insanla birlikte yürüyen bir Tanrı olduğunu gösterir.

Tamam, belki bizler günahlıyız ve yaptığımız şeylerin bedelini ödüyoruz. Belki biz dünyayı bu hale getirdiğimiz için bu acıları yaşıyoruz. Ama yine de, O koskocaman Allah değil mi? Yine de biz çocuklarına acıması, bizlere bakması gerekmez mi?

Peki biz acı çekerken, Allah nerede?

Bu ağır soruya verebilecek süslü cevaplarım var. Ama belki de bu soruya en sade ve güçlü açıklamalardan birini C. S. Lewis şu şekilde ifade etmiştir: “Tanrı sevinçlerimizde bize fısıldar, vicdanımızda bizimle konuşur, ama acılarımızda adeta haykırır; çünkü acı, sağırlaşmış bir dünyayı uyandırmak için kullanılan bir megafon gibidir.”

Bu söz aslında çok derin bir gerçeğe işaret eder. İnsan çoğu zaman her şey yolundayken durup düşünmez, hayatını sorgulamaz, hatta Allah’ı aramaz bile. Ama acı geldiğinde, her şey yavaşlar. İnsan kendine dönmeye başlar. Sorduğu sorular değişir, arayışı derinleşir.

Belki de bu yüzden acı, sadece bir kırılma noktası değil; aynı zamanda bir uyanış noktasıdır. Ve belki de Allah, en çok sessiz göründüğü anlarda, aslında en derin şekilde konuşuyordur.

Sonuç: Allah Uzak Değil

Belki de bu makalenin sonunda kesin bir cevap bulamadığınızı düşünebilirsiniz. Ama belki de cevap, sandığımız kadar basit bir cümlede değildir.

İncil’e göre Allah uzak değildir. O, insanın acısına kayıtsız kalan bir Tanrı değildir.

Nitekim Kutsal Kitap’ta şöyle yazar:

“Rab, kırık kalplilere yakındır ve ruhu ezilmiş olanları kurtarır.”

Bu, Allah’ın acıyı görmezden gelmediğini; tam tersine, en çok kırıldığımız anlarda bize en yakın olduğunu gösterir.

Bazen sessiz gibi görünür. Bazen müdahale etmiyor gibi hissedilir. Ama bu, O’nun orada olmadığı anlamına gelmez.

Belki de asıl mesele şudur: Biz Allah’ı görmek istediğimiz yerde arıyoruz. Ama O, kendisini çoğu zaman bizim beklemediğimiz şekilde gösteriyor.

Ve bazen…

Allah’ın varlığını en çok, acının tam ortasında hissederiz.