Tanrı'yı Göremiyorum; Tanrı Yoktur!


Birçok kişi bu düşünce nedeniyle bir Tanrı’nın var olmadığını ve Tanrı’ya inanmanın saçma bir yaklaşım olacağını düşünürler. Onlar için “görmek ya da görmemek işte bütün mesele budur.”

Bu iddia için başlangıç noktası ne olmalıdır? İddia ile anlatılmak istenen nedir?

Bu iddianın aslında kökünde sadece ve sadece duyularımızla test edebildiğimiz şeylerin gerçekten var olduğunu varsayan pozitivist düşüncenin bir ürünü olduğunu fark etmek önemlidir. Pozitivist düşüncenin birçok tutarsız tarafı vardır. Fakat bu yazı da tam çoğunlukla göremediğimiz gerçeklikler üzerinden gideceğiz.[1]
İddianın pozitivist görüş temelinde öne sürüldüğünü görmek önemli çünkü pozitivizmin güçlü kalesi olan natüralist bilim bile bize göremediğimiz gerçekliklerin var olduğunu söyler. Örneğin, Kara delikleri görmeyiz ama onların var olduğuna inanırız. Çünkü yapılan hesaplamalar onların varlığını gerekli kılmaktadır. Göremiyoruz çünkü çekim güçleri nedeniyle ışık bile kendisini onun çekim alanından kurtaramıyor.
Göremediğimiz gerçekliklerden devam edersek, bir başka örnek olarak zamanı ele alabiliriz. Zaman genelde üç boyutlu evrenimize ek bir boyut olarak (yani 4. boyut olarak) açıklanır. Aslında bu nokta da ufak bir not açıklamayı daha da ilginç kılabilir. Çünkü boyut konusunda teorik fizikçilerin öne sürdükleri yeni model sicim teorisidir. Bu teori 4 boyuttan daha fazla boyut olduğunu ileri sürer. Bu boyutlar deneyim edilemez ama hesaplanabilir. Aynı şekilde “Zaman” boyutu da bizim göremediğimiz bir şeydir. Fakat onun varlığından şüphe duymayız. Çevremizdekileri izah etmeye çalışırken ve onları modellerken bu kavramı kullanırız.
Stephen Hawking’de kendi kitabında şunları yazmıştır:

“Görünenden veya kuramdan bağımsız bir gerçeklik kuramı yoktur. Biz modele dayalı gerçeklik dediğimiz bir görüşü kabul edeceğiz; buna göre bir fizik kuramı – genellikle matematiksel bir doğası olan- bir modeldir…” [2]
Stephen Hawking kitabında göremediğimiz ama modelleyebildiğimiz gerçeklerden bahseder. Örneğin, önceden maddenin en temel yapıtaşının atom olduğu düşünülürken bugün artık Standart Model’e göre atomların kuarklardan oluştuğu düşünülmektedir. Hatta Kuarkların da Gluonlardan meydana geldiği ifade edilmektedir.
Kısacası göremediğimiz ama varlığından şüphe duymadığımız şeyler de vardır.
Yapılan bir başka hata ise, hayattaki tüm gerçekliği bizim sınırlarımıza indirgemekten kaynaklanmaktadır. Biz sadece gördüklerimizin gerçek olduklarını beyan ederken, kendi sınırlı varlığımızı dikkate almayız. Sanki dünya bizim etrafımızda dönüyormuş ve her şeyi biliyormuş gibi davranırız. Her şey de olduğu gibi gözlerimizin de sınırlarını hesaba katmamaktayız.

İnsan gözü harika bir şekilde çalışmasına karşın, belli bir algılama aralığı vardır. Buna görünür ışık denir ve 400 ile 700nm’lik dalga boyları arasındadır. Bu aralığın dışındakileri göremeyiz. Bu nedenle mikro dalgaları, Kızılötesi ışınları, Gama ışınlarını vb. göremeyiz. Şimdi biz göremedik diye bunları yok mu sayacağız? Ya da bunların var olduğunu düşünmek saçma bir davranış mı olacak? Hiç sanmıyorum!
Fakat bu noktada şu haklı itiraz yapılabilir: “Fakat tüm bunları görmememize rağmen, onları çeşitli cihazlar ya da kuramlar aracılığıyla tespit edebiliriz. Peki ya Tanrı için?
Bunun cevabını da belki bir sonraki yazıya bırakmak daha faydalı olacaktır.
Esenlikle,

________________________________________
[1] Eğer bu konuda güzel bir kaynağa başvurmak isterseniz, “Gerçekten Yana Olmak” adlı kitabı size önerebilirim.
[2] Stephen Hawking ve Leonard Moldinov, Büyük Tasarım, Doğan Kitap, 2012, sayfa 40