Tanrı'yı Göremiyorum; Tanrı Yoktur!


Sevgili ziyaretçimiz, bu makalemizde “Tanrı’yı Göremiyorum; Tanrı Yoktur” önermesine Hristiyan bakış açısıyla bakacağız. Bizim temel kaynağımız Tanrı sözü olan İncil’dir. Eğer kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir. Size iyi okumalar diliyoruz.

Ücretsiz İncil

Kısaca

Birçok insan Tanrı’yı göremediği için O’nun var olmadığı sonucuna varır. Ancak günlük hayatta gözlerimizle göremediğimiz halde varlığından emin olduğumuz birçok gerçeklik vardır. Zaman, yerçekimi, radyo dalgaları, atomlar ve hatta sevgi bunlardan sadece birkaçıdır. Bu nedenle “göremiyorum, öyleyse yoktur” mantığı hem bilimsel hem de felsefi açıdan yeterli değildir. Bu makalede, Tanrı’nın varlığını yalnızca gözle görülüp görülmemesi üzerinden değerlendirmenin neden sorunlu olduğunu inceleyeceğiz.

Tanrı’yı Göremiyorsam Neden İnanayım?

Hristiyanlık hakkında en sık sorulan sorulardan biri şudur:

“Tanrı gerçekten varsa neden onu göremiyorum?”

Bazı insanlar bu soruyu samimi bir merakla sorarken, bazıları için bu soru Tanrı’nın var olmadığına dair bir kanıt olarak görülür.

Mantık şöyle işler:

“Eğer Tanrı varsa onu görmem gerekir. Göremiyorum. O halde Tanrı yoktur.”

İlk bakışta bu düşünce oldukça mantıklı görünebilir. Sonuçta günlük yaşamımızda birçok şeyi gözlerimizle görerek tanırız. Ancak biraz daha derin düşündüğümüzde, bu mantığın sandığımız kadar sağlam olmadığını fark ederiz.

Çünkü insan bilgisi yalnızca gördüklerinden ibaret değildir.

Aslında hayatımızdaki en önemli gerçekliklerin büyük bir kısmını doğrudan göremeyiz.

Tanrı'yı Göremiyorum
Tanrı'yı göremiyorum; Tanrı yoktur! Bu iddianın aslında kökünde sadece ve sadece duyularımızla test edebildiğimiz şeylerin gerçekten var olduğunu varsayan, pozitivist düşünce vardır.

Gözlerimiz Her Şeyi Görebilir Mi?

İnsan gözü son derece etkileyici bir organ olsa da oldukça sınırlıdır.

Örneğin insanlar elektromanyetik spektrumun yalnızca çok küçük bir bölümünü görebilirler. Radyo dalgalarını göremeyiz. Wi-Fi sinyallerini göremeyiz. X ışınlarını göremeyiz. Kızılötesi ışınları göremeyiz.

Ancak bunların var olmadığını söylemeyiz.

Cep telefonumuz çalışıyorsa, televizyon yayın alıyorsa veya internet bağlantımız varsa, gözle göremediğimiz bu sinyallerin varlığını kabul ederiz.

Çünkü onları doğrudan görmesek bile etkilerini gözlemleyebiliriz.

Aynı durum yerçekimi için de geçerlidir.

Kimse yerçekimini görmemiştir. Bir elmayı ağaçtan düşüren veya gezegenleri yörüngelerinde tutan kuvveti gözlerimizle seçemeyiz. Ancak sonuçlarını gördüğümüz için onun varlığından eminiz.

Dolayısıyla bir şeyin görülememesi, onun var olmadığı anlamına gelmez.

Bilim de Görünmeyen Şeyleri Kabul Eder

Bazı insanlar bilimin yalnızca görülebilen şeylerle ilgilendiğini düşünür. Oysa bilim tarihi bunun tam tersini göstermektedir.

Elektronları kimse çıplak gözle görmez.

Kara delikler doğrudan gözlemlenemez.

Karanlık madde ve karanlık enerji hâlâ gizemlerini korumaktadır.

Buna rağmen bilim insanları bunların varlığını kabul ederler. Çünkü gözle görülmeseler de etkileri gözlemlenebilir.

Bilim çoğu zaman görünmeyen nedenleri, görünen sonuçlardan hareketle keşfeder.

Bir evin önünden geçerken içeride kimsenin olmadığını varsayabilirsiniz. Ancak içeriden müzik sesleri geliyor, ışıklar yanıyor ve mutfaktan yemek kokuları geliyorsa, içeride birilerinin bulunduğu sonucuna varırsınız.

Onları görmemiş olsanız bile.

Çünkü etkiler bir nedenin varlığına işaret eder.

Tanrı’nın varlığı konusundaki tartışmaların önemli bir kısmı da benzer bir mantığa dayanır. Evrenin düzeni, yaşamın ortaya çıkışı, ahlaki değerler ve insan bilinci gibi olguların bir açıklamaya ihtiyaç duyduğu düşünülür.

Sadece Görülen Şeylere Mi İnanıyoruz?

Eğer yalnızca gördüğümüz şeylere inanacak olsaydık, günlük hayatımızın büyük bölümü imkânsız hâle gelirdi.

Çoğumuz beynimizi hiç görmedik.

Dünyanın çekirdeğini görmedik.

Geçmişte yaşanan tarihsel olayları görmedik.

Büyük dedelerimizin çoğunu tanımadık.

Buna rağmen bunların varlığını kabul ediyoruz.

Neden?

Çünkü inanç her zaman kör bir kabul anlamına gelmez.

Çoğu zaman elimizdeki kanıtların bizi götürdüğü sonuca güvenmek anlamına gelir.

Aslında hayatımızın her alanında bu tür bir güven söz konusudur.

Bir uçağa bindiğinizde pilotu tanımıyor olabilirsiniz. Uçağın her parçasını incelememiş olabilirsiniz. Ancak elinizdeki bilgiler sizi yolculuğun güvenli olduğu sonucuna götürdüğü için uçağa binersiniz.

Bu anlamda herkes her gün çeşitli şeylere inanarak yaşamaktadır.

Sorun inanıp inanmamak değil, neye ve hangi gerekçelerle inandığımızdır.

Peki Ya Sevgi?

Aslında hayatımızdaki en önemli gerçekliklerin birçoğu gözle görülemez.

Sevgiyi göremezsiniz.

Adaleti göremezsiniz.

Merhameti göremezsiniz.

Vicdanı göremezsiniz.

Sadakati göremezsiniz.

Bir annenin çocuğunu sevdiğini nasıl anlarsınız?

Sevginin kendisini gözlemleyemezsiniz. Ancak davranışlarını, fedakârlığını ve etkilerini görürsünüz.

Hiç kimse “Sevgiyi göremiyorum, öyleyse sevgi yoktur” demez.

Çünkü görünmeyen bazı gerçeklikler etkileri aracılığıyla kendilerini gösterirler.

Hristiyanlar Tanrı’nın da benzer şekilde kendisini yarattığı dünya, insan vicdanı, tarih ve kişisel deneyimler aracılığıyla gösterdiğine inanırlar.

Kutsal Kitap Ne Söylüyor?

Kutsal Kitap, Tanrı’nın fiziksel bir nesne gibi görülebilecek bir varlık olmadığını öğretir.

İncil’de şöyle yazar:

“Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi.”

Bu ifade Tanrı’nın yok olduğunu değil, insan deneyiminin sınırlarının ötesinde olduğunu vurgular.

Buna rağmen Kutsal Kitap, Tanrı’nın yarattığı dünya aracılığıyla kendisini açıkladığını öğretir.

Elçi Pavlus şöyle yazar:

“Tanrı’nın görünmeyen nitelikleri —sonsuz gücü ve tanrılığı— dünya yaratılalı beri O’nun yaptıklarıyla anlaşılmakta ve açıkça görülmektedir.”

Burada dikkat çekici bir düşünce vardır.

Tanrı doğrudan gözle görülmese de eserleri aracılığıyla tanınabilir.

Nasıl ki bir ressamın tablosuna bakarak sanatçının varlığını anlayabiliyorsak, Kutsal Kitap da yaratılışa bakarak Yaratan hakkında bazı şeyler öğrenebileceğimizi söyler.

İsa Mesih ve Görmek Meselesi

İncil’de bu konuyla ilgili ilginç bir olay vardır.

İsa Mesih’in öğrencilerinden biri olan Tomas, İsa’nın ölümden dirildiğine inanmak istemez. Şöyle der:

“Ellerindeki çivi izlerini görmedikçe ve parmağımı o izlere koymadıkça asla inanmam.”

Bir süre sonra İsa Tomas’a görünür ve ona istediği kanıtı sunar.

Tomas sonunda iman eder.

Ancak İsa’nın verdiği cevap dikkat çekicidir:

“Beni gördüğün için mi iman ettin? Görmeden iman edenlere ne mutlu!”

Burada İsa kör bir inancı övmemektedir. Tomas zaten birçok kanıta sahipti. Ancak Tomas, sahip olduğu tüm kanıtlara rağmen daha fazlasını talep etmişti.

İsa’nın vurguladığı nokta şudur:

İman yalnızca gözle görmekten ibaret değildir. İnsan bazen elindeki kanıtların gösterdiği sonuca güvenmeyi de öğrenmelidir.

Tanrı Kendini Neden Açıkça Göstermiyor?

Bu soru da sıkça sorulur.

“Eğer Tanrı varsa neden gökyüzünde belirip herkese kendisini göstermiyor?”

Bu sorunun kesin cevabını kimse bilemez. Ancak Hristiyanlık Tanrı’nın amacının insanları zorla ikna etmek olmadığını öğretir.

Bir polis memurunun önünde kırmızı ışıkta durmak ile sevdiğiniz bir insana gönüllü olarak sadık kalmak arasında büyük fark vardır.

Birinde zorunluluk vardır.

Diğerinde ilişki vardır.

Kutsal Kitap’a göre Tanrı insanların kendisiyle özgür bir ilişki kurmasını ister. Bu nedenle insanlara yeterli kanıt sunar, ancak onları özgür seçim yapamayacakları kadar zorlamaz.

Sonuç

Tanrı’nın var olup olmadığını değerlendirirken yalnızca gözle görülebilir olmasını ölçüt almak doğru değildir.

Bilim, felsefe ve günlük yaşam deneyimlerimiz bize gözle görülemeyen birçok gerçekliğin var olduğunu göstermektedir. Yerçekimi, radyo dalgaları, atomlar, sevgi, adalet ve bilinç bunlardan yalnızca birkaçıdır.

Bu nedenle “Tanrı’yı göremiyorum, öyleyse Tanrı yoktur” iddiası güçlü bir kanıt olmaktan çok bir varsayımdır.

Asıl soru, Tanrı’nın gözle görülüp görülmediği değil; evrenin, yaşamın, ahlakın ve insan deneyiminin Tanrı’nın varlığına işaret edip etmediğidir.

Hristiyanlık, bu soruya “Evet” cevabını verir ve insanları Tanrı’nın varlığına ilişkin kanıtları dürüstçe araştırmaya davet eder.