Ölçütü Belirlemek


Ölçütü Belirlemek-“Pahalı parfümleri bir kenara bırakın, insan güven kokmalı…” demişler. Ne kadar da yerinde ve doğru bir söz! Güven duygusunun zedelendiği bir çağda yaşıyoruz. Özellikle ülkemizde de bunu rahatlıkla görebiliriz ki insanların güvenmesi gereken kurumlara dahi güveni kalmadı. Hukuka, seçim kurumlarına vs. güveni her geçen gün azalmakta olduğunu gözlemleyebiliyoruz.

Her ne kadar bunu göz ardı etsek de, güven duygusu da bizler için kritik bir öneme sahiptir. Çünkü güvenmeden adım atamaz, çalışamaz, hatta hiçbir şey yiyip içemeyiz. Düşünün güvenmediğiniz bir yerden yiyecek, giyecek vb. alır mısınız? Ya da güvenmediğiniz bir kişi ya da kuruma servetinizi emanet eder misiniz? Bunların cevabı yüksek ihtimal “hayır!” olacaktır.

Bununla birlikte bugünlerde sürekli şu soru karşımıza çıkıyor: “Kime güvenebilirim?”. Gerçekten kime güvenebiliriz? Yaklaşık bir ay önce konuştuğum bir iş yeri sahibi güven ilişkilerinin nasıl yerle bir olduğunu bana anlattı. Eşinin kendisini nasıl gün be gün dolandırdığını ve suratına karşı yalanlar söylediğinden bahsetti. Adamın anlattıklarına göre eşi kendisini kandırmış ve yüklü bir miktarda para ile birlikte kaçmış. Tabi bu kişiyi tam olarak tanımıyor ve olayın tümünü bilemiyoruz. Fakat her ne olursa olsun, bu açıklamaların içerisinde belki kendimizi ufacık bir ana yerleştirebiliriz.

Belki okul hayatımızda güvendiğimiz dağlara karlar yağmış olabilir ya da iş arkadaşlarımızdan güven duygumuzu yerle yeksan eden kişiler olmuş olabilir. Yaşadığımız olaylar kimseye güvenmememize neden olmuş olabilir. Kısacası herkese güvenen bir kişi de olabiliriz, herkesten şüphe duyan bir kişide… Genelde tecrübelerimiz bu konuda bize yol göstermektedir. Fakat hala sorumuz olduğu yerde durmaktadır: “Kime gerçekten güvenebilirim?”.

Güven aslında kelime anlamı ile kuşku duymadan bağlanma ya da inanmadır.[1]Kuşku duymamamıza neden olan şey ise, güvendiğimiz kişinin erdemli yönleridir. Diyebiliriz ki şu kişi bana yalan söylemez, bana dürüst davranır, arkamdan iş çevirmez. Buna karşın aslında şunu da biliriz ki bu hayatta yalan söylemeyen ve tamamıyla dürüst olan kimse yoktur. Çevremize sözler veririz ama her zaman bunu yerine getirebilecek kapasiteye sahip olamayabiliriz.
Bu konuda çok karamsar olmak istemiyorum ama güvenecek kişi bulmak çok zordur. Yine de güvenebileceğimiz bir kişi olmalıdır. Çünkü güven olmaksızın yaşam bir ıstırap alanıdır. Bu nedenle kime güveneceğimiz konusunda bir seçim yapmamız gerekir. Örneğin, benim burada yazdıklarıma güvenmiyorsanız ya da güvenilecek hiçbir noktası yoksa o zaman bu yazıyı okumanızın bir anlamı kalmayacaktır. Çünkü güvenilmezdir. O zaman ana sorumuzun cevabını bulmak adına yardımcı adımlar atabilir ve belli kriterlerimiz oluşturabiliriz. Örneğin, “şu kişinin bana yalan söylediğine hiç tanık olmadım” gibi.
O zaman kendi güven skalamızı oluştururken bazı kriterleri belirlemek gerekir. Bunlar dediğim gibi kişinin dürüstlüğünü ve güvenilirliğini gösterebilecek doğru kriterler olmalıdır. Bu sayede de bizler çeşitli sınama araçlarına sahip oluruz. Bu noktada kriterlerinizin niteliğinin çok önemli olduğunu belirtmek isterim. Kriterleri belirledikten sonra gözlemlerimize göre çeşitli yargılara varabiliriz.

Aslında eğer buraya kadar okuduysanız şunu görebilirsiniz ki zaten hâlihazırda hepimizin bazı kriterleri var. Buna göre kişilere karşı güven duygumuzu inşa ediyoruz ve kime güvenebileceğimizi belirliyoruz. Sorumuzu kısmen cevaplamaya başladık. Yalnız şuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Kriterlerinizi doğru seçiyor ve doğru sınamaları yapıyor musunuz? Çünkü doğru kriterler olmazsa, doğru seçimler de olmayacaktır. Hatalı seçimler yapmanızda hayal kırıklıklarına uğramanıza neden olur.

Hiç birimiz bizi aldatacak kişilere güvenmeyi tercih etmek istemeyiz ama yaptıklarımız isteklerimize ters düşebilir. Bazen bunu çok dert etmeyebiliriz de. Şunu netleştirmek isterim. Kimsenin güven duygusu konusunda paranoyak olmasını istemem. Fakat güven duygusunu sağlam temeller üzerine akıllıca yerleştirmesini isterim. Çünkü bu tutarlı bir davranış olacaktır. Dolayısıyla herkese güvenmek ya da kimseye güvenmemek gibi aşırı uçlara gitmeden güvenebileceğimiz kişileri belirleme kıstasları oluşturmak kanımca akıllıca bir yöntem olacaktır.

Benim asıl merak ettiğim ve düşünmenizi istediğim şey ise dünya görüşlerinize güvenmek konusunda hangi ölçütlere sahipsiniz ve gerçek anlamda dünya görüşlerinizi sınıyor musunuz? Yaşadığımız hayatın sadece bu dünya ile sınırlı olup olmadığına, eğer bu yaşamdan sonra başka bir yaşam varsa bunun nasıl olduğuna ilişkin görüşlerimizi nasıl sınıyoruz ve onlara nasıl güveniyoruz?

Genelde şöyle yaparız – ki yine bu yöntem kısmen faydalıdır. Güvendiğimiz bazı popüler ya da bilgili kişiler olur. Örneğin, deprem dede olarak zamanında ailemizin bir bireyi yaptığımız Ahmet Mete Işıkara’ya deprem konusunda güvendik. Özellikle 17 Ağustos sonrası onun açıklamaları bizler için çok ama çok önemliydi. O’nun bulunduğu konum, kişiliği ve bilgisi bize güven verirdi. Benzer şekilde inanç konularında güvendiğimiz akademisyenler, din adamları olabilir. Bu noktada şunu da görebiliriz ki bu tür düzeylerde bazı kişiler “güvenilir” olarak adlandırılır. Bu kişilere güveniriz. Çoğu zaman da onların sözlerini belli bir kritere tabi tutmadan ya da doğruluk süzgecinden geçirmeden direkt doğru bilgi olarak zihinlerimize yerleştiririz.
Buna karşın şunu unutuyoruz: Güvendiğimiz kişiler sadece birer “insan”. İnsanlar yanılabilen, ön yargılara sahip olabilen kişilerdir.[2] Dolayısıyla bu kişilere ne kadar güvenirsek güvenelim, en azından hayati konularda onların sözlerini sınamalı ve gerçekliğini test etmemiz gerekir. Tabi bu da belirli bir emek ve gayret gerektirir. Bu nedenle çoğu zaman daha kolay olan yolu tercih ederiz. Ama unutmamalıyız ki kolayına kaçtığımız şeyler sonrasında bize pahalıya mal olabilirler.

Sonuç olarak, güven duygusunu inşa ederken hepimizin sahip olduğu kişisel kriterlerimiz vardır. Bunların doğruluğunu sınamalı, sadece bazı durumlar için değil ama genel olarak kullanmalı ve uygulamalıyız. Böylece güvendiğimiz dağlara kar yağma ihtimalini minimuma indirger ve gerçekliğe bir adım daha yaklaşırız. Belki bu doğruluk süzgecini ve kriterlerini uygulamaya ilk olarak bu yazı ile başlayabilirsiniz…
Esenlikle,
—————————————————-
[1] TDK, Kriter
[2] Örnek vermek gerekirse, geçen günlerde Diyanet İşlerinin yayınladığı “İslam İlmihalini” okuyordum. Diyanet İşleri gerçekten bu ülkenin güvenilir dini kurumlarından birisidir -en azından öyle olmalıdır. İlginç olan şey, bir taraftan İncil’i Allah’ın Sözü olarak sunarken, diğer tarafta orijinal İncil metinlerinin M.S. 325 yılında Papazlar tarafından yakıldığını ve dört adet birbiri ile çelişen tutarsız İncillerin seçildiğinden bahsediyordu (Diyanet İslam İlmihali, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara – 2001, sayfa 41). Fakat bununla ilgili hiçbir referans ya da kaynak göstermiyordu. Bunun aksine Hristiyanların senelerce 325 yılında yapılan İznik konsiline ilişkin tarihi kayıtları gösterdiğini ve bu açıklamaların hiçbirinde İncil ile ilgili bir durumun gündeme gelmediğini kanıtladıklarını da eklemek isterim. O zaman burada açık bir hata var. Fakat doğrulama süzgecim yoksa ve sadece belirli kişilere güveniyorsam, o zaman bu görüşü direkt olarak zihnime kazıyacağım ki bugün yapılan da budur.  https://www.kutsalkitap.org/index.php/makaleler/allah/551-iznik-konseyinde-ne-oldu