Tüketim Toplumu


Sevgili ziyaretçimiz, bu makalemizde, ”Tüketim Toplumu” kavramını Hristiyan bakış açısıyla irdeleyeceğiz. Bizim temel kaynağımız Tanrı sözü olan İncil’dir. Eğer kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir. Size iyi okumalar diliyoruz.

Talep Formu

Tüketiyoruz ve Tükeniyoruz

En az tüm diğer toplumlar kadar, biz de bir tüketim toplumuyuz. Elbette yemeye, içmeye, barınmaya, giyinmeye ve dinlenmeye ihtiyacımız var. Bunlar bir insanın ve her toplumun var oluşundaki en temel ihtiyaçlardır. Ancak 100 yıl önce yenen, içilen, barınılan, giyilen ve hatta dinlenmemizi sağlayan şeyler bile; bugünkülerle aynı değil. Sürekli olarak daha fazlasını ve daha fazlasını istiyoruz. Daha lezzetli yemekler, daha şık odalar, daha güzel oteller; sürekli olarak tüketim peşindeyiz.

Tüketim algımız, ‘’anında’’ kelimesi ile aynı oranda ilerliyor. Tüketiyoruz, hem de anında tüketiyoruz. Bu nedenle tükeniyoruz, yavaş yavaş tükeniyoruz. Daha çok yedikçe, daha çok ‘’farklı’’ giyindikçe, daha şık evlerde oturdukça; iç varlığımızda bir şeyler tükeniyor. Çünkü tükettiğimiz hiçbir şey, iç varlığımıza hitap etmiyor ya da iç varlığımıza ulaşmıyor. Her şey, dışarıda kalıyor.

Dış varlığımızın her gün biraz daha tükendiği bu dünyada, neden bütün tüketimimizi dışımıza odaklıyoruz, hiç düşündünüz mü? Çünkü amacımız kendimizden çok, kendi iç varlığımızdan çok; dışımızdaki insanlara hitap etmek. ‘’Elalem ne der?’’ tüketim toplumunun arkasında yatan en kültürel gerekçelerimizden yalnızca biri. İnsanların, bizim ne kadar çok şeye sahip olduğumuzu görmelerini istiyoruz. Çünkü dünyasal olarak neye sahipsek, oyuz; sanıyoruz.

Sadece çevremizdekilerden dolayı da değil bu tüketime olan merakımız. Aslında bizler, içimizde genişçe bir yeri kaplayan, ama aslında bomboş olan bir alanla mücadele ediyoruz. Dış varlığımızla tükettiğimiz her şeyle, aslında içimizdeki bu koca boşluğu doldurmaya çalışıyoruz. Ama o şeyler içimize işlemiyor, tıpkı dış varlığımız gibi solup gidiyor; bunu göremiyoruz.

Dağlar aşınıyor, buzullar eriyor, yeryüzünün tabakası bile gittikçe inceliyor, ağaçlar kuruyor, soylar tükeniyor. Günah dünyaya girdiğinden beri, var olan her şey ölmeye yüz tutmuş, gün be gün tükeniyorlar. Ve biz insanların hala tek derdi, zaten tükenmekte olan bu dünyayı, daha hızlı tüketmek.

Aradığımız şeyi bunlarda bulamayacağımızı göremiyoruz. Bize bu içsel hazzı son model araba vermeyecek, yeni çıkan telefonlar vermeyecek, yediklerimiz-içtiklerimiz-giydiklerimiz; vermeyecek. Daha elimizdekileri tüketmeden, eskitmeden, bitirmeden bir yenisini almaya koştuğumuz hiçbir tüketim ürünü, vermeyecek. Oturduğumuz şık koltuklar, taktığımız pırlanta yüzükler, sıktığımız parfümler; buhar olup havaya karışacak ve yok olacaklar. Yok olmaya mahkum olan bu dünyadaki diğer her şey gibi.

Peki kalıcı olan şey ne?

Kutsal Kitap, ‘’İşte kalıcı olan üç şey vardır’’ diyor, ‘’İman, umut, sevgi. Bunların en üstünü de sevgidir.’’ (1. Korintliler 13:13) Ne iman ne umut ne de sevgi tükenebilir, sonsuz olan bir şeye bağlı oldukları sürece. Ve tüm varoluşta sonsuz olan tek bir varlık vardır, Tanrı. Kendi sonsuz Ruh’undan bizlere verdiği için, bizlerde de asla tükenmeyecek olan bir şey var; Ruhlarımız.

Sanıyoruz ki, bu dünyada yaptığımız her şey sadece bu dünyadaki yaşamımızı ve bedenimizi etkiler. Oysa verdiğimiz her karar, sonsuz olan ruhumuzu da etkiliyor. Bu etki, ruhumuzun sonsuza dek nerede kalacağını da belirliyor.

Kim, ‘’Ben cennete gideceğimden eminim. Sevaplarımı saydım, günahlarımdan çok.’’ diyebilir bu dünyada. En pak, en saf, en doğru olduğunu düşünen insan bile söyleyemez bunu. Çünkü kimse o kadar günahsız değil. Biri hariç; İsa Mesih. İşte kalıcı olan sevgiyi, bu sahnede görüyoruz. Mesih bize olan sevgisi uğruna, kendini feda etti. O bu dünyaya geldi, öldü ve tek kalıcı kurban olmak üzere dirildi. Ben, sen, biz; asla sevaplarımızdan daha az olmayacak günahlarımızdan arınabilelim diye.

Yine bu bağımlısı olduğumuz günah bizi bu denli tüketime itiyor. İçimizdeki o yalnızca Rab’bin doldurabileceği boşluğu, dünyadaki her şeyi tüketerek doldurmamızı istiyor. Bizi Tanrı’dan uzak tutmak için oyalıyor. Biz insanlar, Tanrı’nın, sevgisi ile doldurmak istediği o boşluğu, dünyasal şeylerle doldurmaya devam ettiğimiz sürece de, şeytan amacına ulaşmaya devam edecek. Ama Tanrı sesleniyor, ‘’Artık tüketmekten ve tükenmekten vazgeç. Ben seni tümüyle doldurmak için bekliyorum. Gel ve kalıcı olan doluluğu al.’’ Tanrı bunu, O’na iman etmek isteyen herkes için söylüyor.

Tanrı bir şey daha söylüyor, ‘’Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır.’’ (Matta 6:21)

Tükettiğimiz şeyler; insanlar, yollar, eşyalar, yemekler, duygular, sevgiler, gülüşler ve acılar; hepsi bizim hazinemizdir. Ve hazinemiz neredeyse, yüreğimiz de oradadır. Yüreğimiz neredeyse, ruhumuz da orada kalır. Eğer kendimizi dünyasal bir tüketime böyle kaptırmaya devam edersek, ruhumuz sonsuz olan Tanrı’nın yanına gidemeyecek. Çünkü yüreğimizde Tanrı olmazsa, ruhumuzda da olmayacak. Bu nedenle, hazinemizin ve yüreğimize nelerle dolu olduğuna, neleri tükettiğine dikkat edelim.

Esen Kalın

Benzer makaleler okumak isterseniz aşağıdaki Gündem ulaşabilirsiniz.

Benzer Makaleler