Milliyetçilik


Milliyetçilik-Milliyetçilik bir siyasal görüştür ve insanların milli vicdanlarını harekete geçirir. Siyasal ve kültürel bağımsız isteklerin üzerine kurulmuş bir hareket temeldir.

Elbette ki bir kişinin ülkesini, önderlerini dengeli bir biçimde sevmesi çok doğaldır. Atatürk Türkiye’sinde, ülkenin birliği ve beraberliğine sahip çıkmak, ülke değerlerini sevmek, Atatürk ilkelerini sevmek güzeldir. Kemal Atatürk her şeyden önce Türk halkının kendine güvenebilmesini sağlamıştır. “Ne mutlu Türküm diyene” sözü ile ülkemizde yaşayan bütün insanların bu ülkenin evladı olduklarını hissettirme amacını gütmüştür. Böylelikle bu ülke topraklarında insanların birbirlerine saygı içinde, mümkün olduğunca eşit şartlarda yaşamalarını arzulamıştır.
Önemli olan bu milliyetçiliğin aşırı ve kötü anlamda gurura neden olabilecek bir milliyetçilik olmamasıdır. Çünkü hiçbir millet bir diğer milletten üstün değildir. Kutsal Kitap bize bunu öğretmektedir. Bu nedenle milletimizi sevmek, ülkemizi sevmek çok önemlidir. Ama başka milletleri aşağılamak, kendini en üstün millet addetmek samimi bir Hristiyan’a uygun olmayan bir karakterdir.

a) Bir inanlı her şeyden önce Allah’a tabi olmalıdır
İmanlı olarak bizler hükümetlerimize tabi olmalıyız. Bu zaten Rab’bimizin öğretisi olduğuna göre, bunu yaşamak Allah’a tabi olmak demektir. Bu nedenle imanlı biri en iyi vatandaş olmalı da diyebiliriz. Yine de bir imanlının tam anlamıyla tabi olması gereken kişi Allah’ın kendisidir. Allah için olan sevgimiz, ülkemiz için olan sevgimizi de pekiştirmektedir.

b) Milliyetimiz ruhsal anlamda bizim kurtulmamızı sağlayamaz
Ülkeler ve milletler Allah’ın orijinal yaratılış planında yer almamaktadırlar. Yaratılıştan sonra insan tarihinin gelişimi içinde milletler gelişmişlerdir. Tarih içinde milletlerin de değişim gösterdiğini görmek mümkündür. Dahil olduğumuz milliyet bizi ruhsal anlamda kurtuluşa erdiremez. Milletler gelir ve milletler gider. Oysa kurtuluş yalnızca Mesih İsa aracılığıyla söz konusu olabilir. Yalnızca İncil İncil’in müjdesi gerçek anlamda bu dünyada barış ve esenlik getirebilecektir. Milli kimliğimiz bize bunu sağlayamamaktadır.

c) Bir imanlının ülkesine karşı olan sevgisi sezgin olmalıdır
Mesih İsa’da kurtuluşa kavuşmuş bir inanlı yine Mesih İsa’nın öğretisi doğrultusunda kendi ülkesine, kendi kültürüne karşı büyük bir sevgi ve saygı göstermek durumundadır. Yalnız bu sevgi ve saygı kör bir sevgi ve saygı değildir. Ülkesi ve kültürünün sahip olduğu bütün güzel değerleri övecek ve bu değerlere sahip çıkacaktır. Ama eğer ülkesi insanlara eziyet etmeye, başka insanları öldürmeye, ırkçılık, ayrımcılık yapmaya kalkıyorsa, yine İncil’in sınırları içinde bu görüşlere, bu uygulamalara elinden geldiğince tepki gösterilmelidir. Nazi Almanya’sındaki uygulamalara tepkisini gösteren Dietrich Bonhoeffer bu konudaki çok iyi örnektir. Hitler’in ırkçı milliyetçiliğine karşı konuştuğu için de idam edilmiştir. Bu Hristiyan önder hiç kuşkusuz ülkesini seven bir insandı. Ama ne yazık ki, ülkesi kötü bir yöneticinin elinde kötülük yuvasına dönmüştü. Kutsal Kitaba iman eden bir Hristiyan önder olarak bulunduğu konuma yakışır bir biçimde bu duruma sözleriyle tepki gösteriyordu. İşte bu nedenle de canından oldu. Görüldüğü gibi burada bize güzel bir örnek bulunmaktadır. Gerçek milliyetçi ülkesinin hayrını isteyen kişidir. Ruhi ve ahlakı açıdan ülkesi insanının gelişimini istemektedir.

d) Gerçek bir milliyetçi başka milletlere saygı göstermelidir
Yukarıda bahsettiğim gibi milliyetçilik dünyaya bakışı dar görüşlü olmayan kişidir. Kendi milletinin güzel özelliklerini sevdiği, beğendiği ve övdüğü gibi, başka milletlerinde güzel yanlarını görebilecek yetenektedir. Özellikle Hristiyan biri farklı milletlerden olan samimi Hristiyanlarla birlik hissi içinde olabilmelidir. Bu his içinde de farklı kültürlerin, farklı milliyetlerin engel teşkil etmemesi esastır.