Koronavirüs ve Tanrı


Sevgili ziyaretçimiz, bu makalemizde dünyamızı ve ülkemizi derinden etkileyen koronavirüs salgınından bahsedeceğiz. Bizim temel kaynağımız Tanrı sözü olan İncil’dir. Eğer kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir. Size iyi okumalar diliyoruz.

Talep Formu

Tüm dünya çok çok zor bir dönemden geçiyor. 1918 İspanyol Gribi’nden sonra son bir yüzyılın en büyük salgını ve milyonlarca hatta milyarlarca insanı, fiziksel, ruhsal, ekonomik, sosyolojik olarak derinden etkiliyor. Koronavirüs salgınının ne boyutta, ne kadar süreceği bu aşamada belirsiz. Tabi böyle bir dönemde hepimiz korkularla, belki de hayal kırıklıklarıyla boğuşuyoruz. Bazılarımız sevdiklerinden uzakta evine kapanıp sevdiklerimizi merak ediyoruz. Bazılarımız işlerimizi kaybediyoruz. Maddi ve manevi büyük bir çöküntü içerisine giriyoruz ve en kötüsü önümüzü göremiyoruz. Peki neden dünya bu tarz zorluklarla dolu? Neden bunlar başımıza geliyor? Ne yapmalıyız?

Koronavirüs, Din ve Bilim

Nedense şöyle bir algı var: din ve bilim birbirine rakip, çatışma halinde ve hatta düşman sayılıyor. Bunun birçok nedeni var ancak bu kesinlikle yanlış ve sığ bir düşünce. Evreni yaratan Tanrı bilimsel bilginin en yücesine sahiptir ve onun yaratılışının kahinleri ve çobanları olarak biz insanları bilimi kullanıp, araştırmalar yapıp sağlık, iyilik, güzellik getirebiliyorsak bu en çok Tanrı’yı hoşnut eder.

Bu dönemde farklı inançtan, farklı otoritelerden bazıları bilimi bir kenara atıp, önerilere kulak asmayıp, sadece Tanrı odaklı bir çözüm arayışını görebiliyoruz. Tabi ki Tanrı kendisine güvenilmesini ister ve bu, Tanrı’nın beğenisini kazanmamıza neden olur ancak Tanrı’nın bizden istediği yaşam biçimi kesinlikle sadece bundan ibaret değildir. Tanrı aynı zamanda bize harika armağanlar verdi: Aklımız ve bedenimiz sayesinde bilişsel çıkarımlarımızı uygulayabiliyor, iyiyi ve güzeli yaratabiliyoruz. Kırılmış olanı onarabiliyoruz. Hastalıkları iyileştirebiliyoruz. Özellikle son yüzyıla baktığımızda inanılmaz bir gelişim gösterdik. Bilim, sanat, edebiyat gibi kavramlar Tanrı’ya düşman değil, Tanrı’nın arzusu ve bizi yaratılış amacıdır. Tanrı insanı yaratılışıyla ilgilenmesi, ona sahip çıkması, koruması ve gelişmesi için yarattı. Bunu Kutsal Kitap’ta görebiliyoruz:

RAB Tanrı yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümünü topraktan yaratmıştı. Onlara ne ad vereceğini görmek için hepsini Adem’e getirdi. Adem her birine ne ad verdiyse, o canlı o adla anıldı. Adem bütün evcil ve yabanıl hayvanlara, gökte uçan kuşlara ad koydu. (Yaratılış 2:19 -20)

Burada görüldüğü gibi Tanrı Adem’i yaratılışına ortak etmişti. Adem bir nevi kahya, çoban ve kahyalık görevi vermişti. Bu noktada Adem aslında bir nevi ilk biyolog, zoolog, doğa ve tür bilimci sayılabilir.

Bunun ışığında söylemek istediğimiz bilim adamlarına, doktorlara, otoritelere güvenilip, önerilerini dikkate alıp gereken önlemlerin her bir birey tarafından alınmasıdır. Bu şekilde hem kendimizi hem de çevremizi bu büyük riske karşı koruyabiliriz. Bu şekilde birçok hayat kurtarılabilir ve aynı zamanda Tanrı’nın bizden istediği alçakgönüllü bir yaşam için büyük bir adım atmış oluruz. Aslında bu konuda İsa Mesih çok önemli ve güzel bir cevap verir:

Bir Kutsal Yasa uzmanı, İsa’yı denemek amacıyla O’na şunu sordu: “Öğretmenim, Kutsal Yasa’da en önemli buyruk hangisidir?”

İsa ona şu karşılığı verdi: “ ‘Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin.’ İşte ilk ve en önemli buyruk budur. İlkine benzeyen ikinci buyruk da şudur: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin. ’Kutsal Yasa’nın tümü ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır.” (Matta: 22: 35 – 40)

İnancımızı aklımızla da yaşamamız gerektiği ve komşumuzu kendimiz gibi sevmemiz gerektiği için önerileri dinleyip çok zorunlu sebepler olmadıkça dışarı çıkmamalıyız. Hem kendimizi hem de çevremizdeki insanları korumalıyız.

Tanrı ve Umut

Tanrı Dünya’yı yarattığında sadece iyiyi, yaşamı, sağlığı yarattı. Ölümü, hastalığı, kötüyü yaratmadı. Adem ve Havva’yla başlayan, bize kadar gelen ve bizim devam ettirdiğimiz seçimlerimiz bizi maalesef bu noktaya getirdi. İki seçeneğimiz vardı: Ya yaşam ağacından yiyip iyi – kötü bilgisini Tanrı’ya emanet edip sağlık ve yaşam dolu bir hayatımız olacaktı ya da Tanrı gibi iyiyi ve kötüyü biz bilip, biz deneyip edip riskleri alacaktık. Biz risk almayı tercih ettik ve ölümü, hastalığı üzerimize getirdik. Bu şekilde günah, hastalık, ölüm dünyaya girdi ve doğanın dengesini bozduk. Tanrı’nın iyi olarak yarattığı her şeyin bozulmasına yol açtık. Koronavirüs de aslında bütün bu kötü sonuçlardan sadece birisidir.

Peki Tanrı bu koronavirüs salgınını yenebilir mi? Tabi ki yenebilir. Biz kesinlikle buna iman ediyoruz. Kutsal Kitap’ta Mezmurlar’da bu şöyle belirtilmiştir:

Yüceler Yücesi’nin barınağında oturan,
Her Şeye Gücü Yeten’in gölgesinde barınır.

O benim sığınağım, kalemdir” derim RAB için,
“Tanrım’dır, O’na güvenirim.”

Çünkü O seni avcı tuzağından,
Ölümcül hastalıktan kurtarır.

Seni kanatlarının altına alır,
Onların altına sığınırsın.
O’nun sadakati senin kalkanın, siperin olur.

Ne gecenin dehşetinden korkarsın,
Ne gündüz uçan oktan,
Ne karanlıkta dolaşan hastalıktan,
Ne de öğleyin yok eden kırgından. (Mezmur 91: 1 – 6)

Ancak hastalıklarımızın iyileşmesinden, koronavirüs salgınının bitmesinde daha güzel ve kalıcı, iyi bir haber var. Hastalıktan, ölümden, gözyaşlarından daha güçlü ve derin bir haber:

Tanrı insan bedeninde, İsa Mesih’te yeryüzüne geldi ve bizim günahlarımız için çarmıhta ölmeyi seçti. Bu şekilde günahlarımızın sonucu olan ölümü çarmıhta yenmiştir. Çarmıhtaki ölümünden 3 gün sonra dirilişinde de bize bir umut verdi:

“Ölüm bir insan aracılığıyla geldiğine göre, ölümden diriliş de bir insan aracılığıyla gelir. Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşama kavuşacak. Her biri sırası gelince dirilecek: İlk örnek olarak Mesih, sonra Mesih’in gelişinde Mesih’e ait olanlar. Bundan sonra Mesih her yönetimi, her hükümranlığı, her gücü ortadan kaldırıp egemenliği Baba Tanrı’ya teslim ettiği zaman son gelmiş olacak. Çünkü Tanrı bütün düşmanlarını ayakları altına serinceye dek O’nun egemenlik sürmesi gerekir. Ortadan kaldırılacak son düşman ölümdür.” (1. Korintliler 15:21-22)

Kutsal Kitap’ın son bölümü olan Vahiy, yeni yaratılışı şöyle anlatıyor:

Tahttan yükselen gür bir sesin şöyle dediğini işittim: “İşte, Tanrı’nın konutu insanların arasındadır. Tanrı onların arasında yaşayacak. Onlar O’nun halkı olacaklar, Tanrı’nın kendisi de onların arasında bulunacak. Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.”

Tahtta oturan, “İşte her şeyi yeniliyorum” dedi. Sonra, “Yaz!” diye ekledi, “Çünkü bu sözler güvenilir ve gerçektir.” Bana, “Tamam!” dedi, “Alfa ve Omega, başlangıç ve son Ben’im. Susayana yaşam suyunun pınarından karşılıksız su vereceğim. Galip gelen bunları miras alacak. Ben onun Tanrısı olacağım, o da bana oğul olacak. (Vahiy 21: 3 – 8)

Tanrımız ve Efendimiz bu dönemde dünyamızı ve ülkemizi bereketli, esenlik ve şifa veren elleriyle kuşatsın, kanatlarının altına alsın, hastaları iyileştirsin, koronavirüs salgınının bitirsin ve hepimizde diriliş umudunu tazelesin. Amin!

Benzer Yazılar

Ölüm Nedir?


Kutsal Kitap'ta Tanrı evreni yarattıktan sonra yaratılışının iyi olduğunu yazıyor. Peki o zaman Tanrı yaşamı yaratırken bunun iyi olduğunu gördüyse ölüm nereden geldi? Ölümü de Tanrı mı yarattı? Ölüm…

Makaleyi Okuyun

Umut Nedir?


Hristiyanlık umut kavramıyla oldukça iç içedir. Hristiyanlık mesajı aslında bir umut beklentisinin gerçekleşmesidir. İncil ya da müjde (iyi haber) denmesinin sebebi de bu umudun gerçekleşmiş…

Makaleyi Okuyun