Evren ve Dünyanın Yaşı


Sevgili ziyaretçimiz, bu makalemizde Evren’in ve Dünya’nın yaşı konusunu Hristiyan bakış açısıyla irdeleyeceğiz. Bizim temel kaynağımız Tanrı sözü olan İncil’dir. Eğer kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir. Size iyi okumalar diliyoruz.

Talep Formu

Evren ve Dünya’nın Yaşı

Birçok kişi için Yaratılış kitabı, “Bilim” ile çatışma halindedir. Özellikle Yaratılış kitabının 1. ve 2. bölümünün modern bilimin bulguları ile çelişkili olduğu savı sıklıkla dile getirilir. Tabi bu tür argümanlar genellikle ayrıntılı bir araştırmanın yapılmaması ve konunun derinlemesine işlenmemesinden kaynaklanmaktadır.

Hristiyanlık ilahiyatı içerisinde evrenin ve dünyanın yaşı konusunda çeşitli fikirler belirtilmiştir. Bu düşünceler içerisinde iki temel akım vardır. Bunlardan birincisi, genç dünyacı görüş ve ikincisi yaşlı dünyacı görüştür.

Genç Dünyacı Görüşü

Genç dünyacı görüş, Yaratılış kitabındaki açıklamaları ve soy ağaçlarını kelimesi kelimesine ele alıp, dünyanın ve insan soyunun çok kısa bir tarihe sahip olduğunu söylüyor. Aslında bu tür hesaplamalar konusunda öne çıkan isimlerden birisi James Ussher’dı. İrlanda başpiskopos Ussher, Yaratılış kitabındaki açıklamalar aracılığıyla bazı hesaplamalar yaptı ve dünyanın M.Ö. 4004 yılında yaratıldığını söyledi. Bugün genç dünyacı görüş tam olarak bu tarihi vermese de, dünyanın yaşının yaklaşık 10.000 – 20.000 yıl civarında olduğunu söylemektedirler.

Yaşlı Dünyacı Görüşü

Yaşlı dünyacı görüş ise, modern bilimin öne sürdüğü yaş tahminlerine katılmaktadır. Evrenin ve dünyanın yaşının daha yaşlı olabileceğini ifade etmektedirler. Bununla birlikte dünyanın yaşlı olmasının, Kutsal Kitap ve Yaratılış kitabındaki açıklamalarla çelişmeyeceğini ifade etmektedirler.

Bende bu yazı boyunca yaşlı dünya görüşü için temel oluşturabilecek birkaç noktaya değineceğim. Gerçekten Kutsal Kitap yaşlı bir dünyanın olasılığından bahseder mi? Buna izin verir mi? Yoksa bizler sadece genç dünyacı görüşünü mü benimsemeliyiz?
Belki ilk olarak Yaratılış kitabındaki olası boşluklara bakabiliriz. Kutsal Kitap açısından ayetler arasındaki olası zaman boşlukları söz konusu olabilir. Bu noktada bazı olası boşluklar şöyle listelenebilir:

Yaratılıştaki Olası Boşluklar:

1- Yaratılış 1:1’den öncesi, uzun bir zaman dilimini içeren bir boşluk olabilir.

2- Yaratılış 1:1 ve 1:2 ayetleri arasında bir boşluk olabilir (Şeytan’ın düşüşünü içersin ya da içermesin bu “Boşluk Teorisi” olarak adlandırılır).

3- Eğer Yaratılış 1’deki gün 24 saatlik bir gün olsa dahi, bunlar arasında bir boşluk olabilir (Farklı bir “Gün-Çağ” teorisi).

Şunun altını çizmekte fayda görüyorum: Özellikle Kutsal Kitap’ın yanılmazlığı konusunda çalışmalarda bulunup, bu görüşün çok güçlü bir savunucusu olan Norman Geisler’in kendisi, bu alternatif görüşleri vermekte ve bunların Kutsal Kitap’a herhangi bir olumsuz yansıması olmadığının altının kalın bir çizgi ile çizmektedir.

Yaratılış kitabının ilk iki bölümündeki olası boşlukları gösterdikten sonra, bu bölümlerdeki “gün” kavramının ne anlama geldiğine ilişkin görüşleri aktarmakta fayda var. Genç dünyacı görüş burada gün ile bahsedilenin günümüzde de anlaşıldığı üzere 24 saatten oluşan solar 6 gün olduğunu söylemektedir. Fakat bu görüşe alternatif görüşlerde vardır. Bunlardan bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

1- İbranice’deki, “yom” kelimesi (gün anlamına geliyor) sadece 24 saatlik bir zaman dilimi ile sınırlandırılmamaktadır. Örneğin, Yaratılış 1:4-5’te, “yom” kelimesi gündüz vaktini ifade etmek için kullanılır. 5. ayetin devamında günden ve geceden, yani ikisinden de gün olarak bahseder.

2- Yaratılış 2:4’te, “gün” kelimesi, yaratılışın 6 günü için de kullanılmıştır.

3- Buna ek olarak, “Yedinci Günde” Tanrı’nın yaptığı işten dinlendiğinden bahseder. Fakat İbraniler 4:4-11’e göre Tanrı hala dinlenmekte ve biz de O’nun Şabat’ına, yani rahatına girebiliriz. Dolayısıyla Yaratılışın yedinci günü en az 6000 küsur yıldır devam ediyor.

4- Herman Ridderbos (Is There a Conflict Between Genesis 1 and Natural Science) gibi kişiler, yaratılıştaki “Gün” kavramını, geçmişteki büyük yaratıcı olaylar olarak yazınsal bir çerçevede ele aldılar.

5-Bir başka alternatif ise, “Göreceli Yaş” görüşüdür. Yahudi Fizikçi Gerard Schroeder, “In Genesis and The Big Bang” (Yaratılış ve Big Bang) adlı kitabında, yaratılış için kullanılan altı günün, altı literal [1] gün olduğunu vurgular. Ama zamanımızdaki ölçümlere göre yaratılış milyarlarca yıldır.

6- “Görünür Yaş Görüşü”, evrenin genç dahi olsa yaşlı göründüğünü ileri sürer. Philip Henry, Gosse Omphalos (1857) adlı kitabında Adem’in bir göbek deliğine – yetişkin olarak yaratılmış olmasına karşın- sahip olmadığını öne sürdü. Bunun gibi, ilk ağaç da yaratıldıklarında halkalara (Yaş Tayini İçin) sahipti.

7- Dahası, 24 saatle ilgili Kutsal Kitap’a dayalı güçlü bir alternatif vardır. Örneğin, Kutsal Kitap’ta gün yani, “yom” her zaman 24 saat için kullanılmaz. Buna örnek olarak, Hoşea 6:1-2’de de bu kelime görülür. Ayrıca, “sabah oldu akşam oldu” kalıbı daha uzun zaman dilimleri içinde kullanılmıştır. Örnek olarak, Daniel 8:14’te peygamberliksel günlerden bahsedilir. Ve Mısırdan Çıkış Kitabı 20:11’deki çalışma haftaları ile karşılaştırıldığında, dakika dakika değil, ama birim birim olarak karşılaştırılma yapılmalıdır.

Peki, tüm bunlardan sonra Türkçe’ye gün olarak çevrilen İbranice, “Yom” kelimesinin anlamına ilişkin neler söylenebilir? Bu konu da birkaç alıntı yapmak faydalı olacaktır.

“Yom” ile ilgili kısa açıklamalar:

Gleason L. Archer, Encyclopedia of Bible Difficulties (İncil’in Zorlukları Ansiklopedisi)’de şöyle der:

Düzenleme işleminde altı büyük sahne vardır ve bu sahneler bir haftanın altı günü olarak resmedilirler. Bu bağlamda, İbrani metinde bu altı yaratıcı günün hiçbirisinin tanımlayıcı bir ek almadığını gözlemlemek önemlidir. Bu nedenle “birinci gün”, “ikinci gün” diye çevrilmesi hatalıdır. İbranice metin der ki, “Akşam oldu ve sabah oldu ve ilk gün oluştu” (1:5). İbranice “ilk günü”, “hayyom harison” ile ifade eder. Fakat bu metin açıkça, ”yom echad” yani, ”gün bir” demektedir.

Yine, 8. ayette bizler, ”hayyom hassen”i (yani ikinci gün, İngilizcede “the second day”) değil, ”yom seni” (bir ikinci gün) ifadesini okuruz. İbrani düz yazı biçiminde, tanımlılık ekini, ismin kesin ya da tanımlı olduğu ifade edilmek istendiğinde kullanılırdı. Sadece şiirsel yapılarda bu tanımlılık eki çıkarılırdı. Benzer şey diğer altı gün için de geçerlidir. Onların tümü tanımlılık ekinden noksandırlar. Dolayısıyla katı ve sınırlı bir zaman birimi ifade etmekten ziyade, çok iyi bir şekilde ve sıralı bir biçime uyum sağlamaktadırlar [2],[3].

Yom + Sıralı Sayılar:

1- Yaratılış 1:8, Yaratılış 1:13, Yaratılış 1:19, Yaratılış 1:23 ve Yaratılış 1:31’da (yaratılışın beşinci günü) kullanılan, “Yom + Sıralı Sayı” olarak ifade edilen İbrani numaralarının her birisi Kutsal Kitap’ta sadece bir kez geçer. Diğer ifadelerin tümünde, ”ה” yani, “heh” ön eki almıştır. Bu tanımlılık “bu” ekidir. Bu kelimelerde ise, bu harf, ”ha+rison”, ”ha+sseni” diye yönlendiren bir sesli harf ile seslendirilir.

2- Ayrıca, “Yom + Sayı” yapısı ile karşılaşıldığında doğası gereği 24 saati gerektirmez. (Yaratılış 31:23 / yom=günler, Yaratılış 33:13)

Bu açıklamalara ek ve bir başka boşluk konusu olarak, soy ağaçlarına ilişkin birkaç noktaya değinilebilir. Soy ağaçları başpiskopos James Usher’ın belirttiği gibi kesinlikle Baba-Oğul olarak mı anlaşılmalıdır? Yoksa bu soy ağaçları içerisinde belli boşluklar var mıdır?

Yaratılış Sonrası Boşluklar

Yaratılıştan sonra da açıklamalar içerisinde boşlukların bulunduğunu görüyoruz. Örneğin Matta 1:8’deki soy ağacı ile 1. Tarihler 3:11-16 arasındaki soy ağacı incelendiğinde, en az 3 neslin çıkarılmış olduğunu görebilirsiniz. Aynı şekilde Luka 3:35-36, Yaratılış 11:20-24’de bahsedilmeyen bir nesil aktarır. Bu da aslında Yaratılış kitabındaki oğul olarak geçebilen kelimenin, İbranice’de, ”atası” olarak da çevrilebilmesini çok güzel açıklamaktadır. Kısacası İrlanda Başpiskoposu James Usher’ın yaptığı (1581-1656) hesaba dayanmaktadır. Fakat görüyoruz ki soy ağaçlarını da birebir olarak Baba-Oğul şeklinde almamız zorunlu değildir. Soy ağaçlarındaki, “Kapalı –Kronoloji” bize, katı bir Genç Dünyacı Görüşü’nü desteklememize gerek olmadığını göstermektedir.

Tüm bu noktalara değinmişken, Aziz Augustine’in sözlerine kulak vermekte fayda vardır:
”Doğal dünya konusunda yaşanan anlaşmazlıklarda, mantıksal açıklamalara karşı, Kutsal Yazılar’ın yetkisini ileri sürmek tehlikeli bir yaklaşımdır. Nitekim her şeyi açığa çıkaran zaman, Kutsal Yazılar’a yüklediğimiz anlamları hatalı çıkarabilir. Doğal dünyaya dair herhangi bir gerçeğin din karşıtı olabileceğini düşünmemeliyiz; çünkü gerçek, gerçeğin karşıtı olamaz. Tanrı, kendisine bir karşıtlık teşkil edecek biçimde bölünmüş değildir.” [4]

Aziz Augustine bizi bazı konularda aceleci bir şekilde karar vermek konusunda uyarır. Orta Çağ’da Aristocu evren yaklaşımını Kutsal Kitap’ın içerisine yerleştirmeye çalışanların yaptığı hatayı yapmamak konusunda bu uyarı çok önemli ve aynı zamanda çok anlamlıdır. Tabi ki şunu da eklemek gerekir ki Genç Dünyacı Görüş bunun aksini söylemiyor, fakat yaş tayinine ilişkin bilimsel yöntemlerin doğru sonuçları vermediğini belirtiyor. Bu konu önemli bir konudur ve derinlemesine düşünülmesi gerekir.

Sonuç olarak, Kutsal Kitap evrenimizin ve dünyanın yaşı konusunda bizi Genç Dünyacı bir görüşe bağımlı kılmaz. Bu görüşe alternatif olan en az onun kadar güçlü görüşler de vardır. Genç dünyacı görüşün aslında yaş konusunda katı olmasına neden olan en büyük etken, “Evrim Teorisidir”. Genellikle varılan kanı bilim adamlarınca, “evrim teorisinin” kanıtlanması için gerekli olan uzun zaman dilimi bilimsel olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Eğer dünya yaşlı olursa, bunun evrim için bir açık kapı bırakacağını düşünmektedirler. Fakat uzun zaman dilimi evrim için tek başına bir kanıt oluşturmaz. Doğalcı bir evrimin imkansızlığını birçok bilim adamı deşifre etmiştir zaten. Bu nedenle korkulacak bir şey de olmamaktadır. Hatta natüralist ya da doğalcı bir yaklaşımın tersine [5], özellikle, “Big Bang” teorisi bizlere evrenin bir başlangıcının olduğunu güçlü bir şekilde göstermektedir.

Her zaman söylemeye devam edeceğim bir şey var: Tanrı’nın elinin eseri olan Yaratılış ile Tanrı’nın kendi sözü arasında bir çelişki olması imkansızdır. Tabi ki problemler varmış gibi gözükebilir. O zaman şu iki seçenek akıllara gelmelidir, acaba Kutsal Kitap doğru mu yorumlanıyor ya da vermek istediği mesajı biz doğru bir şekilde alıyor muyuz? Ya da bilim gerçekten haklı mı? Çünkü Kutsal Kitap’ın yanlış yorumlandığına tarih içerisinde şahit olundu. Bunun gibi biliminde sürekli sabit olmayıp dinamik bir yapıya sahip olduğu da görülmektedir. O zaman bu iki nokta durumun sağlamasını yapma konusunda bizlere yardımcı olacaktır.

________________________________________

Kaynakça:
• Türkçe Kutsal Kitap, Kitabı Mukaddes Şirketi & Yeni Yaşam Yayınları, Eski ve Yeni Çevirisi
• Dr. Norman Geisler, Makale: “Does Believing In Innerracy Require One To Believe In Young Earth Creationism?”
• Rodney Whitefield Ph.D., Makale: “What does “yom”mean in Genesis1?”
http://www.reasons.org/articles/are-there-gaps-in-the-biblical-genealogies

________________________________________
[1] Kelimesi kelimesine
[2] Gleason L. Archer, Encyclopedia of Bible Difficulties, pages 60-61, Baker 1982
[3] Gleason Archer was Associate Editor of the Theological Wordbook of the Old Testament. In the quote above,
the first two italicized letters ha of words like harison indicate the Hebrew prefix “heh” meaning “the.”
[4] St. Augustine, “Literal Meaning of Genesis”
[5] Özellikle çağlar boyunca bu natüralist yaklaşım evrenin ya da başka bir ifade ile maddenin sürekli var olduğunu söylemiştir. Bu açıdan, “Big Bang” teorisini destekleyen deliller (Hubble’ın yaptığı tespitler gibi) bir dönüm noktasıdır.