Gerçek Güzellik


Sevgili ziyaretçimiz, bu makalemizde, ”gerçek güzellik” kavramını Hristiyan bakış açısıyla irdeleyeceğiz. Bizim temel kaynağımız Tanrı sözü olan İncil’dir. Eğer kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir. Size iyi okumalar diliyoruz.

Talep Formu

Gerçek Güzellik

Christian Dior’a mankenlik yapan bir modelden kibir, kıskançlık ve öz güven hakkında yorumlar:

”Avrupa’nın en çok satan moda dergilerinin kapaklarını süslemek benim için artık bir hayal değil, gerçekti. Ben bile kendimi dergi kapaklarında gördüğüme inanamıyordum! Hayatta en çok istediğim şey dergi kapaklarında yer almak, deli gibi para kazanmak ve tüm dünyayı dolaşmaktı. Artık ay sonuna para denkleştirmek gibi bir kaygıdan kurtulmuştum. Paris’te akşam yemekleri ve şarap, yeni evimde şan ve şöhret sohbetleri benim artık gündelik hayatımdı. Zaten yaşamak denen şey bu değil midir?”

– Güzellik hakkındaki fikriniz nedir? Eğer imkanınız olsaydı kendiniz ile ilgili neyi değiştirirdiniz?

”Paris şehrinde Christian Dior’da kariyerime başladığımda daha 19 yaşındaydım. Benim için güzellik demek, başkalarının benim hakkındaki görüşleri demekti. Eğer başka insanlar beni uygun görüyor ve manken olarak bana iş vermek istiyorsa, bu durum benim güzel olduğuma kanaat getirmeme sağlıyordu. Mantığıma göre, eğer bu sektörde çalışıyorsam ve başarılıysam, güzelimdir. Ancak bu mantık, bu düşünce şekli oldukça tehlikeliydi. Çünkü kendi öz güvenimi başkalarının ellerine ve başkalarının benim hakkımdaki düşüncelerine bırakmama sebep oluyordu.

Güzelliğin tespitinde bir başka yol ise ilişkilerdir. En popüler dergilerde boy gösteren dünyanın en güzel kadınlarının bazıları ile beraber çalışıyordum. Bu kişiler benim arkadaşlarım ve dengim olduklarına göre, bende en az onlar kadar güzeldim.

Güzelliğim konusunda emin olmamı sağlayan bir başka etken ise cezbettiğim erkekler olmuştur. Etrafımda pervane olan yakışıklı ve akıllı erkeklerin varlığı, güzel olduğumu düşünmeme bir başka sebep olmuştur. Hem popülerdim hem de etrafımda bir ton arkadaşım vardı. Kariyerimdeki yükseliş ile insanlar beni tanımaya başladılar, bunun sonucunda istediğim her türlü partiye katılmam ve her yere gitmem kolaylaştı. Eğer tüm bu arkadaşlara ve tüm bu yerlere gitme imkanım varsa, güzelimdir.

Sonuç olarak, ben merkezci bir hayat yaşayan egoist bir insana dönüşmüştüm. Zamanımın çoğunu kendimi düşünerek, kendime adayarak geçiriyordum. En sevdiğim üç kelime ise, “ben”, “kendim” ve “şahsım”dı. Tüm hayatım kiloma, saçıma, kıyafetlerime ve genel görünüşümle çekiciliğime odaklanmıştı.

Bir keresinde mankenlik işimden dolayı iki ay boyunca Japonya’da kaldım. Bu süre boyunca, ayakkabılarımı bağlamak dahil olmak üzere istediğim her şeyi yapmak üzere görevlendirilmiş insanlar etrafımdaydı. Giyinirken bile elbiselerimi, paltomu tutacak insanlar yanımdaydı. Bir kişinin işini yapması için üç kişiyi görevlendirmişlerdi. Tüm bu durum benim, ben-merkezciliğimi ve kendime verdiğim önemi besledi.

Tüm bunlar bir yana, birde iş-kolik olmuştum. Hiçbir şey kesin değildi ve bir sonraki gün işimi kaybetme olasılığı yüzünden her gün çalışıyordum. Güzelliğim her an son bulabilirdi, bundan dolayı her işi almak zorundaydım. Gündüz Almanya’da çalışmaya başladıktan sonra mesaiye devam etmek için Paris’e uçuyorum, ertesi sabah gözlerimi açar açmaz tekrar Almanya’ya uçuyordum. Sahip olduğum her şeyi, her an kaybetme olasılığı yüzünden korku içerisindeydim. Bu yüzden her ne pahasına olursa olsun sahip olduğum güzelliği korumalıydım. Bu yüzden yapabildiğim her işi alacaktım.

Sonuç olarak tüketildim ve hastalandım. Bir gün çekimler esnasında bayıldım ve dizimi yaraladım. Kariyerimde ilk defa o zaman yatağa bağlı birkaç gün geçirdim. Çalışamamak benim şimdiye kadar yaşamış olduğum en korkutucu tecrübeydi. Bu süre sadece iki hafta sürmesine rağmen daha önceden benim için ayarlanmış olan bütün moda gösterilerini (pret-a-porter) kaçırıyordum. Tam on dört gösteriyi iptal etmek zorundaydım. Yıkılmıştım.

Ama yatakta kaldığım o günler, yaşamım hakkında düşünmeye başladım. Değerlerimi, güzellik hakkındaki fikirlerimi ve nasıl bir insan olduğumu değerlendirmeye başladım.

Güzellik hakkındaki görüşlerimin yetersiz olduğunu fark ettim. Örneğin, güzelliğimin bir gün değişeceğini biliyordum. Dergilerin kapaklarında çıkan resimlerimin ve dergilerden keserek aldığım bütün resimlerimin çok çabukça eskidiğini fark ettim. Bu resimlerin dergilerde yer almasını sağlamak için çok çalışmıştım, ancak acentem, artık modalarının geçtiğini belirterek bu resimleri portfolyomdan çıkartmamı talep ediyordu. Modayı yakalamak için sürekli olarak çalışmam gerekiyordu.

Genç bir yaşta bu kadar çok para kazanmanın büyüklüğünü keşfetmiştim. Ayrıca bu paranın idare sorumluluğun ağırlığını da fark ettim. Finanssal durumum, insanların bana yaklaşmalarının altındaki niyetleri de sorgulamama neden oldu. Eğer fiziğim farklı olsaydı, farklı bir iş yapsaydım veya daha az paraya sahip olsaydım; erkek arkadaşım beni hala, ‘kendim’ olduğum için sevecek miydi?

Kariyerimde zirvede olduğum zamanlarda bile tüm bu sorular ve şüpheler beni rahatsız ediyordu. Bütün bunların sığlığını fark ettim ve içimdeki boşluğu iyice hissetmeye başladım. İstediğimi sandığım her şeyi elde ettiğim halde, bir şeyi fark ettim; eksik olan bir şeyler vardı. Üzerime topladığım ilgi ve bütün başarı; benim derinde, içeride hissettiğim boşluğu doldurmadı.

Ne olmuştu? Benim önceliklerim neredeydi? Ne veya kim için yaşıyordum?

Yaşamımı, emniyetli olmayan şeyler üzerine inşa ettiğimi anladım. Üzerine inşa ettiğim unsurlar, içinde yaşadığım kültürün fikirleri, erkek arkadaşımın düşünceleri, ne kadar para kazandığım veya ne kadar popüler olduğumdu. Yaşamımı kumdan bir tepenin üzerine inşa ettiğimi fark ettim.

Büyüdüğüm yer olan ve benim için önemli bir olayın gerçekleştiği Indiana’yı hatırladım. “Sevgiyi yanlış yerlerde arıyor” ilahisi, bir sınıf arkadaşım beni onun kilisesinin bir konserine davet ettiğide duyduğum bir ilahiydi ve gerçekten de benim için çok faydalı olmuştu. Bu konsere gitmeyi kabul etmemin en büyük sebebi, gençlik grubunun yarısının oğlanlardan oluşması ve kilise binasının büyük olmasıydı; düşündüm ve bu konser eğlenceli olabilirdi.

Ancak yaşamımda Tanrı’ya hiç ihtiyacım olmadığına inanmıştım. Bunun ne faydası vardı ki? Annem ve babam, bir boşanmanın eşiğindeydiler. Onların inancı onlara yardım etmiyordu.

Ancak konserde müziğe ek olarak bana çok dokunan bir mesajı duymuştum. Konserin sonunda müzisyenler bizlere, bizlerle paylaşmak için iyi bir haberleri olduğu söylediler. Ben, bize ilk albüm anlaşmalarını gerçekleştirdiklerini veya benzeri bir şeyi söyleyeceklerini düşünürken, onlar; Tanrı’nın bize karşı olan sevgisi hakkında konuşmaya başladılar, iyi haberleri buydu.

İsa Mesih aracılığıyla gerçekleşen, Tanrı’yla olan bir ilişkiden bahsettiler. Tanrı’nın beni nasıl koşulsuz sevdiğini ve bundan dolayı günahlarımın bedeli olarak tek Oğlunu haç üzerinde ölmesi için yolladığını açıkladılar. ”Koşulsuz bir sevgi ilişkisi, vay be!” diye düşündüm. Yaşamımdaki yanlışları itiraf etmekte ve Tanrı’nın istediği kişi olmadığımı kabul etmekte hiçbir sorun yoktu. Müzisyenler, benim Tanrı’nın onayını kazanmak zorunda olmadığımı açıkladı. Ben sadece Tanrı’nın hediyesi olan sevgiyi ve bağışlanmayı İsa Mesih aracılığı ile alabilirdim.

O gece beni affetmesi ve değiştirmesi için İsa Mesih’e kısa bir dua ettim. İsa’ya O’nun için yaşamak istediğimi ve hayatımı O’na hizmete adamak istediğimi söyledim. İsa Mesih’i benimle bir ilişkiye başlaması ve benim yaşamıma gelmesi için davet ettim.

İşte yıllar sonra Paris’te oturmuş bu eski olayı düşünüyordum, hayatımın gerçek anlamını kaybetmiş olduğum bu noktaya nasıl vardığımı merak ettim. Tanrı ile olan ilişkimi unutmuş, kendi yönümü seçmiş ve Tanrı’yı ihmal etmiş olduğumu fark ettim. İçimdeki boşluğa şaşırmamam gerekirdi! O yüzden kendimin ve başkalarının onayını almak uğruna yaşadığım için Tanrı’dan beni affetmesini istedim. Sözlerim şöyleydi, “Lütfen beni değiştir ve bana gerçek güzelliğin ne olduğunu göster.”

Tanrı’nın bana gösterdiği ilk şey kibir tehlikesiydi. Kibir konusu yüzünden uzun bir zaman debelenmiştim. Amerika’da her yıl 20 milyar $ kozmetik ürünlerine; 300 milyon $ estetik ameliyata; diyet ile ilgili beslenme ürünlere ise 33 milyar $ harcanmaktadır. Bu rakamlar, zamanımızın ve paramızın ne kadarını görünüşümüze harcandığını resimler.

Kibir güzel değildir

Bu durum ile alakalı olan bir başka olay ise, benim kendimi diğer kadınlar ile kıyaslama alışkanlığımdır. Kıskançlık benim üzerinde çalışmak zorunda olduğum başka bir problemdi. Kim ve ne olduğum, Tanrı’nın beni nasıl yarattığı konusunda güven hissetmek zorundaydım. Neye benzersem benzeyim, ne yaparsam yapayım; Tanrı beni seviyordu.

Emniyetsizlik güzel değildir. Bir arkadaş olmayı ve edinmeyi zorlaştırır. Senin iyi hissetmeni, başkalarının sana kompliman yapmasına bağlar; böyle bir beklenti oluşturur.

Gerçek Güzellik nedir?

İçindeki, yüreğindekidir. Benim işimde popüler olmamasına rağmen, tevazu gerçek güzellik demektir. Güven ve öz güven gerçek güzellik demektir. Tanrı’yı kişisel olarak bilmek güzelliği getirir, çünkü Tanrı’nın seni sevdiğini ve seni kabul ettiğini bilmek yaşamına güvenlik ve öz güven getirir. Bu durum, kusurlarına rağmen kendini sevmeni ve başkalarının sevgisini kabul etmeni sağlar.

İsa Mesih’in bağışlaması olmadan, günahımız içimizi çirkinleştirir. Huzur içinde olamayız. Dünyanın sunduğu hiçbir, “maske” bu huzursuzluğa çare olamamaktadır. Bunu hem Tanrı hem başkaları görecektir. Tanrı’nın gözünde bizleri sadece İsa Mesih güzel yapabilir.”

Esen Kalın