Benim İçin Ne Yaparsın


Uzun bir yolculuktan sonra eve geldiğimde, çocuklarımın bana sarıldıktan sonra ilk sordukları şey, “Ne getirdin?” oluyor. Bu sefer biraz daha farklı oldu. Küçük oğlum, “Ne getirdin?” diye sorduğunda, büyük oğlum bana dönüp şöyle dedi, “Anne, kardeşimle aramdaki fark bu; O seni getirdiklerin için, bense yaptıkların için seviyorum… Hadi krep yap!”

Çok güldüm, ama aynı zamanda düşündüm. Biz birbirimizi neden seviyoruz? Bana her doğum günümde hediye alan arkadaşıma bayılıyorum. Beni ne zaman dışarı çıksak en sevdiğim lokantaya götürüp bir şeyler ısmarlayan arkadaşımı da ayrı bir yere koyarım.

En sıkıntılı zamanlarımda arayıp saatlerce onu işinden gücünden edip bütün şikayetlerimi dinleyen arkadaşım, onun sevgisi ayrı tabii. Eşim bu kadar fedakar olmasaydı, sevgimin derinliği nereye kadar giderdi acaba?

Bunları düşünürken birden farkına vardım ki, benim gibi düşünen ve davranan birçok kişi var. Herkes birbirinden bir şeyler bekliyor. Sevgi, yaptıklarına ya da verdiklerine göre ölçülüyor. Ama sevgi bu muydu? İnsanlar severken sadece, sevmeliydiler benim anlayışıma göre. Sadece insan olsun, sadece beni sevsin, sadece öyle saf, hareketsiz bir sevgi olmalıydı. Olmalı mıydı gerçekten?

İyi de eğer bana bütün bunları veren arkadaşlarım, bunları yapmasalardı, ben onların sevgisini nasıl anlardım? “Ah canııımm seni öyle çok seviyorum ki. Ama şu an işim var seni dinleyemem” deseydi arkadaşım, “öyle çok seviyorum”un anlamı kalır mıydı?

Beni sevdikleri için bana bir şeyler vermek isteyen arkadaşlarımın sevgilerini göstermeleri, o kadar mı kötüydü ki? Sevgili eşimin sevgisini, dağlar dolusu çiçekle göstermek yerine, ben dışarıdayken çocuklarımıza bakarak göstermesi, sevgi değilse neydi ki?

Sevgi nedir?

Sevgi vermektir, emektir; hareket gerektirir, göstermek gerekir.
“Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli” seven için olabilir, ama sevilen için ne değeri var acaba?

Etrafınıza bakın. Sizi sevdiğini söyleyip de kılını kıpırdatmayan birçok insan da görebilirsiniz. Gençliğimin en ünlü duvar yazılarından biri, “Sevgilim senin için dağları delerim, okyanuslar aşarım, orduları yener, uzak diyarlardan koşar gelirim. Cumartesi görüşürüz… yağmur yağmazsa!” idi. Söylediklerinin ne anlamı kaldı, fedakarlık yapmadıktan sonra?

Peki bizi Yaratan, aslında beni bütün yaratılıştan daha fazla sevmesi gereken ya da benim O’nu sevmem gereken Tanrı? Ne olmuş O’na diye soruyor musunuz? Peki, O sizi nasıl seviyor?
“Tanrı en çok sevendir, acıyandır, bağışlayandır” desem. O zaman, “Evet öyledir.” diye beni onaylarsınız. “Peki nereden anlıyoruz bizi sevdiğini?” diye sorsam. Bir fedakarlık, bir hareket, bir olay düşünürsünüz değil mi?

Ben Tanrı’yı, İsa Mesih’i dünyaya gönderip çarmıhta benim günahlarım için ölmesine izin verdiği, bu ölüm ve diriliş aracılığıyla bana sonsuz yaşam verdiği için seviyorum.

Benim çocuklarımdan hiçbir farkım yok. Ben de Göksel Babama bakıp, O’na sarılıp, ”bana ne getirdin, ne yaptın?” diye merak ediyorum. Peki ya siz?

O bana sonsuz yaşam ve çok derin bir sevgi veriyor. Sadece sözle değil, eylemle beni seviyor.
Bu 8 Mart Dünya gününüz, size gösterilen bol sevgili olsun!

 

_____________________________

www.benimadimkadin.net