Kötülük Sorunu ve Tarihteki Örnekleri


Kötülük Sorunu ve Tarihteki Örnekleri

Kötülük Problemi ile ilgili son yazımda kötülüğün kaynağı ve sorumluluklarımız hakkında bahsetmiştim. Bu yazıda da konuyla ilgili tarih sahnesinde birkaç kişiye vurgu yapmak istiyorum. Ülkemizde Hristiyanlar deyince maalesef “Haçlı Seferleri ya da Engizisyon mahkemeleri” gibi bu inançla alakası olmayan durumlar akıllara gelmektedir. Fakat vereceğim örnekler ile Hristiyan ifadesini duyduğunuzda zihninizde başka kişi ve durumlarında canlanmasını umut ediyorum.

Daha önceki yazı da insanlık tarihinin belli bir anında bir yabancılaşma ya da yozlaşma olmasının kötülük problemi ile derin ilişkisini izah etmiştim. Bir yabancılaşma ya da yozlaşmanın olması kötülük karşısında bir sorumluluğumuzun olduğu ve kötülükle iyi olan ile mücadele etmemiz gerektiğini gösteriyordu. Bu yazıda da kötülüğe karşı büyük bir mücadele vermiş iki kişiden bahsetmek istiyorum: Dietrich Bohoeffer ve Rahibe Teresa.

Dietrich Bonhoeffer, önemli bir Alman ilahiyatçıdır. Ondaki bu farklılık sadece ilahiyat bilgisi ile sınırlı değildi. O aynı zamanda harika bir uygulayıcıydı. Bonhoeffer 1930 yılında New York’un en ünlü ilahiyat okulu Union Theological Seminary’nin konuğu olarak ABD’ye gittikten sonra Nazi rejiminin başlaması ile birlikte kendi vatanında ortaya çıkan bu kötülüğe karşı kayıtsız kalamamış ve rahatından vazgeçip ülkesine dönüp bu rejim ile mücadele etmiştir.

Nazi döneminde Almanya’daki Kilise baskı ile kontrol altına alınıp, Hitler yandaşı yapılmaya zorlanırken, Bonhoeffer hiçbir şekilde taviz vermemiştir. Yahudilere karşı yapılan soykırımın karşısında durmuş ve devletin uyguladığı bu sistematik katliamlara karşı mücadele etmiştir. Sadece Bonhoeffer değil, Nazi döneminde birçok “Gerçek Allah Adamı”[1] kötülüğe karşı ses yükseltmiş ve bu uğurda ölmeyi göze almıştır. Bonhoeffer ve arkadaşları bağlı oldukları inanca ters düşmemiş ve İsa’nın öğrencileri olarak sonu ölüm dahi olsa kötülüğe karşı direnmiştir.

Bonhoeffer 1943 yılında hapse girmiş ve 1945 yılında hapishaneden çıkarılıp Bavarian ormanındaki bir infaz kampı olan Flossenburg’a götürülmüştür. Amerikan güçlerinin Flossenburg’dakileri özgürlüğüne kavuşturmasından üç hafta önce 9 Nisan günü idam edilmiştir. Bonhoeffer’in asıldığı ağaçta bugün yedi kelimenin yazılı olduğu şu tabela bulunmaktadır:
“Dietrch Bonhoeffer, kardeşler arasında İsa Mesih’in tanığı” [2]
Bu Allah adamı kötülük ile mücadele konusunda bize çok iyi bir örnektir.
1910 yılında Arnavutluk’ta doğan Rahibe Teresa Arnavut bir Katolik’tir. Gerçek ismi Agnes Gonca Boyacı (Arnavutça Anjezë Gonxhe Bojaxhiu) olan Rahibe Teresa İrlanda’daki Loretto Manastırı’nda eğitim gördükten sonra Kalküta’ya tayini çıktı. Tanrı’dan bir çağrı aldı ve “dünyadaki en yoksul insanlara” yardım etmek için harekete geçti. Bu yoksul insanlar sıradan yoksul kişiler değildi. Toplumun dışladığı kötü durumda olan cüzamlılardan korunmasız terk edilmiş bebeklere kadar geniş bir spektrumu içeriyordu. [3]

Hızlandırılmış bir Programla hemşirelik eğitimi alan Teresa otuz sekiz yaşında yeni yaşamına adım attı. Bir milyon insanın yattığı, tuvaletini yaptığı ve öldüğü Kalküta kaldırımlarında hizmetine başladı. Rahibe Teresa birkaç yıl önce kaldırımda ölmek üzere olan çok zayıf bir adamla karşılaşmıştı. Hiçbir hastanenin kabul etmemesi üzerine onu evine götürdü. Kısa süre sonra, “yoksulluktan ölmek üzere olan insanlar için bir eve” dönüştürdüğü eski bir Hindu tapınağı buldu. Rahibeler sokakta ölmek üzere olan otuz, otuz beş kilo ağırlığındaki yetişkinleri bu eve getirmeye başladılar. Günümüzde bu uygulama hala devam etmektedir. Bu insanlara ayakta vermiş olduğu tedaviyi baştan savma bulup dalga geçen Batılılar’a “Bir hasta ne kadar iğrenç ve pis olursa olsun, yalnız başına ölmek durumunda kalmamalıdır” demiştir.[4]

Teresa, hiçbir şeyleri kalmamış ve kendilerine her zaman acı veren geçmişleri ile geçmişlere sahip bu kişilerin kendilerine gösterilen sevgi ile yüzlerinde bir tebessümle “Teşekkür ederim” deyip huzur içinde veda ettiklerini anlatmıştır. Rahibe Teresa’ya göre bir kişi yaşama veda ederken ona sevecen gözlerle bakan insanların olması çok önemlidir.

Kendilerine suyollarında, tren istasyonlarında çöp tenekelerinde buldukları terk edilmiş bebekleri niye kurtarmaya çalıştıkları sorusu üzerine Teresa ciddi bir tavırla “Onları kurtarıyorum çünkü İsa beni seviyor” yanıtını vermiştir.[5]
Rahibe Teresa’da çevresindeki kötülüğe karşı sessiz kalmayan ama bunu iyilikle yenmek için mücadele eden gerçek bir Hristiyan’dır. Tanrı’nın kendisi için beslediği sevginin ne kadar yüce olduğunu görüp bu sevgiyi dışarıya taşımıştır. Gösterdiği bu büyük özveri ve sevgi dolu yaşam Hristiyanlara büyük bir ders ve örnektir.

Sonuç olarak Hristiyan ya da Hristiyanlık deyince aklınıza kötülük geliyorsa, kanımca ortada bir problem var demektir. Çünkü ne İncil ne de İncil’e göre yaşayan bir Hristiyan’ın hayatında zalimliklerin ya da kötülüklerin olması düşünülemez.

Kutsal Kitap bize şunu söyler:
Sevgili kardeşlerim, birbirimizi sevelim. Çünkü sevgi Tanrı’dandır. Seven herkes Tanrı’dan doğmuştur ve Tanrı’yı tanır. Sevmeyen kişi Tanrı’yı tanımaz. Çünkü Tanrı sevgidir. Tanrı biricik Oğlu aracılığıyla yaşayalım diye O’nu dünyaya gönderdi, böylece bizi sevdiğini gösterdi. Tanrı’yı biz sevmiş değildik, ama O bizi sevdi ve Oğlu’nu günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi. İşte sevgi budur. Sevgili kardeşlerim, Tanrı bizi bu kadar çok sevdiğine göre biz de birbirimizi sevmeye borçluyuz.[6]
Eğer tarihte yakın bir geçmişte gerçek Hristiyanlarla karşılaşmak istiyorsanız, Bonhoeffer ve Rahibe Teresa’ya bakmanızı öneririm. Böylece gerçek Hristiyanların dünyadaki kötülük karşısında nasıl bir tutum sergilediklerini görebilirsiniz…
Esenlikle,

[1] Allah Adamı deyişini sadık ve doğru kulları vurgulamak için kullandım.
[2] Victor Shepher, Söz’ün Tanıkları, Yeni Yaşam Yayınları, Sayfa 189.
[3] A.g.e 194.
[4] Ag.e sayfa 195.
[5] A.g.e sayfa 195.
[6] 1.Yuhanna 4:7-11

Kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir.

Talep Formu