Gerçek, Bağışlamak ve İtaat


Sahtelikler

Şeytan gerek şimdi gerekse geçmişte insanları Tanrı’dan uzaklaştırabilmek için birçok şeyi, sanki gerçek tanrıymış gibi insanların önüne koymuştur. Özellikle kendisine hoş gelen şeyleri izlemeyi çok seven insan da özgürlüğünün ölçülerini tam algılayamadığı için, direkt bu tarz sahte tanrılar ardına takılı vermeyi alışkanlık haline getirmiştir.

Elbette bu sahte tanrıların illa putperestlik dönemindeki gibi putlar olması gerekmiyor. Televizyondan numarasını vererek kendisini arayanların falına bakan kişiler veya burç yorumları yapanlar da aynıdır. Çoğu insan Hint dinlerinin temel öğretilerini içeren bazı tarikatları, çağdaşlık maskesi altında gözlemlediği için, bu tür şeyleri rahatlıkla izlemektedirler. Eğer bu insanlara sorsanız; Müslüman’sa Müslümanım, Hristiyan’sa Hristiyanım, Yahudi’yse Yahudi’yim diye kendi mensubu oldukları inançların adlarını vereceklerdir. Ama yoga ile veya Hare Krişna ile yaptıkları uygulamalar, binlerce tanrılı Hint dini uygulamalarıdır. Bu inanç insanlara sağlık kılıfı içinde verilmiştir. Kişiler, ya ne önemi var canım, çağdaş insanlar olarak bu sağlıklı spordan faydalanmalıyız, diye düşünmektedir.

Bu kişilere yaptıklarıyla ilgili bir soru sorduğunuzda, ”Ben onların tanrılarına tapmıyorum ki sadece beynimi geliştiriyor, vücudumu dinlendiriyorum” diye cevap verirler. Bütün bunlar aslında şeytanın yalancılığından, sahteciliğinden ve ruhlara hükmetmesinden başka bir şey değildir.

Meditasyon denilen, iç sesleri dinleme olayı nedir? Birçok kişinin cevabı, ruha dinginlik kazandırmak, olsa da, meditasyon; ruhu şeytana teslim etmek, gerçek Tanrı ile irtibatını kesmek demektir.

Falcılık için de aynı şekilde, ”sadece kahve falı bakıyoruz, ne zararı var” diyebilirsiniz. Zevk için bile bakmış olmak, çevrenizdekiler ve sizin için şeytana bir fırsat oluşturmaktan başka bir şey değildir. Bu düşüncenin fanatikçe bir yaklaşım olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat bir ip insanı öldürmez, ama üç beş ip bir araya gelirse; çok kalın olur ve insanı öldürebilir. Bu da aynen bunun gibidir.

Eski Ahit’te Rab şöyle buyuruyor: “Cincilere, ruh çağıranlara yönelmeyin. Onlara danışmayın, kirlenirsiniz. Tanrınız RAB benim.” (Levililer 19:31).

Nazar boncuğu gibi küçücük bir maddeyi putlaştırmak, kültürümüzden gelen birçok yanlış uygulamadan biridir. Sanki tanrımıza dualarımızla sunduğumuz bir şeyi, Tanrımız koruyamazmış gibi… Bir takım insanlara güvenip onlara kendilerini okutanlar, onlardan medet uman insanlar bunlarda hep aynı kategori içindedirler. Kutsal Kitap’ta Yeremya peygamberde şöyle yazıyor, ”RAB diyor ki, ‘İnsana güvenen, insanın gücüne dayanan, yüreği RAB’den uzaklaşan kişi lanetlidir.’ ” (Yeremya 17:5). Bir başka ayette ise halka uyarı mahiyetinde, ”…falcılarınızı, düş görenlerinizi, medyumlarınızı, büyücülerinizi dinlemeyin…” (Yeremya 27:9) demektedir.

Bütün her şeyin hakimi, kudret sahibi Rab dururken; büyücülerden, falcılardan ve nazar boncuklarından, bir takım anlamadığımız yazılardan, muskalardan; kısacası bu ve benzeri bütün putlardan medet ummak acizliktir, bilgisizliktir. Görkemli, aklımızın alamayacağı kadar kudret sahibi bir Tanrı’yı tanıyamamış olmak demektir.

Medyumlar toplumumuzu tehdit etmeye devam etmektedirler. Diğer taraftan reenkarnasyoncular, müzik adı altında şeytana ağıt yakan şarkıcılar; iblise yücelik vermektedirler. Biz Mesih inanlıları, tüm bunların içinde çizgimizi koruyor olsak da, yüreklerimize dikkat etmeliyiz.

İsa Mesih, ”Benden yana olmayan bana karşıdır.’’ (Luka 11:23) demekte ve Yuhanna 14’te bu konuda tek yol önermektedir. Bu yol İsa Mesih’in kendisidir. Ayrıca Pavlus Korintliler’e yazdığı 2. mektubunda onları şöyle uyarıyor,”Ne var ki, yılanın Havva’yı kurnazlığıyla aldatması gibi, düşüncelerinizin Mesih’e olan içten ve pak adanmışlıktan saptırılmasından korkuyorum. Çünkü size gelen ve bizim tanıttığımızdan değişik bir İsa’yı tanıtanları pekala hoş görüyorsunuz.” (2.korintliler 11:3-4). Burada tanıtıldığı gibi, bazı inançlar İsa Mesih’i kabul ediyormuş gibi görünseler de, Alfa ve Omega olan İsa’dan; Tanrı Oğlu olan İsa’dan bahsetmiyorlar. Yani görkemini, gerçekliğini, basitleştirip sahteleriyle değiştiriyorlar. ”Benim O olduğuma iman etmezseniz, günahlarınızın içinde öleceksiniz.” (Yuhanna 8:24) diyen İsa’dan değil, kendi kafalarında yarattıkları bir İsa’dan bahsetmektedirler.

Gerçekler

O zaman şunu dememiz gerekiyor; çevremizle sürekli etkileşim içinde olan kişiler olarak, bizi kendi tekeline almaya çalışan bütün fikirlere karşı elimizdeki gerçekle direnmemiz gerekmektedir. HİLEYE KARŞI DÜRÜSTLÜK! Kutsal Kitap’a baktığımızda Mezmur 32:2 de şöyle yazdığını görmekteyiz, “Ne mutludur o adam ki ruhunda hile bulunmaz…’’.  Başka bir ayette ise, ‘’sevgiyle gerçeğe uyarak bedenin başı olan Mesih’e doğru her yönden büyüyeceğiz… Bunun için yalanı üzerinizden sıyırıp atarak her biriniz komşusuna gerçeği söylesin.’’ (Efesliler 4:15-25) demektedir. Şeytanın yalanlar babası olduğunu bildiren Yuhanna 8:44 gibi ayetlere de rastlıyoruz. Demek ki biz inanlılar olarak büyüğü, küçüğü ayırt etmeksizin, her türlü yalanın  karşısında olmamız gerektiğini öğreniyoruz.

Eğer bunu öğrenmemiş bir inanlı olarak yaşamaya devam edersek, bizi koruyan surların etrafında gedikler açıldığını görmemizde yakın olacaktır. Örneğin bir alkoliği düşünün. Alkol onu o denli sarmıştır ki kişi gerçeği göremez hale gelmiştir. Ona, sen alkoliksin, desen; sana müthiş bir biçimde tepki bile göstererek bu gerçeği kabul edemeyecektir. Çünkü kendi içinde artık yalan bir dünya oluşturmuştur. Bu yalan onun için gerçektir. Rüşvet yeme, başkalarının haklarını gasp etme, küçük yalanların oluşturduğu, yalandan örülü gerçek sanılan dünyalarda yaşamak; bunların hepsi kendi yarattığımız dünyada yaşayıp gerçeklerin farkında olamamaktan kaynaklanmaktadır.

Bu örneklerin yüzlercesini hatta binlercesini göstermek mümkündür. Bizim meşhur bir ata sözümüz vardır, ”Minareyi çalan kılıfını hazırlar” diye. Bir Mesih inanlısının hileye karşı dürüstlükle, iblisin oyunlarından Tanrı’ya sığınmasıyla korunarak, bütün dünyaya örnek oluşturması gerekmektedir.

Bağışlamak

Üçüncü olarak öğreneceğimiz yol, acılık yerine bağışlama. 2. Korintliler 2:10-11’de şöyle yazmaktadır, ‘’Kimi bağışlarsanız, ben de onu bağışlarım. Öyle ki, Şeytan’ın oyununa gelmeyelim…’’ Bu özellikle bizim ülkemiz için çok önemlidir. Çünkü ne yazık ki çoğu zaman insan ilişkilerinde hep iki yüzlülük göze çarpmaktadır. Görünüşte bağışlama var gibidir, ama kökende bu hiçte düşünüldüğü gibi değildir. Acılık bizi içten içe yer bitirir. İsa’nın söylediği, “Eğer her biriniz kardeşini gönülden bağışlamazsa, göksel Babam da size öyle davranacaktır.” (Matta 18:35) sözlerinde oldukça ciddi bir uyarı vardır.

Bağışlamanın kelime anlamı, ‘hakkımdan vazgeçiyorum’dur. Bağışlamamış kişi dünyanın en özgür adamı da olsa, aslında yüreğinin derinliklerinde kendini bir acılığa köle etmiş kişidir. Bu da kişiye fark ettirmeden ızdırap verir ve hatta düşmanın ataklarına karşı bir gedik bile oluşturur. Bağışlama yalnızca unutmak da değildir. Konuyu bir daha gündeme getirmemek üzere ortadan kaldırmaktır. Aslında bunu yalnızca başkaları adına yapmış olmamaktayız, özellikle kendi ruhsal dengemiz için ve en önemlisi de Rabb’imizin buyruğu olduğu için yapmalıyız.

İtaat

Dördüncü olarak öğreneceğimiz yol isyan yerine itaat. İsyan günümüzde oldukça moda olan bir şeydir ve tabii bu illa kazan kaldırmak anlamında değildir. Düşündüğünüzün aksine; yürek kaldıran, insanı kılıktan kılığa sokan bir durumdur. Aslında çevremizde sürekli rastladığımız içsel bir ayaklanmadır. İsyan; ne kötü vaaz, ne kötü kitap, şuna bak, bu hep böyle, ben olsam… tarzında başlayan sözcüklerin altında yatan, aslında hep benliğin çırpınışıdır. Bu tür sözler günlük haçımızı alıp Rab’ bimizin ardından gitmeye karar vermiş kişiler olarak bize hiçte yakışmayacaktır.

Yine hatırlatmakta fayda var, bunlar bizi düşmanın eline itecek olan bir durumdur. 1. Samuel 15:23’te,”Çünkü başkaldırma, falcılık kadar günahtır” denmekte ve inanlının yaşamında yer almaması gereken bir davranış olarak vurgulamaktadır. İsyan günahın özüdür.

Bu afetin evrene girişi şeytanın baş kaldırmasıyla olmuştur. Adem ve Havva’yı ayarttığında, bu günahı dünyaya da aşılamıştır. Bizler sürekli bir şeylere muhalefet yapıyoruz. Ve ne yazık ki, bazen Rab’ bin yoluna karşıda bu muhalefetlerimiz sürmekte. İnanlılar için boyun eğmek, Kutsal Kitap’ta yer alan ve yaşamımızı ilgilendiren en önemli kavramlardan biridir.

Esen Kalın