Kurban Bayramınız Kutlu Olsun


Kurban Bayramınız Kutlu Olsun

Özellikle Kurban bayramı yaklaştığı zaman, kurban düşünceleri beni sarmaya başlar. Kurbansız bir kurban bayramını düşünemeyiz, değil mi? Acaba, “Kurban nedir?” diye kendinize hiç sordunuz mu?

Bu eylem kültürümüze nereden geldi ve ne zamandan beri uygulanmaktadır? Belki de bunun sadece bizim kültürümüze özgü bir şey olduğunu sanıyorsunuz. Ben size, “Bu uygulama tarih boyunca çeşitli kültürlerde görülebilen bir ibadet şeklidir” desem şaşar mısınız? Şaşmayınız, çünkü gerçekten insan yeryüzünde yaşamaya başladığından beri kurban kesmiştir ve bunu dini bir tören şeklinde uygulamıştır.

Kurbanın Anlamı ve Önemi Nedir?

Günümüzde kurban, Allah’ın birliğine inanan ve dünya çapında tanınan Yahudi, Hristiyan ve Müslüman dinlerine bağlı her bireyin temel inanç ögelerinden başta gelenidir. Bu konuda Yahudilerin inancını yakından incelersek, kurban kesme gereğinin insan günahına dayandığını göreceğiz. Şu anda, Yahudilerin Tapınağı bulunmadığından kurban kesilmiyor, ama Yahudi inancında kurban, günahların bağışlanmasını sağlamak için kesilirdi.

Hristiyanlara gelince, onların kurban kesme uygulamaları yoktur, ama Yahudilerinkinden kaynaklanan kurban inançları vardır. Yahudiler, ‘Fısıh’ denilen bir bayramda, günahların bağışlanması için kurban keserlerdi. Hristiyanlar ise, İsa Mesih’in gelişiyle bu kurban uygulamasının sona erdiğini kabul ederler.

Müslüman inancına baktığımızda görebiliriz ki, kurban kesme eylemi bir din gereği olarak kabul edilir. Müslümanlıkta bu din gereği hala sürdürülmektedir.

Kurban Hakkında Bilgiler

Kurban konusunda bazı araştırmalarım oldu ve bu araştırmalarımın sonunda bazı ilginç bilgilere sahip oldum. Örneğin, kurbanın kesilişinde en önemli etken, kesilen hayvanın eti ya da kemiği değil de, onun akıtılan kandır.

Kan, ölüm kalım konusunda mecazi anlamlarla yüklü bir sözcüktür. İki aile arasında süren ve karşılıklı adam öldürmelerle ateşlenen çatışmaya, ‘Kan davası’ deriz. Dilimizde bir sürü deyim vardır. ”Birinin kanına susamak, birinin kanına ekmek doğramak” gibi deyimler hep ölümden, canın kaybından söz eder. Yalnız Türkçemizde değil, başka dillerde de ‘kan’ sözcüğü yaşamı, canı betimler. Kurban kesildiğinde de, bilmem farkına vardınız mı, kesilen hayvanın kanı son damlasına kadar akıtılır. Bunun simgesel bir anlamı olduğunu biliyor musunuz? Bunu açıklamadan önce kurbanı genel bir şekilde gözden geçirmek isterim.

İncil’de kurban hakkında yazılanları incelersek, kurbanın bir simge olduğunu göreceğiz. Peki neyi simgeler? Önceden söylediğim gibi: Günahların bağışını! Kurban edilen hayvanın kanı akıtılıyor ve bu kan sadece bir simge olarak günahlar için bir canın verilmesi gerektiğini simgeliyor. Şimdi önemli bir noktaya açıklık getirmek isterim: Mademki kurban sadece bir simgedir, kurban kesmekle günahların bağışı sağlanamaz. Günahların bağışını sağlayan başka bir şeyi simgeler; onu işaret eder.

Kurbanın Simgesi

Simgeleri saymaya devam edelim. Yine simgesel şekilde, kurban edilecek hayvan kusursuz olmalıdır. Özellikle Kurban bayramında bu özellik kurbanlık hayvanda aranır. Kesilecek olan hayvanın sakat ya da hastalıklı olmaması gerekir, değil mi? Bu özellik günümüze kadar nereden geldi? Bir simge olarak hayvanın kusursuz olması gerekir, çünkü Kutsal Yazılara göre, insan günahının bağışlanabilmesi için ya günahlı kişinin kendisi ölüm cezasına çarptırılacak ya da onun yerine kusursuz bir olan can verilecektir.

Ne kadar özen göstersek de; hiçbir hayvan, hiçbir yaratık tam anlamıyla kusursuz olamaz. Aslında, tek kusursuz Kişi Allah’ın kendisidir. Kesilecek kurban kusursuz olmalı denildiğinde, o hayvanın gözle görülebilir bir sakatlığı, hastalığı ya da kusuru olmaması gerektiği anlaşılır. Bu da kurbanın simgelediği, işaret ettiği Kişinin, yani insanların günahı için bir kez kendisini kurban olarak sunmuş olan Mesih İsa’nın kusursuzluğunu gösterir.

Kusursuz kurban simgesi, Tanrı’dan gelen esinle, eski zaman peygamberleri tarafından insanlığa duyurulmuştur. İbrahim peygamberin hayatına baktığımızda görüyoruz ki İbrahim, Tanrı’nın kendisine verdiği bir buyruğa uyarak biricik öz oğlunu kurban olarak sunmaya girişti.

Bir açıdan Allah bu eylemle İbrahim’in imanını deniyordu, ama daha önemli bir gerçeği de hem İbrahim’e hem de İbrahim’in gösterdiği iman yolunda yürüyecek olanlara duyuruyordu. Gerçek şudur: İbrahim, candan ve yürekten sevdiği biricik oğlunu, kurban yoluyla Allah’a vermeye hazırdı. Rab Allah ise dünyadaki insanların tüm günahını kaldırmak için kendi özünden dünyaya gönderdiği biricik Mesih’ini verdi O’nu feda etti. İbrahim kendi özünden dünyaya gelen oğlunu feda etmeye hazırdı, ama aslında bunu yapmasına gerek kalmadı. Allah ise kendi özünü dünyaya insan bedeninde gönderdi.

Bu konuda Tanrı Sözü şöyle yazar:

“İsa görünmez Tanrı’nın görüntüsü, bütün yaradılışın ilk doğanıdır. Gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, gerek tahtlar, gerek egemenlikler, gerek yönetimler ve gerekse yetkiler, bütün şeyler Onda yaratıldı. Her şey Onun aracılığıyla ve Onun için yaratılmıştır. Her şeyden önce var olan kendisidir ve tüm varlıklar Onda uyum içindedir” (Koloseliler 1:15-17).

İbrahim oğlunu feda etmek zorunda kalmadı, çünkü Tanrı’nın meleği ona engel oldu. İbrahim’in hayatında gerçekleşen bu olay İbrahim’den yüzlerce yıl sonra yer alacak olan çok daha önemli bir başka olayın gölgesiydi. Tanrı, özünden gelen biricik İsa Mesih’in bizim günahlarımız için kurban edileceğini işaret ediyordu.

İlk Kurban

Bir canın başka bir can uğruna feda edilmesi yeni bir düşünce değildir. Kutsal Kitap’ı araştırırken gördüm ki, ilk kurban Tanrı tarafından kesildi. Adem ile Havva, yani bizim atalarımız, günah işleyince birden çıplak olduklarını gördüler. İlginç olan şu ki, günah işlemeden önce çıplak oldukları halde bunu fark etmemiş, önemsememişlerdi. Günah işledikten sonra Tanrı’nın bu durumu nasıl hallettiğini Kutsal Kitap şöyle açıklar:

“Rab Allah Adem ile karısı için deriden kaftan yaptı ve onlara giydirdi.”

İşte burada ilk kurbanın kesildiğini görürüz. Deriden kaftan yapılması için bir hayvan kesilmeliydi. Tanrı Adem ile Havva’nın fiziksel çıplaklığını değil de, simgesel yönden onların günahını, ruhsal çıplaklıklarını örtmüştü. Hayvanın kesilmesi, yani kurban edilmesi insan günahının örtülmesi için yapılması gereken çok önemli bir şeye işaret ediyordu. Bir canın kurtulması için, başka bir can verilmeliydi.

Günahların örtülmesi için kesilen kurbanlar, daha sonra İbrahim oğulları arasında sürekli biçimde uygulan ve Tanrı tarafından onaylanan bir dini tören haline geldi. İbrahim oğulları kırk yıllık bir süre içinde çölde dolaşırken, ‘Rabbin Çadırı’ denilen bir çadırda Allah’a tapınırlardı.

Çadırın şekli, içindeki odalar ve eşyalar hep Tanrı’nın verdiği talimata göre yapılmıştı. Tanrı’nın sözüne göre bu Çadır; gökte, Cennette olan gerçek Tapınağın bir örneğiydi. Çadırın içinde bulunan her şey, kesilen kurbanların kanıyla serpilip simgesel biçimde temizlenirdi. Sonra yılda bir kez, baş kahin hem kendisi hem de temsil ettiği insanlar için bir kurban kesip çadırın, ‘En Kutsal Yer’i diye bilinen yere girer, orada günahların örtülmesi için dua ederdi. İşte tüm bu uygulamalarda yine kurbanın günahları örtmek amacıyla kesildiğini görüyoruz.

Gerçek Kurban

Şimdi bizim bildiğimiz kurbana dönelim. Bizde kurban, dinin buyruklarından birini ya da bir adağı yerine getirmek için kesilir. Ama Türk Dil Kurumu, kurbanın mecazi anlamını şöyle açıklar: “Bir ülkü uğruna feda edilen ya da kendisini feda eden kimse.”

Şimdi düşünelim, insanın günahlarını örtmek yüce bir amaç sayılmaz mı? Diyelim ki bir kişi günahlarımız uğruna öldü ve onun ölümüyle tüm günahlarımız tümüyle ortadan kalktı. O zaman bu kişinin ölümü değerli olmaz mı? Olur elbet! Peki böyle bir şey oldu mu? Evet, gerçekten de oldu! Tanrı özünden dünyamıza gelip insan bedeni alan, günahsız kusursuz doğup tümüyle kusursuz yaşayan İsa Mesih, bizim yerimize kendi canını verdi, onu feda etti. Yani bizler için kurban oldu.

Değerli kardeşim, İsa Mesih bizim için kurban oldu, cümlesinin anlamı nedir? Onun ölmesine gerek var mıydı? Her koyun kendi bacağından asılmaz mı? Öyleyse bir adamın ölümüyle başka bir kişi nasıl günahlarına bağış bulabilir? Buna benzer bir sürü soru şu anda kafanızı yormaktadır herhalde.

Önce şunu söylemeliyim ki; İsa, Musa’nın yaptığı gibi yapmadı. İnsanlara yeni bir Şeriat ya da yeni din kuralları getirmedi. Tam tersine, çarmıh üzerinde ölürken, Musa aracılığıyla verilen Şeriatın gereklerini kendi şahsında yerine getirip Allah’ın yüce merhametini, sevgisini ve adaletini çarmıh üzerinde açıkladı.

Tanrı’nın adaleti yerine geldi, çünkü bize yaraşan günahın cezasını, kendi özünden insan bedeninde gönderdiği Mesih İsa’nın üzerine yükledi. Allah için acısız, duygusuz bir iş değildi bu. Her zaman özünde bulunan, aralarında sonsuzluk boyunca ayrılık olmayan biricik Mesih’ini bizim yüzümüzden ezdi. Bize yaraşan ceza O’na verildi. Biz, günahlarımızdan dolayı sonsuza dek Tanrı’dan ayrı kalmaya mahkumken, çarmıh üzerinde Mesih, özde kendisiyle bir olan Baba Tanrı’dan ayrı kaldı.

Bu ayrılık belki de acıların acısıydı. İbrahim’in Moriya dağında biricik öz oğlunu kurban etmeye hazırlanırken çektiği acılar, Tanrı’nın çarmıh üzerinde Mesih’ine çektirdiği acıların ancak silik bir gölgesiydi. Tabii ki bizim kurtuluşumuz için Tanrı’nın İsa’yı ölüme verdiğini ve bu şekilde en derin acıları bizim uğrumuza tattığını düşünemeyiz. Böyle bir işe kimin aklı erebilir? Ama insan bunu anlayamıyor diye Tanrı’nın bunu yapmadığını söyleyebilir miyiz? İsa’nın çarmıh üzerinde bizim günahlarımız için kurban oluşu, ezelden Tanrı katında kararlaştırılmıştı. Anlamamıza gerek var mı? Tanrı diyor ki:

“Benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil, sizin yollarınız benim yollarım değil. Çünkü gökler nasıl yerden yüksek ise, yollarım sizin yollarınızdan ve düşüncelerim sizin düşüncelerinizden öyle yüksektir.” (Yeşaya 55:8-9)

Sevgili arkadaş, İbrahim ile Mesih olayına inanıyor musun? Bu iki olay birbirine bağlıdır. İlk olay, fiziksel alanda yer aldı, ama ruhsal gerçeklere ışık tutuyor. “İbrahim’in öz oğlunu kurban etmeye giriştiği olaya inanıyorum, ama İsa’nın çarmıh üzerinde kurban edildiğine inanamam” diyemezsiniz. Çünkü İbrahim olayı kesin bir simgeyle İsa Mesih’e işaret eder. Öyle olmasaydı, İbrahim’in kendi öz oğlunu kurban etmesi için Tanrı’dan aldığı buyruğun anlamı ne olabilirdi?

Kutsal Kitap!ı baştan sona okuyunuz. Tüm kutsal yazılarda buna benzer, olağanüstü bir Tanrı buyruğu yoktur. Allah bunu sadece İbrahim için mi, yoksa bütün insanlar için mi yaptı? Bütün insanlık için yaptığına inanmalıyız. Durum böyleyse, şimdi daha önemli bir soruyla karşılaşıyoruz:

Mademki İsa Mesih, son kurban olarak sunuldu ve O’ndan önceki kurbanlar o son kurbanı işaret ediyordu; ülkemizde neden hala kurban kesilmektedir? Belki bazıları, İbrahim’in Allah için yaptığını anmak, hatırlatmak için diyecek. Gerçi bu önemli olayı anmak ve üzerinde düşünmek iyi bir şeydir.

Aslında bu olay sonsuzluklar boyunca anılacaktır, ama sadece anılmakla kalmamalıdır. İbrahim’in kurbanı, İsa’nın dünyaya geleceğini belirtiyordu. O zaman kurban, dikkatimizi İbrahim’e değil, İsa’nın kendisine çekmeli. İsa’ya bakarsak, O’nda günahların bağışlandığını göreceğiz. Senin günahların kesinlikle bağışlandı mı değerli kardeşim? Eğer İsa Mesih’in akıttığı kana sığınmamışsan, günahlarına bağış bulamazsın.

İbrahim, öz oğlunu sunak üzerine yatırırken İsa’nın çarmıh üzerinde gerçekleştirdiği günah bağışına işaret ediyordu. İsa yeryüzüne gelinceye dek günahların örtülmesi için kurban kesildi.

Ama hayvanların kanı günahı ortadan kaldıramazdı. O eski dönemin kurbanları sadece son ve tek etkin kurbana işaret ediyordu. Bir açıdan, bugün ülkemizde kesilen kurbanlar bile günümüzden yaklaşık iki bin yıl önce yer alan çarmıh olayını hatırlatır.

Kurban, Tanrı ile insan arasındaki Yeni Antlaşma’nın mührüdür. Eski Antlaşma Şeriata dayanır. Şeriata göre Tanrı ile diri bir bağlantımız olacaksa, O’nun evrensel yaşam kurallarını tümüyle, hayatımız boyunca harfi harfine yerine getirmeliyiz.

Ama Allah da biliyor ki, hiç bir insan Allah’ın tüm şeriatını yerine getiremez. Şeriat, bizim ne kadar günahlı olduğumuzu göstermek için verilmiştir. Durum böyle olmasaydı, yani bir insan tüm şeriata uyarak Tanrı’nın beğenisini kazanabilseydi, İsa Mesih’in çarmıh üzerinde ölmesine gerek kalmazdı.

Ne var ki Tanrı kendi sonsuz ve şaşmaz hikmetine göre İsa’nın bizim yerimize kurban edilmesini gerekli gördü. Rab hikmetli değil mi? Biz O’ndan daha mı akıllıyız ki, “Hayır efendim, bir kişi başkası için ölemez” diye tutturmuş gidiyoruz? İsa Mesih’in günahlarımız için kurban olacağı birçok peygamber aracılığıyla bildirildi. Bunlar arasında Yeşaya belki de önde gelendir. İman gözüyle ileriyi görerek ve Kutsal Ruh’un verdiği esinle İsa’dan yaklaşık 700 yıl önce şöyle yazdı Yeşaya:

”Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden O’nun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden O eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza O’na verildi. Bizler O’nun yaralarıyla şifa bulduk.” (Yeşaya 53:5)

Bundan daha açık söz olamaz herhalde. “Esenliğimiz için gerekli olan ceza O’na verildi.” diye yazan Yeşaya, senin benim günahlı durumumuzu dile getiriyordu. Herkes gibi sen de günahlısın kardeşim ve günahlarının getirdiği bir ceza var. Bu ceza sonsuz ölüm cezasıdır. Bu ölüm cezası verilmeden, senin ile Allah arasında barış olamaz. İşte Sonsuz Kurban İsa Mesih, Barışın için gereken cezayı yüklendi.

Bu günlerde kesilen hayvanlara bakarken, Kurban Bayramını kutlarken, Rab Allah’ın senin için neler yaptığını hatırlarsan iyi olur. Allah hemen hemen her dinde bu kurban işaretini bıraktı. Neden? Çünkü sonsuz sevgisinden dolayı insanların günahının İsa Mesih’te bağışlandığını herkese bildirmek istiyor. Sen bu konuda ne yapacaksın, kardeşim?

Esen Kalın.