Hristiyanlığın Eşcinselliğe Bakışı


Hristiyanlığın Eşcinselliğe Bakışı

Hep Avrupa, Amerika yani kısacası Batı ile denk görülmüştür Hristiyanlık. Fakat maalesef işin gerçeği böyle değil. Her ne kadar hala ülkemizde bu yanlış bilgi ya da popüler dildeki ifadesi ile dezenformasyon devam etmekte ve ettirilmektedir.

Bu yazı da sadece bir noktaya dikkat çekerek, bu konuyu açıklığa kavuşturmak ve bu konudaki yanlış bilgileri düzeltmek istiyorum. Bugün gazeteleri inceleyenlerin bir kısmı İtalya Parlamentosundaki eylem ile ilgili haber okumuşlardır. [1]

Hepimizin bildiği gibi Avrupa özellikle “Eşcinsel Hakları” başlığı altında yeni özgürlüklerin peşindedir. Aslında yapılmaya çalışılan şey özgürlük adı altında bazı şeyleri meşrulaştırmaktır. Ahlaksal çöküntüyü gösteren bu eylem ve olayların olduğu ülkelerin Hristiyanlık ile eşdeğer tutulması son derece üzücüdür.

Kutsal Kitap’ın bu konuya nasıl baktığına birlikte bakalım ve bu konu hakkındaki Hristiyan perspektifini inceleyelim. Kutsal Kitap bizlere Tanrı’nın başlangıçta Erkeği (Adem) ve Kadın’ı (Havva) yarattığını bildirir. Ve şöyle der:
Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. Onları kutsayarak, “Verimli olun, çoğalın”dedi…[2]

Tanrı, insanı erkek ve dişi olarak yarattı, onları kutsadı ve verimli olup çoğalmalarını söyledi!
Aynı sözleri aslında İsa Mesih’in ağzından da işitiyoruz:
İsa şu karşılığı verdi: “Kutsal Yazılar’ı okumadınız mı? Yaradan başlangıçtan ‘İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı’ ve şöyle dedi: ‘Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak.’ Şöyle ki, onlar artık iki değil, tek bedendir.[3]

Burada başlangıçta yani varlığa gelme anında iki cinsin ayrı ayrı ve birbirleri için yaratıldığını görüyoruz. Başka bir deyişle, ilişkinin doğal hali başlangıçta olduğu gibi erkek ve dişi olanıdır. Aslında Kutsal Kitap’ı bilenler Eşcinsellik üzerine Yahudiler arasında bir tartışma olmadığını da göreceklerdir. Çünkü bu Tanrı tarafından yasaklanmış ve iğrenç olarak gösterilmiştir.[4] Aynı zaman da yine Tevrat’ı iyi bilenler, Tanrı önündeki herhangi bir ahlaksızlığın sonuçlarının nedenli vahim olduğunu göreceklerdir.

O zaman kısacası şunu görmekteyiz. Kutsal Kitap’a göre Tanrı başlangıçta insanı erkek ve dişi olarak yaratıp, onların çoğalmalarını söyleyerek, yaratılışta doğal olanın hangisi olduğunu bildirmektedir. Yani Hristiyanlık inancına göre eşcinsel her tür ilişki iğrençtir ve Tanrı’nın yargısını hak etmektedir. Bu da bize şunu göstermektedir ki Avrupa’daki iğrençlik Hristiyanlığın bir ürünü değildir. Batı ile Hristiyanlığı eşdeğer tutanların tipik dezenformasyonudur.

Peki, Batı’da baş gösteren bu “Ahlaksızlığın” kaynağı nedir?

Tabi burada şunu görmekteyiz: Bizim başlangıç noktamız nedir? Bir şeyleri doğal ya da yapay olarak ya da doğru ya da yanlış olarak değerlendirebilmemiz için elimizde bir ölçütün olması gerekir. Bir şeyin doğal olup olmadığını söylemem için elimde doğal olanı tanıtan bir şeylerin olması gerekir.

İşte bu nokta da “Batı” olarak ele aldığımız ülkeler başlangıç noktasını mutlak ve nihai otoriteye dayandırmadıklarından dolayı kendi dayanaklarını kendileri oluşturmaya çalıştı. Özetle Tanrısız bir ahlak düzeni oluşturmayı seçtiler. İşte bu da bugünkü haberlerin kaynağı ve nedenini oluşturdu. Aslında bu tür haberler insanlık tarihi için yeni değildir. Eski dönemlerde de bu sorun vardı.

Tevrat’a baktığınızda Tanrı’nın sürekli İsrail halkını diğer ulusların töre ve uygulamalarından uzak tutmaya çalıştığını görürüz.[5] Aynı şekilde Mesih İsa’nın müjdesinin duyurulduğu zamanda da aynı şeyler vardı. İncil’de dünyanın içinde bulunduğu ahlaksızlığın nedenleri ve vahameti anlatılmaktadır. Elçi Pavlus Romalılara yazdığı mektupta şöyle der:

Tanrı’yla ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan’ın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Tanrı sonsuza dek övülmeye layıktır! Amin.

İşte böylece Tanrı onları utanç verici tutkulara teslim etti. Kadınları bile doğal ilişki yerine doğal olmayanı yeğlediler. Aynı şekilde erkekler de kadınla doğal ilişkilerini bırakıp birbirleri için şehvetle yanıp tutuştular. Erkekler erkeklerle utanç verici ilişkilere girdiler ve kendi bedenlerinde sapıklıklarına yaraşan karşılığı aldılar.

Tanrı’yı tanımakta yarar görmedikleri için Tanrı onları yararsız düşüncelere, yakışıksız davranışlara teslim etti. Her türlü haksızlık, kötülük, açgözlülük ve kinle doldular. Kıskançlık, öldürme hırsı, çekişme, hile, kötü niyetle doludurlar.
Dedikoducu, yerici, Tanrı’dan nefret eden, küstah, kibirli, övüngen, kötülük üreten, anne baba sözü dinlemeyen, anlayışsız, sözünde durmaz, sevgiden yoksun, acımasız insanlardır. Böyle davrananların ölümü hak ettiğine ilişkin Tanrı buyruğunu bildikleri halde, bunları yalnız yapmakla kalmaz, yapanları da onaylarlar. [6]

İşin aslı Elçi bu pasajda bu davranışların Tanrısızlığın bir ürünü olduğunu gösterir. Tanrısız bir hayat beraberinde ahlaksal çöküntü getirecektir. Çünkü Ahlak, doğru bir zeminde temellendirilmemiştir.

Belki bir Ateist, Agnostik ya da yarattığı evren ile ilgilenen bir Tanrı’nın varlığına inanmayan bir kişi, bazı ülkelerin yaptığı gibi bu tür davranışları ve eylemleri yanlış olarak görmeyebilir. Bu da bizi Tanrı olmaksızın bir ahlak anlayışından bahsedebilir miyiz? Sorusuna götürecektir. Umuyorum ki bir başka makalede de bu konuyu ele alacağız.

Sonuç olarak, şunu çok açık ve net bir şekilde gördük ki Batı’nın ahlaksızlığı Hristiyan inancı ile alakası olmamak ile birlikte böyle bir ahlaksal çöküntünün Tanrısal yargı[7] gibi çok dehşet verici bir mahkûmiyeti beraberinde getirdiği görülmektedir. Bu nedenle Hristiyanlığı değerlendirmek isteyenlerin, bunu bu inancın Tanrı’nın sözleri olarak kabul ettiği Kutsal Kitap ile yapmaları gerekmektedir.
Esenlikle,
________________________________________
[1] Haberi okumak için bknz: http://www.radikal.com.tr/dunya/escinsel_ayrimciligini_protesto_icin_opustuler-1152562
[2] Yaratılış 1:27-28a
[3] Matta 19:4-6
[4] Levililer 20:13
[5] Yasanın Tekrarı 18:9
[6] Romalılar 1:25-32
[7] Tanrısal Yargı ile kastettiğimiz bugün bazı inançlarda da görüldüğü üzere insan eliyle gelen yargı değil ama günah ile beraber gelen Tanrısal mahkûmiyettir.