Fedakarlık Nedir?


Sevgili ziyaretçimiz, bu makalemizde “fedakarlık” kavramını Hristiyan bakış açısıyla irdeleyeceğiz. Bizim temel kaynağımız Tanrı sözü olan İncil’dir. Eğer kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir. Size iyi okumalar diliyoruz.

Talep Formu

Fedakarlık ve Ester’in Hayatı:

Fedakarlık dediğimizde akla ilk gelen şeylerden biri, doğru bir anne modelidir. Günümüzde maalesef her anne böyle olmasa da, olması gereken anne modelinin başlıca unsurlarından birisi; fedakarlıktır. Sözlük anlamı da, ‘’özveri’’ olan bu kelimeyi Kutsal Kitap’a en iyi gördüğümüz yerlerden biri, Ester kitabıdır. Bu kitabın baş kahramanı olan Ester de bahsettiğimiz fedakarlık karakterine sahip olan, bütün Yahudi halkının annesi gibidir.

Yahudilerin çok sevilen bir halk olmadığını biliyorum ama, bu makaleyi okurken halkın hangi halk olduğunu bir yana bırakmanızı, objektif bir şekilde okumanızı rica ediyorum sizden. Çünkü buradaki asıl noktamız, Ester’in bize fedakarlığın en doruk noktalarından birini, içten bir şekilde yansıtıyor olmasıdır.

Bahsettiğim hikayenin ne olduğunu bilmiyorsanız, size kısaca özetleyeyim. Yahudi halkı, 127 ülkenin kralı olan Ahaşveroş’un, yani Pers (İran) imparatorluğunun egemenliği altında yaşamaktaydı. Kendi geleneklerine göre yaşadıkları için (çünkü Tanrı öyle yapmalarını söylemişti) Pers halkından Yahudileri sevmeyenler vardı. Bu sırada kral verdiği bir şölende kraliçesini çağırttı. Ancak sarhoş olan kraliçe, kralın çağrısını reddetti. Tabii ki kralın bu duruma cevabı belliydi: idam.

Kraliçe idam edilince, yerine kraliçe olması için yeni biri seçilecekti. Bunun için ülkedeki bütün güzel kızlar toplanıldı, bir yıl boyunca hem fiziksel olarak hem de davranış olarak hazırlanıldı. Zaman geldiğinde kralın huzuruna çıkarıldılar. Kral da hem gözüne hem de ruhuna en çok hitap eden kişiyi kraliçe ilan etti. Bu kişi, Yahudi olduğu bilinmeyen, ama görür görmez kralın hayran kaldığı Ester’di. Ester, kendisini büyüten ve tek akrabası olan Mordekay’ın sözleri üzerine, Yahudi olduğunu söylemedi. Mordekay da iyi bir adamdı. Görevi sırasında kralı öldürmek için plan yapan iki adamın konuşmalarını Ester’e, Ester de krala bildirmişti. Böylece Ahaşveroş’un canını kurtarmış oldu. Ne yazık ki bu iyiliği o an için unutulup gitti.

Ancak Tanrı, Mordekay’ın bu iyiliğini, bir gün halkı için kullanacaktı. O gün geldiğinde, yüksek bir göreve atanmış olan Haman adındaki bir adam, Mordekay kendisinin önünde eğilmedi diye, onu darağacına astırmak istemişti. Olay şuydu ki Mordekay kendisini yaratan Tanrı’sından başka kimsenin önünde eğilmez, kimseye tapmazdı. Aslında bu yaptığı son derece doğru bir davranıştı. Ancak ne yazık ki gururlu Haman, duruma böyle bakmıyordu. Bu nedenle önünde eğilmeyen Mordekay’ı ve onun soyunu yok etmek istedi, bunun için kraldan izin bile aldı ve bir ferman çıkarttırdı. Fermanda yazan zamanda bütün Yahudiler öldürülecekti. Ama Haman Mordekay’ın hemen ölmesini istedi, onun için bir darağacı hazırlattı ve ertesi gün onu astırmaya karar verdi.

İşte tam da bu sırada, unutulan o iyilik devreye girdi. Tanrı’nın esiniyle uykusu kaçan Ahaşveroş, o gece tarihi kayıtlara bakmaya karar verdi. Ve işte o anda Mordekay’ın kendisine yaptığı iyiliğin ödüllendirilmediğini keşfetti. Mordekay’ı onurlandırdı ve ona sarayda bir iş verdi. Darağacı, kimsenin canını almadı, şimdilik…

Mordekay Yahudiler için tasarlanan korkunç planı Ester’e iletti. Ester kraliçeydi ve halkını bu kötülükten kurtarabilecek en iyi aracı oydu. Ancak Ester çok korkuyordu. Kral onun Yahudi olduğunu bilmiyordu, şimdi Ester bunu söylediğinde, kralın nasıl tepki vereceğini bilmiyordu. Sonuçta kral, ayağına çağırdığı zaman gitmedi diye, eski kraliçeyi öldürmüş biriydi. Ne yapacağı belli olmazdı. Ayrıca Ester kafasına estiğinde kralın yanına gidip istediğini söyleyemezdi. Kral tarafından huzuruna davet edilmesi gerekiyordu. Bütün bu düşünceler onu korkutuyor, geriyor, kendisine yüklenen bu görevden kaçma isteği uyandırıyordu. Sizin de bazı sorumluluklarınız karşısında böyle hissettiğiniz oldu mu? Siz o zamanlarda ne yapıyorsunuz bilmiyorum, ama bakın Ester ne yaptı…

Mordekay Ester’in ne kadar korktuğunun farkındaydı. Ama onu şu sözlerle cesaretlendirdi, ‘’Sarayda yaşadığın için bütün Yahudiler içinde kurtulacak tek kişinin sen olacağını sanma. Şu anda susarsan, Yahudiler’e yardım ve kurtuluş başka yerden gelecektir; ama sen ve babanın ev halkı yok olacaksınız. Kim bilir, belki de böyle bir gün için kraliçe oldun.” (Ester 4:13-14). Mordekay haklıydı. Tanrı, öyle ya da böyle halkını kurtarırdı. Bunun için Ester’i kullanmak istiyordu, ama Ester bunu reddederse; Tanrı başka birisini kullanarak tasarısını gerçekleştirecekti, yalnız Ester Tanrı’nın planının dışında kalmış olacaktı. Ayrıca Mordekay başka bir konuda daha halkıydı, belki de böyle bir gün için kraliçe olmuştu. Geldiği konuma Tanrı’nın yardımı ve yönlendirişi olmadan gelemezdi, bunu biliyordu. Şimdi, bencillik etmeden, gerçek bir fedakarlık yapma zamanıydı.

Ester kralın huzuruna çıkmaya karar verdi, ancak bunu yapmadan önce halkıyla birlikte üç gün üç gece oruç tuttu. Ester kendi gücüne değil, Tanrı’nın gücüne dayanmayı seçti. Bu nedenle her şeyi Rab’bin yönlendirişine bıraktı ve ‘’Ölürsem, ölürüm’’ (Ester 4:16b) dedi.

Zaman geldiğinde Ester, kral tarafından huzuruna davet edilmediği halde, onun karşısına çıkmak için cesaretini topladı. Sarayın iç avlusunda beklemeye başladı, böylece kral onu gördüğünde asasını Ester’e doğru uzatıp onu huzuruna davet etti. Hatırlıyor musunuz, Ahaşveroş’un 127 ülkenin kralı olduğunu söylemiştim. İşte Ahaşveroş Ester’i huzuruna davet ettiğinde, ona tam olarak bu 127 ülkenin yarısını vermeyi teklif etti. “Ne istiyorsun Kraliçe Ester, dileğin ne? Krallığın yarısını bile istesen sana verilecektir” (Ester 5:3) dedi. Sanırım o anda kim olsa, 63 ülkenin yönetimi kendisine cazip gelirdi. Hatta kral bu teklifi Ester’e üç kez tekrarladı. İnsanın aklında yoksa ya da bir şekilde aklından çıkardıysa bile, aynı teklifi birkaç kez almak, vazgeçmeyi daha da zorlaştırmıştır. Halkından herkes ölse bile, o hayatının sonuna kadar birçok şeye sahip olarak yaşayabilirdi. Bir şekilde, kral onun Yahudi olduğunu öğrenmeyebilirdi. Ama Ester’in istediği tek bir şey vardı, o da halkının kurtuluşuydu. Bu nedenle zenginlik onun gözünü kör etmedi.

Sonunda krala Yahudi olduğunu, halkının içinde bulunduğu tehlikeyi ve Haman’ın planlarını anlattı. Endişesini, korkusunu ve dileğini krala bildirdi. Sonunda ne oldu biliyor musunuz? Ester kralın lütfuna sahip oldu, ama daha da önemlisi, Tanrı’nın gözünde lütuf buldu. Bütün fedakarlığıyla canını ortaya koyan Ester ve halkı, ölümden kurtuldu. Ahaşveroş Haman’ı, Haman’ın Mordekay’ı astırmak için hazırlattığı darağacına astırdı. Ester ve Mordekay’a yetki vererek, Yahudi halkı için tasarlanan planların değişmesini sağladı. Yahudileri öldürmek için seçilen o gün, Yahudilere de karşılık verme hakkı verildi. Böylece Yahudiler Perslerle savaşıp onları yendiler.

Biz Ne Yapmalıyız?

Peki biz, bu değerli ve fedakarlığın gözle görülür hali olan hikayeden ne çıkarmalıyız? Bence, çıkarılması gereken birkaç şey var. İlki, hikayenin tamamındaki Tanrı’nın elini görebilmek. Ester’in kraliçe seçilmesi, Mordekay’ın kralı kurtarması; doğru zaman geldiğinde bunun karşılığını alması, artık sarayın içinde olan Mordekay’ın Ester’e ulaşması ve onu cesaretlendirmesi… Bütün bu olay dizini, Tanrı’nın sağlayışıyla oldu. Ama sadece bu değildi. Tam da burada devreye, Mordekay’ın ve Ester’in itaatkarlığı ve fedakarlığı girdi.

Hatırlarsınız, Haman’ın Mordekay’a diş bilemesinin nedeni, kendisinin önünde eğilmemesiydi. Mordekay yaptığının riskli bir şey olduğunu biliyordu. Ama yine de Tanrı’sına itaat etti ve bir insanın karşısında eğilmedi. Sadece Tanrısına tapmaya, sadece O’nun önünde eğilmeye kararlıydı. Sonunda darağacına asılmaktan bile kaçınmadı. İtaati sayesinde, Tanrı onu darağacından kurtardı.

Ester’in de en az Mordekay kadar Tanrı’ya itaat ettiğini ve bunun için onun da canını ortaya koyduğunu unutmayalım. Evet Ester korkmuştu, ama yine de itaat etti. Cesurdu. Unutmayalım, cesur olmak, korkmamak değildir. Elbette korkabiliriz. Karşımızda bizi öldürebilecek bir kral olsa da olmasa da, hepimiz hayatlarımızda zor ve bizi korkutan durumlarla karşılaşıyoruz. Sorun korkmak değil, korkusuz olmak da cesaret değildir. Cesaret, hepimizin bildiği gibi, korktuğumuz halde doğru olanı yapmaktır. Ester’in yaptığı da tam olarak buydu, korktuğu halde oruç ve dua ile Rab’be teslim oldu ve O’na güvenerek adım attı. Biz de Rab’be güvenerek, O’na teslim ederek, korktuğumuz halde doğru olanı yapıyor muyuz? Sonuçta Tanrı bizlere, “Korkma, çünkü seni kurtardım, seni adınla çağırdım, sen benimsin.’’ (Yeşaya 43:1) diyor. Bizler Tanrı’ya aitiz ve O bizi her kötülükten koruyacaktır. Yeter ki O’na güvenerek, yüklerimizi O’na bırakarak cesaretle adım atalım.

Kadın olduğumuz için arka planda kalmamıza, yapmamız gereken şeylerden geri çekilmemize gerek yok. Tanrı biz kadınları da kendi harika işleri için kullanmak istiyor! Bu hikayede Ester’i kullanarak halkını büyük bir yıkımdan kurtardı. Her birimizin hikayelerinde de bizi kullanarak, birçoklarının yıkımını engellemek istiyor. Biz yapmak istemezsek, Tanrı’nın kullanabileceği, O’na itaat etmeyi seçen insanlar elbette var. Ama Tanrı’nın tasarısındaki yerimizi bulmak ve fedakarlık yaparak işlemek, çok değerlidir. Etrafımıza bakalım, ihtiyacı görelim. Tanrı bizi, hangi canları kurtarmak için, nasıl kullanmak istiyor. Anlayalım, fedakarlıkta bulunalım ve canları kurtaralım. Kim bilir, belki de böyle bir gün için Tanrı bizi şu anda olduğumuz yere koymuştur…

Esen Kalın