TOLSTOY: Savaş ve Barış


TOLSTOY: Savaş ve Barış-“Sağ yanağınıza tokat atana öbür yanağınızı da çevirin .”

“Göze göz, dişe diş’ dendiğini duydunuz, ama ben size diyorum ki size kötülük yapana direnmeyin.” (Matta 5:38-39)

Daha önce, İncil’de bu kısmı okuduğumda, her seferinde tuhaf yanılma ile ‘ama ben size diyorum ki, kötü insana direnmeyin” sözlerini sanki hiç yazılmamış gibi, ya da hiçbir anlam yokmuş gibi fark etmeden geçiyordum.

Daha sonra, İncil’le haşır neşir olmuş çok sayıda Hristiyan’la yaptığım görüşmelerde insanların sık sık bu sözlerle ilgili aynı körlük içinde olduğunu saptadım. Bu sözleri kimse anımsamıyordu; çoğu zaman da bu konu üzerinde konuşurken, Hristiyanlar İncil’i ellerine alıp acaba bu sözler İncil’de yer alıyorlar mı diye bakıyorlardı. Ben de aynı şekilde bu sözlerin farkına varmıyor, sadece bundan sonraki “Sağ yanağınıza tokat atana öbür yanağınızı da çevirin.’ türünden (Mat 5:39) sözlerini anlayabiliyordum. Her defasında bu sözler insan doğasına aykırı gelen yoksunlukları ve ıstırapları onaylanıyor gibi geliyordu. Bu sözler beni duygulandırıyordu. Bunları yerine getirmenin iyi olacağını hissediyordum, ama aynı zamanda bunları yerine getirecek gücü kendimde hiçbir zaman bulamayacağımı da hissediyordum. Kendi kendime şöyle diyordum:

Evet, tamam, yanağımı uzatacağım, bana ikinci kez vuracaklar; vereceğim, ve sahip olduğum her şeyi benden alacaklar. Benim bir yaşamım olmayacak. Oysa bana bir yaşam verilmiş, neden ondan yoksun olayım ki! İsa bunu benden istemiş olamaz. Eskiden böyle düşünüyordum, İsa’nın bu sözlerle yoksunlukları ve ıstırapları yücelttiğini ve bunları yücelterek açıklık ve kesinlikten yoksun abartılı terimler kullanıldığını düşünüyordum. Fakat kötülüğe kötülükle karşı koymama ilkesini anlayınca, İsa’nın abartmadığını ve ıstırapları ıstırap olsun diye istemediğini, tersine, söylemek istediğini tam olarak açık ve çok kesin bir şekilde formüle etmiş olduğunu gördüm.

İsa diyor ki, kötülüğe kötülükle karşı koymayın, bunu yaparken şunu da bilin ki, bir yanağınıza vurduktan sonra hiçbir direnmeyle karşılaşmadığı için öteki yanağınıza da vuracak, gömleğinizi aldıktan sonra paltonuzu da alacak, emeğinizi sömürdükten sonra sizi daha da çok çalıştıracak, sizden bir şeyleri bir daha geri vermemek üzere alacak insanlarla karşılaşabilirsiniz. Bütün bunlar başınıza gelse de, kötülüğe kötülükle karşı koymayın. Sizlere haksızlık edenlere, size kaba güç kullananlara siz her şeye rağmen iyilik yapın. Bu sözleri ifade ettikleri anlamda anladığım zaman, birden karanlık olan her şey aydınlandı ve abartılıymış gibi görünen şeyler de son derece mantıklı bir hale geldi.

İsa’nın insanlardan yanaklarını uzatmayı, paltolarını vermeyi ve ıstırap çekmeyi bir kural olarak benimsemeleri için değil, kötüye karşı direnmemeleri için istediğini anladım. İsa sadece bu kurala uymanın ıstıraplarını da beraberinde getireceğini ekliyor.

Bir babanın oğlunu uzun bir yolculuğa uğurlarken, ona, yolda geceleri konaklamayıp, yağmura, açlığa ve soğuğa rağmen, ‘Yoluna devam et’ demesi gibi ‘üşüsen de, ıslansan da ara vermeden yoluna devam et’ diyor. İsa, ‘yanağınızı uzatın ve acı çekin ‘ demiyor: ”Kötülüğe karşı direnmeyin, her ne pahasına olursa olsun direnmeyin,” diyor.

Bu sözlerin tam ve açık anlamını ifade ettikleri şekilde kavramam yalnız Dağdaki Vaaz’da değil İsa’nın bütün öğretisinde ve dört İncil’de de anlaşılmaz görünen her şeyin açık hale gelmesine, çelişkili görünen şeylerin uyumlu hale gelmesine, özellikle de fazlalık gibi görünen şeylerin gerekli hale gelmesine neden oldu.

Her şey bir bütün halinde uyumlu içine girdi, her parça, kırılmış heykelin aslına uygun şekilde yeniden yerini buldu. Dağdaki Vaaz’da ve aynı şekilde bütün İncil’de aynı öğretinin doğrulandığını görüyordum: ” Kötülüğe direnmeyin.” Bu vaazda olduğu gibi İncil’in diğer kısımlarında da İsa havarilerini, ” Kötülüğe direnmeyin” buyruğuna uyan, yanaklarını uzatan, paltolarını veren, işkence ve zulüm gören ve dilenen insanlar olarak gösteriyor.

İsa birçok yerde defalarca, haçını sırtlamayan, her şeyi terk etmemiş olan, başka bir deyişle, ”Kötülüğe kötülükle karşı koymayın” buyruğunun getireceği bütün sonuçlara katlanmaya hazır olmayan kişinin kendi müridi olamayacağını yineliyor.

İsa kötüye direnmeden ıstırap çekmeye ve ölmeye hazırlanıyor, bu konuda üzüntüsünü belirten Petrus’a çıkışıyor, en sonunda da direnmeden kendi öğretisine sadık kalarak ölüyor. İlk havarilerinin hepsi de bu kurala riayet ettiler, bu kişilerin yaşamları sefalet ve zulüm içinde geçmesine rağmen kötülüğe kötülükle karşılık vermediler.

O halde İsa demek istediği şeyi gayet açık bir şekilde demiş oluyor. Bu kuralın uygulamaya konulması çok zordur denilebilir. Bu kuralı uygulayan herkesin memnun olduğuna itiraz edilebilir; inançsızlar gibi, İsa uygulaması imkânsız kurallar formüle eden bir hayalperest, bir ideologdu denilebilir, ama söylemek istediğini çok açık ve kesin bir şekilde ifade ettiğini kimse yadsıyamaz. Onun öğretisine göre bir kişi kötüye karşı direnemez, kısacası öğretisini benimsemiş herhangi biri kötüye karşı direnemeyecektir. Bununla birlikte, ne iman edenler ne de inançsız olanlar İsa’nın sözlerindeki bu açık ve kesin manayı anlayabilmişlerdir.