Peki ya Ahlak? – Din mi, İsa mı? adlı serimizde bu sekizinci videomuza hoşgeldiniz. Bundan önceki videolarımızı izlediyseniz aklınıza gelebilecek sorulardan bir tanesi, eğer İsa’nın ölümüne ve dirilişine inanmamız sonsuz ölümden kurtulmamız için yeterliyse ve Hristiyanlık genel anlamda bir din değilse, o zaman istediğimiz gibi yaşayabilir miyiz sorusu olabilir. Buna verilebilecek cevap bir hayır olacaktır çünkü bu serideki ilk videolarımızı izlediyseniz, herkesin bir ‘hakim’ hikayeye göre yaşadığını ve davranışlarının bu hikayeler aracılığıyla şekillendiğini söylediğimizi hatırlayacaksınızdır.

Din mi, İsa mı? adlı serimizde bu sekizinci videomuza hoşgeldiniz. Bundan önceki videolarımızı izlediyseniz aklınıza gelebilecek sorulardan bir tanesi, eğer İsa’nın ölümüne ve dirilişine inanmamız sonsuz ölümden kurtulmamız için yeterliyse ve Hristiyanlık genel anlamda bir din değilse, o zaman istediğimiz gibi yaşayabilir miyiz sorusu olabilir. Ahlak kurallarından özgür müyüz? Buna verilebilecek cevap bir hayır olacaktır çünkü bu serideki ilk videolarımızı izlediyseniz, herkesin bir ‘hakim’ hikayeye göre yaşadığını ve davranışlarının bu hikayeler aracılığıyla şekillendiğini söylediğimizi hatırlayacaksınızdır.

Hepimiz belirli bazı öykülerin yarattığı dünya görüşleri ve bu görüşlerin yarattığı ve bir araya getirdiği topluluklar içerisinde yaşamaktayız. Her bir topluluğunda bir topluluk olarak devam edebilmesi için ihtiyaç duyduğu, o topluluğun öyküsünün belirlediği bazı davranış şekilleri vardır. Hristiyan inancı da, diğer bütün inanışlar gibi bu şekilde hareket etmektedir. Tanrı’nın bizleri bir dine, ya da performansımıza göre değil de, sevgisinden dolayı kabul ettiğini söylediğimizde, bizler de bu öyküye uyumlu yaşamaya çalışmaktayız. İşte bu noktada Hristiyanlığı diğer dinlerden ayıran şey, öykünün kendisinin davranışlarımızın nasıl değil, neden öyle olmaları gerektiğini belirlemesidir. Bununla ne demek istiyorum?

Tanrı’yı Hoşnut Etmek

Kutsal Yazılar’ın anlatımına göre ilk yaratıldığı konumda kalmamayı seçen insanlık, hem kendilerine hem de dünyaya ölüm getirdikleri ve kendi kendilerinin tanrıları olmayı seçtikleri için, insanlığın ihtiyacı olan kurtuluşun da insanın din aracılığıyla içine düştüğü durumdan çabalayarak çıkmaya çalışmasıyla değil, Tanrı’nın bu dünyaya gelerek insanın kötülüğünü, yarattığı acıyı ve en önemlisi ölümü kendi üstüne alarak olacağıdır. İşte bu öyküye göre eğer dünyayı bu Tanrı yönetseydi nasıl bir insan modeli olacağını Tanrı İsa’da bizlere göstermektedir. Bu iyi öyküye göre bir insanın nasıl yaşaması gerektiğini ve Tanrı’nın nasıl birisi olduğunu bir takım kurallara bakarak değil, bir kişiye, yani İsa Mesih’e bakarak anlıyoruz.

Bu şekilde yaşanan bir hayatta motivasyon, Tanrı’nın beni sevmesi için ne kadar dini kuralı yerine getirebilirim sorusunu sormak değil, İsa’nın duyurduğu bu iyi haberde beni bu kadar çok sevdiğini söyleyen bir Tanrı’ya olan sevgim hayatımda nasıl gözükmeli sorusunu sormakla alakalıdır. Sevgi korku ile devam eden bir şey olarak bir görev değil, bir cevaptır. Sevilmek için Tanrı’ya kulluk etmek dünyadaki dinlerin temelinde yatmaktayken, Hristiyanlığın temelinde Tanrı bizi, biz O’nu sevmezken bizi sevdiği için O’na yaklaşmak yatmaktadır. Aynı şekilde İsa’yı izlemeye başladığımızda birer meleğe dönüştürülmediğimiz için

Tanrı’yla olan bu ilişkide, Tanrı iyi bir ebeveyn gibi her başarısızlığımızda ve yere düşüşümüzde aynı sevgiyle bizi bağışlamakta ve yeniden devam etmemizi sağlamaktadır. Kutsal Kitap’ı okuduğumuzda lütuf adı verilen, Tanrı’nın bu sadakati insanlığın asıl kurtuluşudur.
Gelecek hafta tartışma blogda yeni bir video ile karşınızda olacağız.