Farkında olmadan yaptıklarımızla dindarlığımızı çevremize gösteriyor muyuz?


 

2. Hepimiz Dindarız-Bir önceki videomuz da din ve dindarlık kelimelerinin doğalarıyla uyumlu olmadan, coğrafi olarak da tanımlandıklarını ve bir bakıma etiket görevi gördüklerinden bahsettik. Fakat bu resmin aslında gerçekleri yansıtmadığına inanmamın nedenlerinden birisi belki de kabul etmesi çok zor olan ‘hepimiz dindarız’ iddiam. Böyle bir iddiada bulunma nedenim de, aslında herkesin bir Tanrı’ya inanması gerektiğini ve bana göre en doğru olan inanca sarılmaları gerektiğini söylemek değil. Bunun aksine, insanlık olarak hepimizin paylaştığı bir gerçek olan öyküler içerisinde yaşadığımız gerçeğine parmak basarak aslında hepimizin kendimize bir başlık versek de vermesek de dindar varlıklar olduğumuzu söylemek. Tekrar ediyorum: Hepimiz dindarız.

Bir önceki videomuzda din ve dindarlık kelimelerinin doğalarıyla uyumlu olmadan, coğrafi olarak da tanımlandıklarını ve bir bakıma etiket görevi gördüklerinden bahsettik. Fakat bu resmin aslında gerçekleri yansıtmadığına inanmamın nedenlerinden birisi belki de kabul etmesi çok zor olan ‘herkes dindardır’ iddiam. Böyle bir iddiada bulunma nedenim de, aslında herkesin bir Tanrı’ya inanması gerektiğini ve bana göre en doğru olan inanca sarılmaları gerektiğini söylemek değil. Bunun aksine, insanlık olarak hepimizin paylaştığı bir gerçek olan öyküler içerisinde yaşadığımız gerçeğine parmak basarak aslında hepimizin kendimize bir başlık versek de vermesek de dindar varlıklar olduğumuzu söylemek.

Yaşamı bir öykü ve öykünün yarattığı dünya görüşüne göre yaşayan bir insanın kendi dünya görüşünde ‘kabul edilemezler’ ‘yapılmaması gerekenler’ veya ‘diğer in-sanların da yapmaları ve inanmaları gerektiğine’ inandığı unsurlar bulunmaktadır. Bu unsurlar da o bahsettiğimiz hakim öykünün o insan için ne olduğuna göre değişiklik gösterir.

Derbi maça gitmeden önce formasını giyen ve atkısını takan bir kişi, sabah duasında topluluğun önüne çıkmadan önce haçını boynuna asan bir rahipten farksızdır. Irk ve cinsiyet ayrımı konusunda bazı adaletsizlikleri değiştirmek isteyerek adım atan, bazı kelimeleri özellikle kullanmayan ve bunları çevresiyle paylaşan kişi de, bir vaaz hazırlayan bir rahipten farksızdır. Her ikisi de bir öykü anlatmak istemektedir çünkü anlatılan öykünün hem kendisine hem de başkalarına daha farklı bir öyküden daha yararlı olacağına inanmaktadır. Herhangi bir mağazadan değil de özellikle belirli bir yerden giyinmeyi tercih eden bir kişi de aslında dini bir eylemde bulunmaktadır. Bunların tamamında, bazen kişisel bir Tanrı anlayışı, bazen de özellikle böyle bir kişisel Tanrı’ya yer vermeme istemi hakim olabilir. Ancak bu insan yaşamının kökten bir şekilde hakim öykülerle dindar bir yaşam olmadığı anlamına gelmemektedir.

Aynı şekilde bilimsel bir dünya görüşüne sahip olan birisi de birbirleriyle çatışan görüşlerin hepsini aynı anda kabul etmek yerine, bilimin insanın soracağı bütün soruları yanıtladığını düşünerek oldukça dindar bir tutum sergilemektedir. Burada anahtar nokta bir inancın bir ilaha sahip olup olmaması değil, inancın diğerlerini dışarıda bırakacak bir doğaya sahip olarak kendisine bir öykü yaratmasıdır. İşte bu anlamda hayatım boyunca Tanrı konusunda neye inanırsa inansın, aslında dindar olmayan bir insanla henüz tanışmadım diyebilirim.

Hepimiz, her sabah uyandığımızda ‘bugün neye inanacağımı belirleyeyim’ diye düşünmeden hayatımıza devam ederiz. Bizi biz yapan birçok öykü zaten uzun süredir bu dünya görüşümüzü oluşturmuştur. Bir insan için asıl önemli olması gereken şey dindar olmak veya olmamak olarak kendisini tanımlaması deği, hangi öykülerin gerçekten tutarlı, hangilerinin kötü öyküler olduğunu bulma uğraşında olmasıdır. İşte bu bakımdan aslında sen ve ben insan olmanın doğası gereği, dil aracılığıyla öyküler içerisinde yaşayan, yani dindar olan insanlarız.

Gelecek hafta Din ve İsa video serisine devam edeceğiz.