Kutsal Yazılar Değiştirildi Mi?


Papazlar Kutsal Yazıları Değiştirdiler Mi?

İncil’in Hristiyanlar tarafından değiştirildiği iddiası toplumumuzda kulaktan kulağa dolaşmaktadır. Ancak bu iddiayı kulaktan dolma bilgilerle değil, kaynağından inceleyelim. Bir Müslümanın İncil’e yaklaşımı genellikle aşağıdaki iddiaların bir ya da birkaçının toplamı olarak belirmektedir:

1. Kur’an’dan önceki Kutsal Yazılar metin olarak tahrif edilmişlerdir.
2. Kur’an öncesi Kutsal Yazılar, Kur’an tarafından hükümsüz kılınmışlardır.
3. İsa’nın yükselişi esnasında İncil de O’nunla birlikte Cennete alınmıştır.

Müslümanlar çoğu zaman bu tür iddialarını Kur’an ile temellendirdiklerini savunurlar. Kuran’a bakacak olursak İncil, İsa’ya indirildi. İncil’in ilk dört bölümü en iyileri olmakla birlikte, Hristiyan gelenekleri bakımından güvenilir olmayıp yer yer de çelişkili kayıtlarla doludur. Bir Müslüman’ın şöyle devam etmesi mümkündür: bu İncil kayıtları İsa’dan Tanrı’nın Oğlu olarak bahseder, ama sonradan O’nun haç üzerindeki ölümünden de söz etmesi, kayıtların güvenilir olmadığının bir kanıtı sayılmalıdır.

Doğrudur. Kuran’da İncil’in İsa’ya öğretildiği ifadesi yer alır. Diğer taraftan ise Kur’an Yahudilerin ve Hristiyanların Kutsal metinlerinin güvenilir olmadığını, Kur’an tarafından hükümsüz kılındığını ya da ilk İncil’in göğe alındığını söylemez. Gerçekten de Kur’an, bu yazıların varlığını, elde edilebilirliğini, uyumunu ve evrensel önemini destekler. Kur’an bu Kutsal Yazıları herkesin üstünde tutar, hatta kendisi de bunları destekler ve teyid eder. Böylelikle Kur’an, Yahudilere ve Hristiyanlara seslenir:

[De ki: “Ey Ehli Kitap! Siz, Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni tam olarak uygulamadıkça… Kuran 5:68]ü

Kuran, İsrailoğulları’na hitaben, der ki:

[…beraberinizdekini doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğuma inanın… İnsanlara iyiyi ve güzeli emredip de öz benliklerinizi unutuyor musunuz? Üstelik de Kitap okuyup durmaktasınız! Kuran 2:4144]

Kur’an, Mukaddes Yazıların Yahudilere ve Hristiyanlara ait olduğunu, okunduğunu ve tetkik edilmelerinin gerekliliğini vurgular. Kur’an, bozulmamış ve hükümsüz hale gelmemiş söz konusu Kutsal Yazıları onayladığını savunur. Eğer bu Yahudi ve Hristiyan kutsal kitapları tahrif edilmiş ise, o zaman Kur’an bu bozulmuş metinleri mi onaylamaktadır?

Aslında, eğer Hz. Muhammed kendisi kuşkuya düşerse, Kur’an ona Yahudilere ve Hristiyanlarla, onların Kutsal Yazılarına başvurmasını öğütler:

[Şayet sen, sana indirdiğimizden kuşkulanmakta isen, senden önce Kitabı okuyanlara sor. Kuran 10:94]

Dahası, Kur’an Hz. Muhammed’e böyle hitap ederken, bu türden Yahudi ve Hristiyan aleyhtarı iddialar ortaya atılabilir mi?

[İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken, nasıl oluyor da senin hakemliğine başvuruyorlar? Daha sonra da verilen hükümden yüz çeviriyorlar. Bunlar, inanan kişiler değillerdir! Kuran 5:43]

[İncil bağlıları, Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler fasıkların ta kendisidirler. Kuran 5:47]

Hiç kuşkusuz, Kuran’daki bu kanıt Yahudilerle Hristiyanların elindeki Kutsal Kitap’ın uyumlu ve tutarlı olup olmadığı üzerine, yukarıda bahsedilen iddiaları ileri sürmekten, bir kısım Müslümanları caydırmış oldu. Öte yandan, bu tür iddiaları ileri süren Müslümanlar, kendi tezleriyle çatışma halinde olan Kur’an kanıtlarını göz ardı edebilirler mi?

Şayet bu Kutsal Yazılar tahrif edilmiş, batıl olmuş ya da hiç var olmamış iseler, nasıl olur da Kuran Hz. Muhammed’in çağdaşı olan Yahudilere ve Hristiyanlara seslenerek, hükümlerini Tevrat’a ve İncil’e göre vermelerini ister? Eğer bu Kutsal Yazılar sahte iseler, Hz. Muhammed’in çağdaşı Yahudilerle Hristiyanların bu yazıları okumakta olduklarını Kur’an nasıl söyler?

Özet olarak:

Eğer Müslümanlar Kur’an’ın kanıtlarını temel alarak Kutsal Kitap’ın uyum ve bütünlüğünü, en azından Hz. Muhammed’in dönemine kadar sorgularlarsa, bu tutum onları Kur’an’ın bütünlüğünü sorgulamaya götürmez mi?

Pek çok Müslüman’a göre gelenek peygamberleri olan Hz. Muhammed’in ilham edilmiş söz ve davranışlarının kaydından ibarettir. Hadislerin kabul edilen ve tanınan derlemeleri arasında yeterince kanıt vardır ki, bu sayede Yahudi ve Hristiyanlara ait Kutsal Yazıların tutarlılığını destekleyen Kuran ile bu hadislerin de tam bir uyum ve bütünlük içinde olduklarını göstermek mümkündür.

Hadisler, Hz. Muhammed’in ve yakın çevresinin yalnızca sözleriyle yaptıklarını yansıtmakla yetinmeyip aynı zamanda bu hadisleri derleyenlerin zamanına kadar olan sonraki kuşakların fikirlerinden de oluşur. O nedenledir ki, Hz. Muhammed’i izleyen son birkaç yüzyılda, kimi Müslümanlarca Yahudi ve Hristiyan kutsal kitaplarının tahrif edilmiş olduğu, batıl sayıldığı ya da göğe alındığı iddialarının ortaya atıldığı sonucuna varılabilir.

Bugüne kadar Müslümanlar şöyle düşündüler:

Mademki İncil’i alan İsa’dır, o halde, şimdi Hristiyanların elinde bulunan dört İncil’in kayıtları doğru olamaz. Ama geçtiğimiz yüzyıl içerisinde bir bölüm Müslüman tarafından, “Barnabas İncil’i” gerçek İncil olarak yüceltildi. Bu arada diğer dört İncil’in ise samimi ve özgün olmadığı üzerine daha önceleri yine Müslümanlarca ileri sürülmüş iddialar ya unutuldu ya da göz ardı edildi. Barnabas İncil’inde bilinen bazı İslam tezlerine yer verilmiştir: İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olmadığı, haçta ölenin İsa değil, Yahuda İskariyot olduğu, İsa’nın Hz. Muhammed’in geleceğine dair peygamberlikte bulunmuş olması vs. gibi… Bu tür beyanlar, ne yazık ki, bir kısım Müslüman için Barnabas İncili’nin doğruluğunu kabule yeterli görünmektedir.

Barnabas İncili

Barnabas İncil’inin bilinen tek kopyası İtalyanca el yazması şeklinde olup Viyana kütüphanesindedir. Bu metin Laura ve Lonsdale Ragg tarafından İngilizce’ye çevrilerek düzenlenmiş, İtalyanca ve İngilizce olarak 1907 tarihinde yayımlanmıştır. O günden sonra da bu çalışma Arapçaya, Urdu ve diğer lisanlara çevrilmiştir.

Nereden bakılırsa bakılsın, mevcut tüm kanıtlar Barnabas İncil’inin Avrupa menşeli ve aşağı yukarı on dördüncü asıra, hatta belki de daha sonrasına ait bir taklit olduğunda birleşir. Yazarı sadece Kutsal Kitap’ın İncil kısmındaki bilgilerden faydalanır. Ve kendi inanışına bağlı olarak da bazı kayıtları ya çıkartır ya da değiştirir. Ancak bundan ayrı olarak ve diğer coğrafi ve tarihsel yanlışların yanı sıra aşağıda verilen örnek bile bu eserin yazarının sadece İncil ile değil, aynı zamanda Kur’an ile de ters düştüğünü gösterecektir:

Rahip cevap verdi: “….bize doğruyu söylemen için sana yalvarıyorum. Beklediğimiz Tanrı’nın Mesih’i sen misin?” İsa cevap verdi: “Gerçekten ben o değilim, çünkü o, benden önce yaratıldı ve benden sonra gelecektir.” (L.&L.Ragg, Bl:96)

Barnabas İncili’ne göre İsa, Mesih değildir. Bu hüküm hem İncil ile ve hem de Kur’an ile çelişir. Çünkü her iki kitaba göre de yalnızca İsa, Mesih’tir. Üstelik Barnabas İncil’i, İsa’dan Christ (Mesih) diye bahsetmekle büsbütün karışıklık yaratır. Öyle görünüyor ki, Barnabas, “Christ” sözcüğünün İbranice’deki, “Mesih”in Grekçe karşılığı olduğundan habersizdi. Neyse ki, Barnabas İncil’ini, İncil’in doğru metni olarak kabul edenler Müslümanların hepsi değildir.

Kutsal Kitap’a göre yalnızca bir İncil vardır. İsa Mesih’in İncil’i. İncil, İsa Mesih’in ta kendisidir. Kutsal Kitap’ta dört ayrı İncil olarak yer alan aslında aynı ve tek bir İncil’e ait dört metindir. Böylelikle İsa’nın elçilerinden Matta’nın yazdıkları da gerçekte İsa Mesih’in Matta’ya göre İncil’idir. Kuran, [5:111]’de Tanrı’nın, havarileri kendisine ve İsa’ya iman etsinler diye ilham ettiğini bildirmesi anlamlı değil midir?

Gerçek

Yazıldıkları dillerde olsun, çeviri olsun, İslam’dan çok öncelere ait pek çok sayıda Kutsal Kitap el yazması bu metinlerin korunduğuna ve doğruluğuna ilişkin yığınla kanıtla doludur. En eski dönemlere ait ortak Hristiyan inanışının da tam ve doğru bir şekilde İsa’nın kişi olarak ve görevi itibariyle İncil’deki temeli yansıttığına hiç kuşku yoktur: İsa Mesih, Tanrı’nın biricik Oğlu çarmıha gerildi, öldü ve gömüldü. Üçüncü günde tekrar ölümden dirildi.

Elbette biz Hristiyanlar’ın Kutsal Kitap’ın doğruluğu ve savunması ile ilgilenmemiz gerekir. Ancak Müslüman dostlarla, “Kitaplar Çatışması” başlatmak gibi bir niyetimiz de olmamalıdır. Bizim önerimiz sadece açık yüreklilik ve açık görüşlülükle Müslümanların, Kutsal Kitap’ın verdiği mesajı Kutsal Kitap’ta sunulduğu şekliyle anlamaya gayret etmelerini istemekten ibarettir.

Esen Kalın