Köle Olan Kral


Köle Olan Kral-Dünya tarihinde basit bir mevkide bulunan birçok kişinin önemli mevkilere yükseldikleri görülmüştür. Ama bu yazıda size krallığa yükselen bir köleyi değil, kendisini köleliğe kadar alçaltan bir kralı tanıtmak istiyoruz.
Dünya tarihinde basit bir mevkide bulunan birçok kişinin önemli mevkilere yükseldikleri görülmüştür. Hatta önce hizmetçi ya da köle olan kimseler, üstün yetenek ve çabaları sonucunda bir kurumun yöneticisi, hükümet adamı, sultanı veya kralı olmuşlardır. Böyle adamların başarılarına elbette hayran kalıyoruz. Ama bu yazıda size krallığa yükselen bir köleyi değil, kendisini köleliğe kadar alçaltan bir kralı tanıtmak istiyoruz.

Eski zamanlarda doğu ülkelerinin birinde çok iyi yürekli bir kral vardı. Yönetimi altında olan insanları çok severdi. Günün birinde bu kral, ülkesinde kutlanan bir bayram nedeniyle oniki vezirini yemeğe çağırdı. O ülkenin geleneklerine göre yemekten önce konukların ayakları efendinin kölesi tarafından yıkanırdı. O zamanlar çarık giyildiği, yollar da çok tozlu olduğundan, ayaklar çabuk kirlenirdi. İşte misafirlerin ayaklarını yıkatmak her konuksever ev sahibinin gösterdiği bir sevgi ve saygı işaretiydi.

Ne var ki, o gün ziyafete çağrılan vezirler, ayakları hiç yıkanmadan sofraya oturmuşlardı. Kendi kendilerine: Acaba yüce kralımız bu hizmeti bize yaptırmayı unuttu mu?” diye merak ediyorlardı.
Tam o sırada kralın kendisi koltuğundan kalkıp kaftanını çıkardı, kölelerinin giyeceği bir önlüğü giydi ve bir leğene su doldurarak konuk vezirlerin ayaklarını yıkamaya başladı. Bunu gören vezirler şaşakalmışlardı. Şaşkınlıktan bir türlü konuşamıyorlardı. Nasıl oluyor da bu kadar çok sevdikleri efendileri kölelerin işi olan bir görevi yapıyordu?
Kral ise sıra ile tek tek vezirlerinin ayaklarını yıkayıp havluyla kuruladı. Sıra en yaşlı vezire gelince, candan sevdiği bu padişahın böyle adi bir iş yapmasına dayanamayıp ayaklarını çekiverdi ve heyecan içinde: “Hayır kralım, hayır! Bu olamaz! Siz benim ayaklarımı nasıl yıkarsınız? Kulunuz olarak ben sizin ayaklarınızı yıkamalıyım” dedi.
Gerçekten de vezir, ayaklarının yüce kral tarafından yıkanmasını nasıl hoş görebilirdi? Böyle bir şey düşünülemezdi. Oysa kral yumuşak ve sakin bir sesle şöyle yanıt verdi:

“Senin ayaklarını yıkamam gerekiyor. Eğer ayaklarını yıkamazsam benimle payın olmaz.”
Ne garip sözler! Bunu duyan ve hiç de anlamayan vezirler şaşırıp kaldılar. Bundan sonra yaşlı vezir kralın buyruğuna uyarak ayaklarının yıkanmasına razı oldu. Kral, işini bitirince leğeni, ibriği, havluyu bir kenara koyup kaftanını yine giydi ve sofranın başındaki koltuğuna oturdu. Gözlerini kendisine dikmiş olan vezirlerini uzun uzun süzdü ve gergin havayı bir soruyla dağıtıverdi:
“Vezirlerim, dostlarım, bunu niçin yaptığımı biliyor musunuz?”
Sorusuna karşılık alamayınca devam etti sözlerine:
“Siz bana, ‘Efendi’, ‘Kral’ diyor ve doğru söylüyorsunuz. Ben efendiyim, kralım. Kul ise efendisinden büyük değildir. Ben nasıl ayaklarınızı yıkadıysam, sizler de birbirinizin ayaklarını yıkamalısınız. Ben şimdi size bir örnek verdim. Benim yaptığımı siz de yapmalısınız.”

Yavaş yavaş vezirler söylenen sözleri anlamaya başlamışlardı. Kral onlara gururlarını bırakmalarını, alçakgönüllülükle ve gerçek bir sevgiyle başkalarına hizmet etmeye hazır olmalarını istemişti. Bu ne yüce bir kraldı! Kendi davranışıyla vezirlerine örnek olmuştu.

Kimdi bu kral? Vezirlerini tanıyor musunuz?
Bu kral, yaklaşık olarak 2000 yıl önce yeryüzüne gelmiş olan İsa Mesih’ti. Vezirleri ise O’nun öğrencileriydi.
İsa Mesih’i tanıyan kişiler O’na birçok adlar, unvanlar vermişlerdir; örneğin: Efendi, Öğretmen, “Tanrı’nın Sözü” ve “Kralların Kralı”. İsa Mesih ezelden beri Tanrı ile birlikte olandır. Tanrı, yıldızları, güneşi, yeri, insanları ve tüm evreni yarattığı zaman “OL” sözüyle yarattı. İsa Mesih de başlangıcı ve sonu olmayan Tanrı’nın Sözü’dür.
Ne var ki, Yaradan’larından uzaklaşıp doğru yoldan sapmış, suç ve günaha düşmüş insanları sonsuz ölümden kurtarmak için İsa Mesih, Tanrı yanındaki yüksek yerini bir süre için bırakıp gönüllü olarak yeryüzüne geldi. Tanrı’nın bir mucizesiyle İsa, Meryem anadan babasız olarak doğup bizim gibi insan oldu.

İsa Mesih dünyada yaşarken para, mal ve şöhret aramadı. Yoksul ve sade bir yaşam sürdü. Otuz yaşına dek marangozluk yaptı. Ondan sonraki üç yılını da büsbütün insanlara Tanrı’yı tanıtmaya adadı. Kendisini Tanrı’nın gönderdiğini bildirerek insanların Rabbe ve birbirlerine karşı olan ödevlerini hatırlatır, yaşamın baş ilkesinin sevgi olduğunu öğretirdi. Bu sevgiyi İsa Mesih tam anlamıyla kendi yaşantısına uyguladı. Sayısız hastayı iyi etti, tanrısal güçle kötürüm, topal, felçli, cüzamlı kişilere sağlık verdi. Nice körlerin gözlerini açarak karanlık dünyalarına
Aydınlık getirdi. Hatta ölüleri bile diriltti. Dertli, kederli olan çok insanların acılarını, korkularını giderdi; onlar için umut ışığı oldu.

Kendisine iman edip öğrencisi olmuş kimselerden on iki kişiyi elçi olarak atadı. Onlara, kurtuluş müjdesini bütün insanlara duyurma görevini verdi. İşte bunlar, İsa’nın toplayıp ayaklarını yıkadığı on ikilerdi.
Öğrencilerinden bazıları birbirlerinden büyük olmak isteyince İsa Mesih onları şöyle azarladı:
“Aranızda kim büyük olmak isterse hepinizin hizmetçisi olsun. Çünkü İnsanoğlu da kendisine hizmet edilsin diye değil, hizmet etmeye ve birçok insanın kurtuluşu için canını vermeye geldi.” (Matta 20, 26-28)
Evet, kendisini “İnsanoğlu” diye adlandıran İsa Mesih, ezelden beri Tanrı ile birlikte olduğu halde insanlar arasına indi. İnsanlar kendisine hizmet etsinler diye değil, tersine günahlı insanlar uğruna canını vermek için İsa Mesih öğrencilerinin de kendisi gibi alçakgönüllü olmalarını ve diğerlerine hizmet etmelerini istedi.
Mesih istemiş olsaydı, bu dünyamızın kralı, egemeni olabilirdi.

Bir gün Şeytan O’nu çölde deneyerek dünyanın bütün zenginliklerini, görkemini ve egemenliğini Ona vermeyi önerdi. Ama İsa bu geçici krallığı kabul etmedi. Yahudi halkı da O’nun yarattığı eşsiz mucize ve harikaları görünce İsa’yı kral yapalım diye coştular. Ama O bu krallığı reddetti. Romalı vali Pilatus Ona: “Yahudilerin kralı sen misin?” diye sorduğu zaman İsa: “Benim krallığım bu dünyadan değildir” diye yanıt verdi.
Evet, İsa Mesih bu dünyada yaşadığı sürece insanların hizmetçisi, yardımcısı olmayı seçmişti. Ve bu sevgi dolu yaşamının sonunda en acıklı bir şekilde öleceğini de biliyordu. Zaten O’nun dünyaya gelişinin başlıca amacı, günahlı insanlar uğruna ölüp hepimize kurtuluş sağlamaktı. Kendi günahı için ölmedi İsa. O tamamen kusursuz, suçsuz ve günahsızdı. Ama eşsiz sevgisinden dolayı biz suçlu insanların cezasını canını vererek çekmeye hazırdı. Kutsal Yasa’ya göre günahlarımızın cezası sonsuz ölümdür.
İsa Mesih o korkunç çarmıha çivilendiği zaman Tanrı’nın günahlı insanlık üzerine biçtiği yargı O’nun üzerine indi. Tanrı’nın eşsiz sevgisi bu olayda tam anlamıyla belirdi.
İsa Mesih’e iman eden kişi sonsuz ölüm ve azaptan kurtulup suçları için bağış ve sonsuz yaşam armağanını alır. Köle olan Kral o gün öğrencilerin ayaklarını yıkamakla kalmadı. Ertesi gün çarmıhta kanını akıtarak onların yüreklerini de suç ve günahtan arıttı. Ne büyük bir sevgi bu!

Tanrı, İsa Mesih’in yaşamından ve ölümünden çok hoşnut kaldı, Onu ölümünün üçüncü gününde diriltti. İncil şöyle söyler:
“Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrıya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama kul özünü alıp insan benzeyişinde doğarak ululuğunu bir yana bıraktı. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı. Bunun için de Tanrı Onu pek çok yükseltti ve Ona her adın üstünde olan adı bağışladı. Öyle ki, İsanın adı anıldığında gökteki, yerdeki ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün ve her dil, Baba Tanrının yüceltilmesi için İsa Mesihin Rab olduğunu açıkça söylesin.” (Filipililer 2: 6-11)
Köle olmuş kral İsa Mesih yine yeryüzünden ayrılıp Tanrı’nın yanına gitmiş, göksel kaftanını giymiş, yüce tahtına oturmuştur. Tanrı O’na yer ve gök üzerine tüm yetkiyi ve gücü vermiştir. Bu dünyadan ayrılmadan önce İsa Mesih kesinlikle yeryüzüne bir daha ineceğine söz vermiştir.

İkinci gelişindeyse İsa Mesih hizmetçi olarak değil, büyük güç ve görkemle gelecektir. Ama O’nun geleceği günü Allah’tan başka kimse bilmez. İsa’nın kendisi o günün hırsız gibi umulmayan bir anda geleceğini söylemiştir. İncil kitabı İsa Mesih’in ikinci gelişini şöyle anlatır:
O zaman İnsanoğlunun belirtisi gökte görünecek. Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek, İnsanoğlunun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. (Matta 24:30)
O büyük güne dek Kralımızın ölümü ile sağlanmış olan kurtuluş yolu herkese açıktır. İsa Mesih kültür, ırk, din ayrımı yapmadan her insanı davet eder. Gururunuzu yenip İsa Mesih’i kurtarıcınız olarak kabul ediniz. Onu yaşamınızın kralı yapınız. Henüz fırsat varken İsa Mesih adıyla Tanrı ile barışınız, Mesih’in gösterdiği sevgi ve alçakgönüllülük yolunu izleyiniz.