İsa'nın Tanrı'sı Kimdir?


Sevgili ziyaretçimiz, bu makalemizde “İsa’nın Tanrı’sı Kimdir?” konusunu Hristiyan bakış açısıyla irdeleyeceğiz. Bizim temel kaynağımız Tanrı sözü olan İncil’dir. Eğer kargo dahil ücretsiz İncil almak isterseniz aşağıdaki linkten formu doldurmanız yeterlidir. Size iyi okumalar diliyoruz.

Talep Formu

İsa’nın Tanrı’sı kimdir?

İncilleri okurken görünen Tanrı anlayışı nedir? İsa ona nasıl hitap eder ve ondan nasıl söz eder? İsrail Tanrısı’nı içeren geleneklerle derin dayanışma ve süreklilik içindedir. Ancak İsa’nın yaptığı yenilikler de vardır. İlahi babalık temasına benzersiz bir yer vererek bazı temsilleri değiştirir, özetler veya vurgular. Tanrı şefkatli bir baba, veren ve bağışlayan bir babadır. İsa’nın kendisi şahsa özel bir arabulucu ve Baba’ya giden yol olarak tanınmak ister.

İsa, Tanrı’yı nasıl ifade eder?

İsa, tek Tanrı mezheplerine kıyasla, kendi halkının geleneğinden hareketle çok daha fazla bağlantı yakalar. Ondaki Tanrı imajı, Eski Antlaşma ve Yahudi geleneğine dayanır. Dua ettiği, konuştuğu ve adına hareket ettiği Tanrı, İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un Tanrı’sından (Markos 12:26), tek Tanrı’dan (Markos 10:19) “Dinle İsrail“deki Tanrı’dan (Markos 12:29) başkası değildir; halkına yolunu tasvir etmek için emirler verendir (Markos 12:29-31). İsrail’in geleneğine sadık olan İsa, Tanrı’yı ilişki içinde olduğumuz, tarihte etkili bir şekilde konuşan ve davranan, ancak buna rağmen aşkınlığını kaybetmeyen bir kişi olarak görür. Bunun için ona dua edebiliriz ve etmeliyiz; aslında İsa, istek duası yapılmasında çok ısrar eder. Bu şekilde dua eden, aynı zamanda, “Tanrı için her şeyin mümkün olduğunu” (Markos 10:27) itiraf edip Tanrı’nın ilgi ve merhamet dolu olduğunu kabul etmektedir. Tanrı kendi halkının yardımına gelebilir ve gelmek ister (Luka 18:1-8). Böyle bir Tanrı güveni hak eder ve dahası bunu talep eder; İsa geleneğinde, bu noktada Eski Antlaşma ile tam bir devamlılık içinde, bu merkezî yön, inanç sözleri ile ifade edilir. İncil’de, bildiğimiz gibi, en iyi örnek, şüphesiz Mezmurlar tarafından sağlanmıştır; inanç, her şeyden önce, bir öneriyi doğru kabul eden bir zeka eylemi değil, mükemmel biçimde ve münhasıran güvenilir, sadık ve emin olana itimat etmeyi içeren varoluşsal bir tutumdur.

 

Dinsel Dönüşüm ve Kurtuluşa Dair

İsa kendisinden yaşam yolunu göstermesini isteyenlere, Eski Antlaşma’nın emirlerini hatırlatır (Markos 10:17-22; 12:28-34) ve bu emirleri güçlendirir (Matta 5:21-28). Burada, kuvvetli bir itaat talebi mevcuttur ve bu talep tanınan şu meşhur cümle ile ifade edilen anlama sahiptir: “Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez (…) Hem Tanrı’ya hem paraya kulluk edemezsiniz” (Luka 16:13). İtaati reddetmek yargı gününde cezalandırılacaktır. Çöl peygamberi yargıyı vaaz ederken, İsa’nın Tanrı’nın Krallığı temasıyla ilgili kurtuluşu tercih ettiğinin altını çizerek, İsa ve Vaftizci Yahya’nın tezat düştüğünü göstermek adeta geleneksel bir tutuma dönüşmüştür. Muhalefet, nüansları unutmadığımız sürece doğrudur. Yargılama konusunda yaptığı ısrar, Vaftizci’nin kurtuluşa ilgisini dışlamaz ve İsa tarafından kurtuluşun öncelikli biçimde ele alınması kesinlikle yargıyı örtbas etmeye yol açmamalıdır. Bu son tema, görmezden gelinemeyecek derecede kuvvetli bir şekilde onaylanmaktadır (Markos 9:43-47, Luka 12:4-5; 13:3-5). Dinsel dönüşüm teklif edilir; bunu reddetmekse cezayı gerektirir.

 

Radikal İyiliğin Paradoksu

Neyse ki, Eski Antlaşma’daki doğru ve katı Tanrı ile Yeni Antlaşma’daki sevgi dolu ve merhametli Tanrı’yı karşılaştırmak durumunda değiliz. Eski Antlaşma’da bu karşılaştırmanın beyhudeliğini gösteren metinlerin sayısı hiç de az değildir. Bununla birlikte, İsa, “iyi” olarak adlandırılmayı hak eden tek kişi olduğu algısını reddeder (Markos 10:18). Onun Tanrı’sı bazen, hiçbir koşul olmaksızın radikal bir iyiliğe sahipmiş gibi bir önyargıyla canlandırılır. Hemen hemen herkesin İsa’nın kendisinden geldiğini bildiği düşmanı sevme emrinin esas gerekçesi, güneşi ve hayırlı yağmuru iyilerin ve kötülerin üstüne doğduran ve yağdıran merhametli Tanrı’ya olan bakıştır (Matta 5:44-45).
İsa’nın günahkârlara karşı tutumu üzerine rakipleriyle yaşadığı çatışma geleneğin sağlam bir parçasıdır ve çatışmanın beklentilerinin tam olarak ne olduğunu söylemek zor olsa da, Tanrı’nın suretinin burada bir rol oynadığından çok az şüphe duyulabilir: Tanrı günahkârı önkoşul olmadan karşılar, dinsel dönüşüm ihtiyacı sadece ikinci sırada yer alır. Antik koleksiyona ait olan ve teolojik amacı yaygın olarak kabul edilen birçok meselde dinleyicinin beklentilerinin aksine şaşırtıcı, “abartılı” özellikler görürüz. İki oğul meselindeki babanın tutumu (Luka 15:11-32) veya rençberler meselindeki üzüm bağı sahibinin tutumu (Matta 20:1-15), toplumsal olarak kabul edilebilir olanın ölçüsünü aşar, çünkü bu örneklerde radikal iyilik adalet ile çatışma içinde gibi görünür. Günahkarın haklı çıkarılması ve haklıların reddedilmesi paradoksal olma eğilimi gösterir (Luka 18:9-14).

 

Tanrı Baba

Eski Antlaşma zaten ve daha da önemlisi, eski Yahudilik, ilahî babalık temasını, sadece karşılaştırma ve metaforla değil, aynı zamanda ilahî bir unvan ve hatta Tanrı’ya duada yapılan hitap olarak kabul eder (Yeşaya 63:16; 64:7, Yeremya 3:4-9). Gerçek şu ki, İncillere göre, İsa bu temaya, başka yerlerde gözlemlenenlere oranla çok daha merkezî bir yer verir. Bu izlenim, gerçekten de, her şeyden önce Yuhanna ve Matta İncilleri’ne dayanır ve onların anlatımında, ilahi baba unvanının abartılmasına tanık olduğumuzu göstermek zor değildir. Ancak, bu unvanın değerlendirilmesi, eski geleneklerde, Markos’ta, Matta ve Luka için ortak bir gelenekte ve Luka tarafından toplanan özel materyallerde zaten belirgindir. Çeşitli metinlere tarihsel eleştirinin sert kurallarını uyguladığımızda, bunların çoğunu çıkarmamız gerekir, ancak doğrudan İsa’nın kendisinden gelen metinlerin sayısı da oldukça fazladır.
Unutmayalım ki o dönemin kültüründe, baba bir otorite figürüdür ve bu durumun İncil geleneğinde olmadığını gösteren hiçbir iz yoktur. Fakat asıl vurgunun iyilik, sevgi dolu ilgi üzerine yapıldığı çok açıktır; bu noktaya dair kafamızda şüphe varsa, bunları silmek için Babamız’ı düşünmek ya da Markos 11:25, Luka 10:21-22; 11:1-13; 1:32 gibi temel metinleri yeniden okumak yeterlidir. Baba’nın işi vermek ve bağışlamaktır.

 

Önemli Bir Nokta

Baba temasını sona erdirmeden önce, belirli bir noktayı daha – daha teknik kavrayışlara ihtiyaç duysa ve kısaca açıklanması zor olsa da – ele almak gerekir: Arami dilindeki abba kelimesinin kullanımı. Ab (“baba”) adından türetilen abba formunun Yahudi metinlerinde birçok anlamı vardır: hitap, belirli bir isim (“baba”), birinci tekil kişinin (“babam”) ve belki de, çoğul kişinin aidiyetine atanmış (“babamız”) bir isim görevi görür. Bu terim, tanıdık bir dilde, daha çok ebeveynlerle çocuklar arasındaki ilişkilerin yer aldığı aile ortamında kendi yerini bulur. Yeri gelmişken bu ilişkiyi ebeveynlerle sadece küçük çocukların yaşamadığını da belirtelim. İsa’nın zamanında, bu kelime belki de aile alanının sınırlarını çoktan aşmıştı, ama bunu kesin olarak bilemiyoruz.

Büyük bir ihtimalle, İsa genellikle Aramice konuşurdu. Fakat Tanrı hakkında veya Tanrı’ya konuşurken de belirli bir biçim olan abba’yı kullanmış mıdır? Elimizdeki tek doğrudan kanıt Markos 14:36’dır ve bu tek kanıt tartışılmaz bir tarihsel sağlamlığa sahip değil. Ancak Pavlus sayesinde (Romalılar 8:15 ve Galatyalılar 4:6), Yunanca konuşulan topluluklardaki Hristiyanların dualarında abba kelimesini kullandıklarını biliyoruz. Bu olgu büsbütün şaşırtıcıdır ve de ileride göreceğimiz gibi, dönemin Yahudiliğinde apaçık boyutta olmayan bu kullanımın kökeninde İsa’nın kendisinin bulunduğunu – çoğu uzmanın kabul ettiği gibi – kabul etmek dışında bir açıklamada bulunmak pek de mümkün değildir. Bu nedenle, dosyaya İsa’nın, Yunanca Patèr (“baba”) kelimesini, yukarıda Aramice formunda (baba, babam!) sunulan olanakları karşılayan koşullarda kullanıldığı kelimeleri dâhil edebiliriz.

Peki bu soruda durmak neden önemli?

İsa, babasına hitap etmek için, Ölü Deniz (Kumran) Yazmaları’daki (4Q 372) bir metinde kendini ifade eden bir duacı gibi, kabul edilen ve alışkanlık hâlini alan aby formunu kullanabiliyordu. Abba’yı tercih etti ve Hristiyanlığın başlangıç dönemleriyle büyük ölçüde aynı çağa denk gelen Yahudi kaynaklarına bakıldığında, en azından dinî alanda kendisini ifade eden tek kişi olarak görünür. Bu gözlemin kapsamını bazen küçümseriz; İsa dışında başkalarının da, yani bu durumda karizmatik hahamların da, yoğun biçimde Tanrı’nın mahremiyet alanında yaşadıkları için Tanrı’ya da abba demiş olabilecekleri söylenir. Böyle bir olasılığı nasıl dışlayabiliriz? Bu arada, bu konuda sık sık alıntı yapılan ve Yahudilik tarihinde şüphesiz geç sayılan Talmud metninde (Ta’anit 23), karizmatik Hanan, Tanrı’yı “göğün abbası” gibi çok özel koşullar altında gösterir, ama O’na “evrenin efendisi” diyerek hitap eder. Bu nedenle, İsa, kasten aile ortamında normal bir yere sahip bir unvan seçiyor gibi görünmektedir.

Yakın ve erişilebilir

Bu seçimin nedenlerini açıklamak için İsa’nın bilincine nüfuz edemeyiz, ancak dosyanın tamamına dayanarak kendimize sadece bu abba kelimesinin değil, onun tüm kapsamının ne olduğunu sormamız gerekir. Gördüğümüz gibi, İsa, duasında kullandığı hitabın hatırlattığı gibi, çok büyük bir ilahî aşkınlık duygusuna sahiptir: “Baba (abba?), yerin ve göğün Rabbi!… Sana şükrederim” (Luka 10:21). Yine de, Tanrı’nın figürünü, babalık ile ilgili söz dağarcığının ve özellikle abba’nın kullanımını içerebilecek aşırı samimiliklere karşı koruma endişesini her zaman göstermez. Paskalya’ya göre “Baba” ismini “göksel” (Matta 5:48) ve “göklerdeki” (Matta 6:9) nitelikleriyle durmaksızın süsleyen İsa değil, Matta’da ve hiç şüphesiz onun kaynaklarında görülen, Paskalya’nın ardından gelen gelenektir. İsa, adeta sadece kendi içgüdülerine dayanarak, basitçe Baba’dan bahseder; onu yakın ve erişilebilir, yardımsever ve şefkatli bir ilgiyle dolu olarak sunar.
Özellikle, Hoca’nın Tanrı’yı açıkça ortaya koyduğu sözlerine dayanarak, İsa’nın Tanrısı’nın siluetini açıklığa kavuşturmayı çalıştık. Bu sadece ilk yaklaşımdır. Aslında, İsa’nın tüm eylemleri, İncil ve Yahudi geleneğinin tek Tanrısı olan Tanrı’nın anlamını taşır ve bu anlamla kontrol altında olduğu görünür. İsa’nın muhalifleriyle çatışması, onun Tanrı’nın hukukunu yeniden tesis etmek ve ödünsüz bir itaat uyandırma kaygısından kaynaklanır. Mucizeler, Tanrı’nın halkı üzerinde ve tüm yaratılışlarda özgürleştirici ve kurtarıcı projesini eyleme dönüştürür. İsa’nın zayıf ve yoksullara açıklığı, bilhassa günahkârları kabul etmesi, terk edilmiş ya da kaybolmuşlar için ilahî hassasiyetin tezahürü olarak görünür. Kısacası İsa, dualarını unutmadan (Luka 11:1), hem yaşamı ve pratiği hem de öğretisi üzerinden Tanrı’nın tefsirini yapar. İsa’nın çarmıhta alçakça öldürülüşü, görünüşte peygamberin yetkisiz kılınmasına eşdeğerdir. Tanrı’nın, geri çevrilen hizmetkârı ayağa kaldırdığı diriliş ise, bu okumayı reddeder ve dünyaya, Baba’ya giden yolun İsa’dan geçtiğini bildirir.

Esen Kalın

 

_________________________________

Miras Dergisi

Yazar: Jacques SCHLOSSER (Teolog)

Benzer makaleler okumak isterseniz aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Benzer Makaleler