Eski Ahit ve Yeni Ahit


Eski Ahit ve Yeni Ahit

Kutsal Kitap iki ana bölümden oluşur. Bunlar, “Eski Ahit” (Tevrat, Zebur) ve “Yeni Ahit” (İncil)’ten oluşur.

Eski Ahit’in 39 kitabından ilk 5 kitabı Musa’ya verilen Tevrat’tır. Ama genel olarak da EA (Eski Ahit)’e, “Tevrat” da denir. EA; Mezmurlar, Süleyman’ın Özdeyişleri, Vaiz ve Ezgilerin Ezgisi kitaplarını, ayrıca Eyüp, Yunus, Yeremya, Yeşaya ve Daniel gibi küçük  peygamberler olarak adlandırdığımız kitapları içerir. Dünyada bütün zamanların en çok basılan ve okunan kitabı olan Kutsal Kitap, tüm insanlığa hitap eder.

Tanrı’nın tarih boyunca insanlıkla ve İsrailoğullarıyla ne gibi antlaşmalar yaptığı bu kitaptadır. İlk önce şunu belirtmek isterim ki ne İsa ne Musa ne de tarihteki herhangi bir peygamber, kitaplarını yada söylediklerini kendilerine Cebrail’in direk Allah’tan alıp getirdiğini söylerler. Bu tür bir olgu tamamen İslam dinine ait bir inanıştır.

Kutsal Kitap ise Kutsal Ruh esinlemesiyle; peygamberlerin görümlerini, yaşadıkları olayları, Tanrı’ya olan yakarışlarını, Rab’bin onlara olan emirlerini kaleme almalarıyla oluşmuştur. Sadece 10 emiri Tanrı taş levhalara, bizzat kendisi kazımıştır.

“Öncelikle şunu bilin ki, Kutsal Yazılarda bulunan hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir. Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insanın isteğinden kaynaklanmadı. İnsanlar Kutsal Ruh tarafından yöneltilerek Tanrı’nın sözlerini ilettiler.” (2. Petrus 1:20-21)

Yaratılış

E.A Yaratılış kitabıyla başlar. Kitap şiirsel bir dille Tanrı’nın dünyayı, içindekileri ve insanı; Adem ile Havva’yı nasıl yarattığını anlatır. Adem ve Havva Aden bahçesindedir. Tanrı’yla beraberdirler. Rab de onlarla beraberdi, onlara sürekli görünüyordu. Tanrı insanlıkla ilk, “Ahit”ini bu bahçede yaptı. Bahçenin ürünlerinden istediklerini yiyebileceklerini söyledi. Ancak onlara, “bahçenin ortadındaki, ’iyi ve kötüyü bilme ağacından’ yemeyin, eğer yerseniz mutlaka öleceksiniz” (Yaratılış 1:26-30 ve 2:16-17) dedi. Yılanın aldatmasıyla ilk önce Havva, sonrada Adem o meyveden yediler. Ve ceza olarak bahçeden, yani cennetten dışarı atıldılar. Tanrı’nın dediği gibi, “ölüm” cezasını aldılar. Yani günah bir insan aracılığıyla, ölümde günah aracılığıyla insanlığa girmiş oldu. (Romalılar 5:12)

Adem’in neslinden Nuh geldi. Dünya çok karışmış, günah ve zulüm her yanı sarmıştı. Dünya yargıyı hak ediyordu. Tanrı Nuh’a bir gemi yapması için emir verdi. Gemiye her hayvandan birer çift almasını buyurdu. Nuh ile beraber gemiye toplam 8 kişi bindi. Ve Tanrı dünyayı tufanla cezalandırdı. Tufandan sonra Tanrı insanlıkla ikinci, “Ahit”ini yaptı. ‘‘Dünyayı bir daha tufan ile yargılamayacağım” dedi. (Yaratılış 9:11)

Asırlar sonra Nuh’un soyundan İbrahim geldi. İbrahim ilk önce, “Abram”dı. Rab ona, “İbrahim” adını verdi. İbrahim aracılığı ile Tanrı bir, “Ahit” daha yaptı. Bu ahite göre Tanrı İbrahim’in adını kutsayacak, neslini yıldızlar kadar çoğaltacak, diğer milletleride onun nesli aracılığıyla kutsayacaktır. Bu, şarta bağlı olmayan; sadece Tanrı’nın lütfuna bağlı bir ahittir.(Yaratılış 12:1-3, 17:1-8)

İbrahim İshak’ın, İshak Yakup’un babasıydı. Rab Yakup’a İsrail adını verdi. Yahudiler’e İsrailoğulları denmesinin sebebi budur. Yakup’un 12 oğlu oldu. Bunlar İsrail’in 12 oymağı oldular. Yakup’un en sevdiği oğlu Yusuf’tu. Kardeşleri onu kıskandıkları için ona tuzak kurdular. Tanrı onu ölümden kurtardı. Mısır’a köle olarak satıldı. Yusuf rüyaları tabir ederek, Mısır da yükseldi. Kenan ilinde kıtlık olunca Yusuf’un kardeşleri Mısır’a buğday almaya geldiler. Yusuf onları tanıdı. Babasını ve bütün ailesini Mısır’a getirtti. Böylece Yahudiler Mısır’a yerleştiler.

Buraya kadar dikkat ettiyseniz, bahsi geçen isimler, İslam geleneğine göre peygamberdirler. Ama Tevrat’a göre Nuh’un haricindekiler Yahudilerin önemli atalarıdırlar. Tanrı onları herhangi bir dini yaymaları için vazifelendirmiş değildir.

Asırlar geçer, Yahudilerin sayısı Mısır’da çoğalır. Mısır’ın başına Yusuf’dan hiç haberi olmayan bir firavun geçer. Yahudileri köle olarak çalıştırır. Tanrı İbrahim’e verdiği sözü hatırlar ve onun soyu olan Yahudileri bu sürgünden ve kölelikten kurtarmak için Musa’yı vazifelendirir. Musa’ya abisi Harun’u yardımcı olarak verir. Musa’nın vazifesi Firavunu yada Mısır halkını kendi dinine çağırmak değil, kendi milleti olan Yahudileri, “Vadedilmiş topraklar” olan bugünkü Kudüs ve çevresine getirmektir. Tanrı birçok mucize gerçekleştirir ve sonunda Firavun Yahudileri bırakmak zorunda kalır.

Mısır’dan Çıkış’dan Özdeyişlere Kadar

Çölde Tanrı, Musa aracılığıyla İsrailoğullarıyla büyük bir, “Ahit” yapar. “Eski Ahit” denince bu ahit kasdedilir. Bu Ahit çok kapsamlıdır ve çok uzun süre, İsa gelene kadar sürmüştür. Tanrı Musa’ya, “Yasa”yı (Şeriat) verdi. Bu Yasa 10 emirle beraber birçok kuralları içeriyordu (Mısır’dan Çıkış 34:28). Bu kuralların özü; günahlara karşı sürekli, kahinler aracılığıyla kutsal tapınakta Tanrı’ya kurbanlar sunulmasıydı (Mısır’dan Çıkış 20,21,22 ve 23). Musa Tanrı’nın İsrail halkından büyük bir peygamber çıkaracağından bahsetti.

Eski Ahit dönemi bin yılı aşkın sürdü. Bu arada Yahudiler İsrail’e yerleştiler. Ama Tanrı’dan sürekli kopup günahlara giriyorlardı. Tanrı da diğer milletleri onlara karşı kaldırıyor, onların eliyle cezalandırıyordu. İsrailoğulları Hakimler döneminden sonra bir kral tarafında yönetilmek istediler. Saul kral olarak seçilip mesh edildi. Saul’dan sonra Davut kral oldu. Davut İsrail’i birleştirdi. İsrail’in en büyük düşmanı olan Filistiler’e (Filistin ile bir alakası yoktur) karşı büyük zaferler kazandı. Davut Tanrı’ya hep yakındı, O’na danışır, O’nun yollarını arardı. Tanrı’yı sürekli Mezmurlarla över ve dualarla O’na yakarırdı. Davut Mezmurlarında İsa’ya, Rab, der ve Kendisine manevi çobanlık etmesinden bahseder.

Süleyman’ın Özdeyişleri

Davud’un oğlu Süleyman Tanrı’dan bilgelik ister. Bu Tanrı’nın hoşuna gittiği için ona hem bilgelik hem de en büyük krallığı verir. Süleyman Tanrı’ya büyük bir mabet yaptırır. Davut’tan 14 kuşak sonra Yahudiler yine çok bozulurlar. Tanrı onlara, Babil’e sürgün cezası verir. Sürgün yıllarında Daniel Peygamber ortaya çıkar. Daniel Peygamber rüyalarında gördüğü, “göğün bulutları içerisinde gelecek olan bir insanoğlundan” bahseden.

Yeşaya

Milattan önce 400 yılına kadar birçok peygamber gelir. Bunlar gelecekten haber verdiler. Bir, “Mesih”in, bir kurtarıcının, krallığı sonsuzlara kadar sürecek bir kralın, “büyük çoban”, “kutsal babanın”, “barış prensinin” geleceğinden bahsederler. Bu peygamberlerden özellikle Yeşaya (M.Ö. 600-700) çok sarih bir şekilde İsa’dan bahseder.  ”Çünkü bize bir çocuk doğacak, Bize bir oğul verilecek. Yönetim onun omuzlarında olacak. Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak.” (Yeşaya 9:6)

İncil

Ve İsa gelir. 30 yaşlarında ortaya çıkar. Ortaya çıktığı zaman, dünya yine Nuh’un zamanındaki gibi günah ve zulüm ile doludur. İsrail de Roma sömürgesindedir. O zaman dünyanın halini, insanlığın ne kadar aşağı seviyelerde olduğunu anlamak için Roma İmparatorluğunu iyi analiz etmek gerekir.

İsa fakir, köylü bir ailede doğar. Doğumu sırasında göç etmek zorunda kalırlar. Bir ahırda doğar. Gurbette büyür. Resmi bir eğitim almaz yada önemli hocanın yanında yetişmez. Ömrü boyunca doğduğu yerden en fazla 300 km kadar uzağa gider. Hiçbir makamı yoktur; ne vali, ne kral ne de imparator… Ne de orduları olan bir generaldir. İsa sadece üç sene peygamberlik yapar. 33 yaş gibi genç bir yaşta da ölür. Ama bu kadar kısa sürede insanlık tarihini kökünden değiştirecek bir etki bırakır. Sadece bu bile O’nun büyüklüğünü göstermeye yeter.

Biliyoruz ki Meryem aracılığıyla babasız dünyaya geldi. İlk ortaya çıktığında kendine 12 talebe (Havari) seçti. Üç sene boyunca birçok mucizeler gösterdi. Körlerin gözlerini açtı, kötürümleri, cüzzamlıları, sara hastalarını ve daha birçok hastayı iyileştirdi. Ölüleri diriltti. Günahları affetti, bu yüzden Yahudiler O’nu taşlamaya kalktılar. Çünkü, Tanrı’dan başkası günahları affedemez, sen kendini Tanrı’ya denk tutuyorsun, diyorlardı. Çok uzun yıllar harcayıp bir yığın kuralları olan bir din kurmaya gelmedi. Başlangıçtan beri, “ihtiyarlar ve din bilginleri tarafından ele verileceği, işkence görüp öleceği ve tekrar dirileceği” söyledi. “Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim”, onu tamamlamaya geldim” diyordu. (Matta 5:17)

Verdiği nasihatlerde, “düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. Öyle ki, göklerdeki Babanız’ın oğulları olasınız. Çünkü O güneşini hem doğruların hem eğrilerin üzerine doğurur. Bu nedenle, göksel Babanız yetkin olduğu gibi, siz de yetkin olun.” (Matta 5:44-48) diyerek ahlaksal seviyeyi en yukarıya çekti. Kutsal yazıları, ”Tanrın olan Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla,bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin. Ve komşunu kendin gibi seveceksin” diyerek özetledi. Tutuklanmadan önceki son gecesinde, havarileri ile beraber yediği meşhur son akşam yemeği sırasında onlara, uzun uzun olacakları; göklerin krallığını anlattı. (Yuhanna 12-18) Burada İsa Tanrı’nın insanlıkla olan, “Yeni Ahit’ini” bildirdi. Size yeni bir buyruk veriyorum:

“Birbirinizi sevin. Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin.” (Yuhanna 13:34)

Tanrı’ya Baba diye hitap ettiği için bazı Yahudiler O’nu öldürmeyi tasarladılar. “Onlara İbrahim doğmadan önce Ben Varım (Yehova)” dedi. Onlara, “Ben babamdan çıktım geldim. Siz O’nun ne sesini duydunuz ne de şeklini bilirsiniz, ama ben O’nu tanıyorum. Eğer tanımıyorum dersem sizin gibi yalancı olurum” dedi. Sonunda Havarilerden biri olan Yahuda İskariyot’un ihanet etmesiyle Başhaham O’nu tutuklattı. O’nu sorgularken İsa ona ilk önce hiç karşılık vermedi. Ne zaman ki başhaham, “söyle Tanrı Oğlu Mesih sen misin?” diye sorduğunda ona şöyle karşılık verdi, “Evet, ve İnsanoğlu’nun Tanrı’nın sağında oturup, göklerin bulutları içerisinde geldiğini göreceksiniz!” O zaman başhaham elbisesini yırtarak: “Daha ne duymamız gerekiyor, işte küfrü duydunuz, ölümü hak etti” dedi. Romalı askerlere teslim edildi. İlk önce feci şekilde kırbaçlandı, sonra da çarmıha gerildi ve öldü. Mağaradan oluşan bir mezara konuldu. Üç gün sonra dirildi. 40 gün boyunca başta havarilere, sonra 500 kadar inanana göründü ve herkesin bakışları arasında göğe alındı. Hristiyanlık bundan sonra başladı. İnancımızın temeli, günahlarımıza kefaret olsun diye, Çarmıh’ta acılar içerisinde ölen ve üç gün sonra dirilen Tanrı kuzusu vardır.

Havarilerin ve ilk inananların çoğu, dünyaya bu müjdeyi yaymak için yayılmış, en zor şartlara; işkencelere, ölümlere katlanmışlar, ama asla silaha veya zor güce başvurmamışlardır. Bu müjde, Tanrıoğlu’nun insan sureti alıp aramıza gelip yaşaması, Adem’in günahı yüzünden insanlığa girmiş olan, “ölüm” cezasını kendi bedeninde yargılayarak, Tanrı’dan ayrılmak demek olan, “ölüm”den bizi kurtarmış olmasıdır. Ölümden dirilmekle; insanlığa en büyük müjde olan, ölümün bir son olmadığı, Tanrı’nın bizi sevdiği ve O’nunla sonsuz bir hayat paylaşacağımızdır.

Esen Kalın