Tarihin En Büyük Olayı


Tarihin En Büyük Olayı-İsa Mesih’in doğumu tarihin en büyük olayıdır. Peki tarihin bu en anlamlı olayı nasıl gerçekleşmiştir, ilk olarak kimlere bildirilmiştir ve hayatımız için önemi nedir?

Aynı yörede, sürülerinin yanında nöbet tutarak geceyi kırlarda geçiren çobanlar vardı. Rab’bin bir meleği onlara göründü ve Rab’bin görkemi çevrelerini aydınlattı. Büyük bir korkuya kapıldılar. Melek onlara, “Korkmayın!” dedi. “Size, bütün halkı çok sevindirecek bir haber müjdeliyorum: Bugün size, Davut’un kentinde bir Kurtarıcı doğdu. Bu, Rab olan Mesih’tir*. İşte size bir işaret: Kundağa sarılmış ve yemlikte yatan bir bebek bulacaksınız.” Birdenbire meleğin yanında, göksel ordulardan oluşan büyük bir topluluk belirdi. Tanrı’yı överek, “En yücelerde Tanrı’ya yücelik olsun, Yeryüzünde O’nun hoşnut kaldığı insanlara Esenlik olsun!” dediler. Melekler yanlarından ayrılıp göğe çekildikten sonra çobanlar birbirlerine, “Haydi, Beytlehem’e gidelim, Rab’bin bize bildirdiği bu olayı görelim” dediler. Aceleyle gidip Meryem’le Yusuf’u ve yemlikte yatan bebeği buldular. Onları görünce, çocukla ilgili kendilerine anlatılanları bildirdiler. Bunu duyanların hepsi, çobanların söylediklerine şaşıp kaldılar. Meryem ise bütün bu sözleri derin derin düşünerek yüreğinde saklıyordu. Çobanlar, işitip gördüklerinin tümü için Tanrı’yı yüceltip överek geri döndüler. Her şeyi, kendilerine anlatıldığı gibi bulmuşlardı. (Luka 2:8-20)
İsa Mesih’in doğuşuyla ilgili müjde ilk önce çobanlara bildirildi. Melek onlara dedi ki, “Size bütün halkı çok sevindirecek bir haber müjdeliyorum.” Bütün halkı çok sevindirecek ne gibi bir haber olabilir ki? Ekonomi mi düzeldi, uluslararası barış mı sağlandı? Terör mü son buldu? Ne oldu? Hayır, bunlardan çok daha büyük bir haberdi bu! Bugün size, Davut’un kentinde bir Kurtarıcı doğdu. Bu, Rab olan Mesih’tir.

Birçok kişi demez mi? “Ah keşke Tanrı kendisini gösterse! Birçok kişi demez mi?” Ah Tanrı dünyayı yarattıysa, bir el atsa da dünyayı düzeltse!”

Tanrı zaten kendisini gösterdi, Tanrı zaten dünyaya bir el attı ama bu, insanların beklediği ya da hayal ettiği şekilde olmadı!

Tanrı kendisini dünyaya büyük bir iklim mucizesiyle, atmosferde bir ışık gösterisiyle ya da uzayda büyük işaretlerle göstermedi. Tanrı çok daha iyisini, ama hiçkimsenin hayal bile etmediğini yaptı. Bir insan bedeninde dünyaya gelerek kendisini gösterdi. Öyle ki, aradan yıllar geçti. Filipus adlı bir öğrencisi, İsa Mesih’e dedi ki: Filipus, “Ya Rab, bize Baba’yı göster, bu bize yeter” dedi. İsa, “Filipus” dedi, “Bunca zamandır sizinle birlikteyim. Beni daha tanımadın mı? Beni görmüş olan, Baba’yı görmüştür. (Yuhanna 14:8-9)

Tanrı dünyaya büyük ve güçlü bir dev, ayakları yerde, başı gökte, büyük, cüsseli bir dev olarak gelmedi. Tanrı varsa, kendisini göstersin diyenler, belki de böyle bir görüntü bekliyorlardı. Şimşeklerle, gök gürültüleriyle, yer sarsıntılarıyla, dağları yıkarak gelen bir dev… Oysa Tanrı dünyaya hiç umulmadık ve beklenmedik bir şekilde, insanın hayal gücünü bozacak bir şekilde geldi… küçük ve çaresiz bir bebeğin bedeninde!

Biz burada büyük bir önderin, büyük bir alimin, büyük bir yöneticinin, büyük bir devlet adamının dünyaya gelmesinden söz etmiyoruz. Yüce Tanrı’nın, sınırsız ve sonsuz Yaratıcı’nın, kainatı, yeri, göğü var edenin dünyaya gelmesinden, yani dünyaya gelmiş ve gelebilecek en büyük kişinin gelişinden söz ediyoruz.

Çok büyük bir haber, muhteşem bir haber bu! Peki bu haber ilkönce kimlere bildirildi? Çobanlara!!! Orada koyunlarını otlatan gariban çobanlar vardı; işte onlara! Bu haber insanların umduğu ya da hayal ettiği kişilere ulaşmadı. O çağın medyasına, büyük düşünürlerine, önde gelen din ve devlet adamlarına, ermişlere, bilmişlere, çözmüşlere, eğitimli ve zengin sınıflarına değil… çobanlara bildirildi!! Bu haberi ileten melekler oldukça enteresan bir seçim yapmışlar, bir hayli ilginç varlıklarmış! Neden? Neden çobanlar?

Çobanlar, işitip gördüklerinin tümü için Tanrı’yı yüceltip överek geri döndüler. Her şeyi, kendilerine anlatıldığı gibi bulmuşlardı. (Luka 2:20)

Çünkü o çobanlar, bütün garibanlıklarına, yoksulluklarına, eğitimsizliklerine rağmen, bu olayı anladılar. Bu olayın ne anlama geldiğini, büyüklüğünü ve önemini kavradılar, takdir ettiler, inandılar ve Tanrı’yı yücelttiler.
İnsanlar der ki, “Tanrı varsa, kendisini göstersin”. Ama Tanrı zaten kendisini gösterdi. “Dünyaya bir el atsın” derler, ama Tanrı zaten elini uzattı. İnsanların beklediği ya da hayal ettiği şekilde olmadı bu.

Melekler dediler ki: Size bir Kurtarıcı doğdu. Çok güzel; o gün doğan bebek, gelişti, büyüdü fakat yine aynı şey oldu. İnsanların beklediği ya da hayal ettiği bir Kurtarıcı değildi. Çok Kurtarıcı geldi insanlığa; ne yapar kurtarıcılar? Politikaya atılırlar, silaha sarılırlar, devrim yaparlar, isyan ederler, işgal ederler. İnsanlar da bu kurtarıcıları izlerler.
Hayır, bu Kurtarıcı ekonomiye müdahale etmedi, çünkü ekonomiler çöker ekonomiler kurulur, hiçbir şey değişmez. Hayır, bu Kurtarıcı uluslararası barışı sağlamadı, çünkü insanlar savaşır, insanlar barışır, hiçbir şey değişmez. Hayır, bu Kurtarıcı yepyeni bir ideoloji, siyasal bir rejim getirmedi. Tanrı insanlığa bambaşka Kurtarıcı gönderdi. İsa Mesih dedi ki: Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim. (Yuhanna 10:10)
Öte yandan insanlar İsa Mesih’i kendi beklentilerine uygun bir Kurtarıcı yapmaya çalıştılar. Ezilenler O’nu Kral ilan ederek politikaya sokmaya çalıştılar. Milliyetçiler onu kendi gündemlerine alet etmek istediler. Siyasal direnişçiler direnişlerine dahil etmek istediler. Ama İsa Mesih, onların beklediği, hayal ettiği gibi bir Kurtarıcı çıkmadı. İsa, “Benim krallığım bu dünyadan değildir” diye karşılık verdi. (Yuhanna 18:36)

Evet, insanlar “Tanrı kendisini göstersin” der. Tanrı kendini gösterdi. “Tanrı varsa, konuşsun” derler. Tanrı konuştu! Sadece insanların beklediği ya da hayal ettiği şekilde bunu yapmadı. İşte bu nedenle, İncil’e ve içindeki her şeye inanıyorum. Çünkü eğer bu insanların uydurduğu bir şey olsaydı, insanların beklediği ya da hayal ettiği şeyler olurdu içinde. Oysa İncil’de sadece Tanrı’nın tasarladığı şeyler, insanın hayal gücüne meydan okuyan şeyler var.

Bakın melek o gün çobanlara dedi ki: İşte size bir işaret: Kundağa sarılmış ve yemlikte yatan bir bebek bulacaksınız. İşaret budur: Bebekler kundakta yatar, evde yatar, beşikte yatar; fakat yemlikte yatmaz. Yemlik, ahırlarda ya da ağıllarda, hayvanların su içtiği, derme çatma oyulmuş bir tahta parçasıdır. İşaret bu mu? Bütün dünyanın Kurtarıcısının doğduğu gün yatırıldığı yer, bir yemlik mi? Melek dedi ki: “İşaret bu!” İşte bu nedenle İncil’e inanıyorum. Çünkü böyle bir işaret insanların hayal ettiği o büyük cafcaflı, gösterişli, sarsıcı, görkemli işaretlerden biri değil.
Gün geldi, o Kurtarıcı gelişti, büyüdü. Dünyayı kurtarmak için siyasete atılmadı, silaha sarılmadı, insanları örgütlemedi; peki neler yapıyordu?

İsa, Celile bölgesinin her tarafını dolaştı. Buralardaki havralarda öğretiyor, göksel egemenliğin Müjdesi’ni duyuruyor, halk arasında rastlanan her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu. Ünü bütün Suriye’ye yayılmıştı. Türlü hastalıklara yakalanmış bütün hastaları, acı çekenleri, cinlileri, saralıları, felçlileri O’na getirdiler; hepsini iyileştirdi. (Matta 4:23-24 )
Normalde herkes Kurtarıcı’yı başka türlü algılar. Yoksullar, yoksulluktan kurtuluş, evde kalmış olanlar bekarlıktan kurtuluş bekler. Kurtuluş askerdekiler için terhis, hapistekiler için tahliye, borçlular için kredidir. Ama İsa Mesih insanlığı bunların kat ve kat derinindeki sorundan kurtarıp kat ve kat yüksekteki bir çözüme ulaştırmak için geldi. İnsanı en büyük tutsaklıktan, yani günahın tutsaklığından, en büyük borçtan, yani vicdan borcundan, en büyük problemden, yani ölümden kurtarmak için geldi.

Bu nedenle, İsa Mesih ne siyasete girdi, ne direnişlere katıldı, ne bu dünyanın sunduğu tahtı ve tacı kabul etti, ne de bu dünyanın beklediği bir Kurtarıcı gibi davrandı. İsa Mesih dedi ki: Gökten inmiş olan diri ekmek Ben’im. Bu ekmekten yiyen sonsuza dek yaşayacak. Dünyanın yaşamı uğruna vereceğim ekmek de benim bedenimdir.” (Yuhanna 6:51)
Çevresindeki insanlar O’nun ne demek istediğini anlamadı. Çünkü hayallerinde bambaşka bir Kurtarıcı figürü vardı.
İsa Mesih dedi ki: Nitekim İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.” (Matta 20:28)
Çevresindeki insanlar yine anlamadı. Çünkü insanların hayal ettiği kurtarıcılar ölmez ki, öldürürler; kendi canını vermez ki, başkalarının canını alır; teslim olmaz ki savaşır.
İsa Mesih dedi ki “Şimdi Yeruşalim’e gidiyoruz. İnsanoğlu*, başkâhinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek, onlar da O’nu ölüm cezasına çarptıracaklar. (Matta 20:17)
Çevresindeki insanlar ne demek istediğini yine anlamadılar. İsa Mesih büyük işkencelerle çarmıha gerildi. Ve bakın İsa çarmıh üzerindeyken, ne oldu?

Başkâhinler, din bilginleri ve ileri gelenler de aynı şekilde O’nunla alay ederek, “Başkalarını kurtardı, kendini kurtaramıyor” diyorlardı. “İsrail’in Kralı imiş! Şimdi çarmıhtan aşağı insin de O’na iman edelim. (Matta 27:41)
Gördüğümüz gibi, insanlar yine anlamadı. Şimdi neden meleklerin İsa Mesih’in doğumunu başkalarına değil de ilk önce çobanlara bildirdiğini görüyor muyuz? Çünkü o çobanlar anladılar!! Anladıkları için Tanrı’ya şükrettiler.
İsa’yı o gün çarmıhta gören ve bunu işiten insanların bazıları daha sonra, Kutsal Ruh’un gelişinden sonra anladılar ve şöyle yazdılar: Tanrı bizi yaptıklarımıza göre değil, kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal bir yaşama çağırdı. Bu lütuf bize zamanın başlangıcından önce Mesih İsa’da bağışlanmış, şimdi de O’nun gelişiyle açığa çıkarılmıştır. Kurtarıcımız Mesih İsa ölümü etkisiz kılmış, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde aracılığıyla ışığa çıkarmıştır. (2.Timoteos 1:9)
Melek dedi ki, “Bugün size…bir Kurtarıcı doğdu.” Benim bugün en büyük temennim şu: Umarım bugün aramızda bulunan herkes tarihin en büyük doğumunu ve bunu neden kutladığımızı anlamıştır. Çünkü meleklerin de söylediği gibi, bir insanın hayatta duyabileceği en önemli, en sevindirici, en büyük haber budur. Eğer biz de o çobanlar gibi anladıysak, gelin, onların yaptığı gibi Tanrı’yı övelim ve yüceltelim.

Bu yazı 24 Aralık 2009 tarihinde Anadolu Protestan Kilisesi’nin Doğuş Bayramı Kutlamasında Levent Kınran tarafından paylaşılmıştır.