Robin-Williams ve İntihar Üzerine


Biz onu hep hayat dolu, neşe saçan filmleri ile tanıdık. Kimi zaman bizi kahkahalara boğdu, kimi zaman ise hayatın gerçeklerini düşünmemizi sağladı. Maalesef bu sabah Robin Williams vefat etti. Fakat düşündürücü nokta ise onun intihar ettiğinin düşünülmesi.

Bu kadar komik, hayat dolu bir insan gerçekten intihar edebilir mi? Yoksa çok iyi bir oyuncu olduğundan dolayı mı bize hayat dolu ve neşeli bir kişi karakterini gösterdi? Aslında meşhur olmuş kişilerin hayatlarına baktığımızda bir doymuşluğun ifadesini görürüz. Belki bu doymuşluk noktası hayattan keyif almanın sonlanmasına neden oluyor bilmiyorum ama “sınırsız bir referans noktasına sahip olmayan sınırlı bir nokta anlamsız ve absürttür” diyen Jean Paul Sartre’nin sözlerini hatırlatıyor.
Hayatın anlamını bu dünya – yani kendi içinde sınırlı bir referansa sahip olan bu dünyada- aramaya başladığımız da beyhude bir çabanın içerisine girmiş oluyoruz. Bu yine bana “The Sunset Limitted” filmini hatırlatıyor. Hayatın anlamı ve intihar üzerine kurulan diyaloglarda gerçekten bir sınırsız referans noktasının olmaması durumunda hayatın anlamsız olduğu ve intiharın da makul bir seçenek olduğu teması işleniyordu. Bu durumu intihar vakalarının çoğunda görebiliyoruz. İntiharın nedenleri arasında yaşanan utanç, mağlubiyet, yaşamdan keyif almama, doymuşluk, depresyon vb. nedenleri görebiliyoruz. Bütün bu nedenlerin tek ortak noktası belki de sınırlı bir şeyi referans almaları. Hepsinin dayanak noktaları sınırlı durumlar ve en önemlisi de umutsuzluk psikolojisi…

Eğer nihai bir amacımız yoksa karşılaştığımız durumlar karşısında umudumuzu, yaşam amacımızı kaybedebiliriz. Bu da bizlere insanoğlunun sahip olması gereken umudu kendinin ya da çevresinin sınırlı kimliğinde değil sınırsız olanda araması gerektiğini gösteriyor. O zaman Tanrı inancının sadece bizlerin ortaya çıkarttığı ya da uydurduğu bir kavram olmaktan ziyade bizlerin yaşamda kalmasında önemli bir rolü olan varlık olduğunu görüyoruz. Sanki bir kişi insanoğlunun tohumuna bu geni eklemiş gibidir ve sanırım bu kişi de Tanrı’nın kendisidir. Augustine’in dediği gibi “Bizleri kendin için yarattın ey Tanrı ve sende rahat bulmadıkça yüreklerimiz rahat edemez.”