Mücadeleden Kaçmamak ama Şiddeti Kabul Etmemek İsa Modeli


Mücadeleden Kaçmamak ama Şiddeti Kabul Etmemek İsa Modeli-İsa ve onun Hristiyan mirasçıları, mücadeleden korkmayan barış zanaatkarlarıdır
Christian Mellon, Fransa Piskoposları Adalet ve Barış Sekreteri

Öncelikle, Hristiyanlığı şiddetin suç ortağı haline getirebilecek her türlü durumdan aklamak amacıyla, onu ne tür bir barış olduğunu belirtmeden bir barış, evrensel kardeşlik, tolerans mesajı ile çarçabuk tanımlama refleksinin yol açtığı sıkıntıyı açıklayalım. İncil’in iyi niyetli insanlar arasında kurulan ve hayatın içindeki ve İsa’nın sözlerindeki tüm çatışmaların (Kızgınlıkları, Kâtipler ve Ferisiler ile özellikle ölüme mahkum edildiği evrelerde yaşadığı çatışmaları) sessizlik içinde aşılmasını sağlayan bir tür karşılıklı barış önerdiği inancına ses çıkarmamak buradaki en büyük risktir. Bu durumda İsa bir barış, arabuluculuk ve evrensel sevgi elçisi
(“düşmanlarını” bile bağrına basan) olarak tanıtılamaz ancak, Pavlus ile düşmanlığı “bedeninde” erittiği (Efesliler 2, 16) itiraf edilebilir. İsa bunu şiddeti inkar ederek ya da görmezden gelerek değil, çarmıhta ölümü beklerken şiddeti en uç biçimiyle “üzerine giyerek” başarmış ve “barışını” dünyaya bırakarak göğe yükselmiştir.

Bu durumda Hristiyan, “barış zanaatkarı” sıfatıyla çalışmaya çağrıldığı barış ile, tüm insanların iyi olarak doğduğu veya fikir ayrılıklarının sadece yanlış anlaşmalardan kaynaklandığı sanrısı gibi son derece bonkör ancak yanlış bir duyguya dayalı bir nevi sulh arasındaki kimi haklı kimi haksız anlamlar karmaşasının ortasında kalmamaya çalışır. Ancak İncil’in ortaya koyduğu tarihsel görüş çok da optimist değildir. Bunun nedeni, tamamen, mücadelelerimizin ve savaşlarımızın gerçekliğinin burada ciddiye alınmış olmasıdır. Bir barış zanaatkarı olma çağrısı alan Hristiyan öncelikle: Kardeşliğimizin bir anda meydana geldiğinin; fikir ayrılıklarının daima yanlış anlamalardan kaynaklandığının; nefret, kötülük, günah kuvvetlerine karşı mücadeleden kaçınılabileceğinin doğru olmadığını kabul etmek zorundadır. Bir Hristiyanın çıktığı zanaatkarlık yolunda ilk işi tüm insanlarla uyum içinde yaşamayı görev edineceğine inanmak, kötülüğün ve günahın ağır gerçekliğini ve bunlarla mücadele etmenin gerekliliğini hafife almak olur. Bu mücadelenin spiritüel bir yanı (Pavlus’un bahsettiği ve bizim hayatlarımızda gerçekliğini deneyimlediğimiz “spiritüel mücadele”) olduğu kadar, şayet Papa 2. Jean Paul’ün ortaya koyduğu “günah yapısı” doğruysa, sosyo-politik bir yanı da mevcuttur.

İncil geleneği – özellikle de barış ve adalet arasında var olduğunu durmaksızın söylediği sıkı bağdan ötürü – adalete karşı gelen kişi, grup ve güçlerle (siyasi, sosyal, ekonomik) savaşmadan barış yapılamayacağını öğretir. İşte, derinlemesine anlamamız gereken çelişki de buradadır: Mücadele barışın karşıtı olmakla kalmaz, sıklıkla barışın şartı olur.

İsa şiddeti reddeder
Barışın karşıtı bu durumda mücadele değil, şiddettir. İsa mücadeleyi reddetmez ama şiddeti reddeder. Kâtipler ve Fersilerle girdiği tartışmalar, tüccarları tapınaktan kovması, Şabat legalistlerini yorumlarından ötürü sert bir dille itham etmesi ve daha birçok olay, onu düşmanları ile sert bir şekilde çarpışır göstermektedir. Öğrencilerine düşmanları olacağını duyurmuştur: “Evin insanları düşmanımız olacak” Bazı kişiler şu meşhur cümlede İsa’yı yanlış yere şiddet ile ilişkilendirmektedir: “Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Ben barış değil, kılıç getirmeye geldim.” (Matta 10, 34). Buradaki kılıç öldürücü silah anlamında değildir, zaten İsa’nın kılıç kullanımını yasakladığı bilinmektedir. Luka’nın da bir pasajda aynı doğrultuda kullandığı üzere (Luka 12, 51) “ayırmayı” ifade eden bir imgedir.

Burada “mücadele” ile “şiddeti” birbirinden açık şekilde ayırmak önemlidir. Aksi halde, İncil içeriğinde mücadele üzerine söylenenler ile İsa’nın şiddeti reddettiği ve öğrencilerini de aynını yapmaya davet ettiği bilgisini bağdaştırmak muhtemelen mümkün olmayacaktır. İncil okumasından “şiddete” dair çıkarılan sonuç, insanoğlunun hayatını ya da onurunu zora sokan her şeydir. İsa “düşman edinmeyin” demez. Bu, mücadelenin gerçekliğini ve savaşmanın gerekliliğini reddetmek olurdu. “Düşmanlarınızı sevin” der ve bu sayede aynı mücadelenin merkezinde şiddet yanlısı olmayan bir davranış biçimi benimsemeye çağırır. Öldürmek ya da aşağılamak istediğimiz birini nasıl sevebiliriz?
Düşmanlara duyulan sevgi İsa için o denli önemlidir ki, onu öğrencilerinin karakteristik özelliği haline getirmiştir: “Yalnızca sizi sevenleri severseniz ne ödülünüz olur? Vergi görevlileri de öyle yapmıyor mu?” (Matta, 5, 46). Çelişkili “diğer yanağı uzatma” daveti (Matta, 5, 39) ve tutuklandığı sırada kılıçla müdafaa edilmeyi reddetmesi (“Kılıcını yerine koy! Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek.” Matta, 26, 52) de bilinen örneklerdir.

Tüm bunlar ışığında “İsa’nın şiddet yanlısı olmadığından” bahsedilebilir mi? Hem evet, hem hayır. Burada anlatılmak istenen, günümüzde “pasif direniş” tabirinin çağrıştırdığı gibi bir sosyo-politik durum ise hayır, bahsedilemez. İsa, Gandhi değildir. Tarih yanılgılarını bir kenara bırakmak gerekir. Ancak anlaşılmak istenen İsa’nın insan hayatını ya da onurunu zora sokacak her türlü hareket, davranış ve sözden kaçınması ve öğrencilerini de aynını yapmaya davet etmesi ise, işte o zaman İsa’nın şiddet yanlısı olmadığı söylenebilir.

O halde, mücadeleden veya kötülük, nefret ve şiddet komutasında yaşanmayan bir dünya hayalinden vazgeçilmediğinin altını çizmek koşuluyla “İncil’in şiddet yanlısı olmadığını” meşru bir şekilde söylemek mümkündür. İncil’in şiddete başvurmama çağrısı, İsa’ya inananları düşmanlarına kin gütmeden, onlarla barışma olasılığı kapısını açık bırakarak mücadele etmeye davet etmek anlamına gelmektedir. Şiddete başvurmadan mücadele vermenin uygulamalı yollarını gösterecek mercii elbette ki İncil değildir: Bu konuda, inançlı ya da inançsız her insanın içindeki iyi niyet Hristiyana yol gösterecektir. Beşeri bilimlere ve tarihten alınan derslere başvurarak, her bir bağlamın kendine özgü şiddete başvurmadan mücadele etme yolunu kişinin bizzat bulması gereklidir. Çünkü faydalı bilgiler sağlayan mücadeleci örnekler Gandhi ve Martin Luther King ile sınırlı değildir. Aracılık ve arabuluculuk üzerine yapılan yakın tarihli araştırmalardan faydalanılabilir. Özellikle de “politikayı rehabilite edici” gayretlere katkıda bulunulabilir. Çünkü politika, iyi işlediği zaman, toplum mücadelesinin şiddete başvurmayan yönetimidir.
Miras Dergisi‘nin 8. sayısında yayınlanmıştır