Hatırlamak


Hatırlamak

Bugün Türkiye’de yaşayan bizler için özel bir gün. Bugün bu ülkenin temellerini atan Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 75. Yılı. Türkiye’de yaşayan halk, bugün saat 09.05’te çalan sirenler ile beraber yine bu saygıdeğer önderi bir kez daha andı. Atatürk ile birlikte, O’nun bu ülkeye verdiği hizmeti ve emeği, getirdiği yenilikleri ve dünya görüşünü de hatırladı.

Aslında her toplumda buna benzer bir şekilde, kendi halkı için önemli işler yapan kişiler saygıyla hatırlanır ve anılırlar. Hatırlamak ve anmak güzel bir davranıştır. Bizim için emek veren, önemli işler yapan büyüklerimizi, bize umutla bakabileceğimiz bir gelecek bırakan bu yurdun insanlarını hatırlayınız. Böyle kişilerin, bizler için neler yaptıklarını, nasıl fedakârlıkta bulunduklarını – haklı olarak- büyük bir şevk ile anlatırız. Onlar bizim kahramanlık öykülerimizdir.
Bununla birlikte, tarihte öyle bir kişi vardır ki, O’nun insanlık için yaptığı işin ne kadar mükemmel ve harika olduğunu görmemek ve bu işi anmamak elde değildir. Sanırım birçok kişi kimden bahsettiğimi fark etmiştir. Bu kişi hakkında İncil şöyle diyor:

Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı’ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama kul özünü alıp insan benzeyişinde doğarak ululuğunu bir yana bıraktı. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.[1]

İsa Mesih, Tanrı olmasına rağmen insanoğlunun kurtuluşu için kendini alçalttı ve insan bedeni giyindi. Bununla da kalmayıp, bizlerin kurtuluşu, hak ettiğimiz ceza ve yargının kalkması ve günahlarımızın affı için kendini çarmıhta feda etti.

Nasıl olur da insan, böyle bir kurtarıcıya hayranlık duymaz. Nasıl olur da onun bizim için yaptığı bu büyük işi hatırlamaz. İsa Mesih öğrencilerine şunu şöyle dedi:

Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. “Alın, yiyin” dedi, “Bu benim bedenimdir.” Sonra bir kâse alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek, “Hepiniz bundan için” dedi. “Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır.[2] Beni anmak için böyle yapın” dedi.[3]

İşte Hristiyanlar olarak bizler de Rab İsa Mesih’in, insanlar için çekmiş olduğu bu büyük acıyı, yapmış olduğu fedakârlığı kısacası bu kutsal eylemi anmak ve hatırlamak için Rab’bin Sofrası dediğimiz ve ekmek ve şaraptan oluşan sofrayı paylaşırız.

Bazılarının iddia ettiği ya da düşündüğü gibi sınırsız şarabın tüketildiği bir sarhoşluk sofrası değildir bu. Aksine ciddiyetle ve saygıyla yaklaşılan bir anma sofrasıdır. Bu sofrayı paylaşmakla, Rab’bin bizler için çektiği acıları, günahımızın bedelinin O’na yüklenmesini ve çarmıhta bizler için açmış olduğu kurtuluş kapısını ilan ederiz.

Sözün özü, Hristiyanlar her bir araya geldiklerinde bu sofrayı paylaşır ve Rab’bi anar. İlk kiliseden bugüne dek bu böyle olmuştur. Bu aynı zamanda İsa Mesih’in çarmıha gerildiğini gösteren önemli ve güçlü bir kanıttır. Eğer Mesih acı çekmese ve ölmeseydi, o zaman gerçekleşen yeni bir antlaşma olmayacaktı. Eğer Mesih bizlerin yerine acı çekmese ve hastalıklarımızı üstlenmeseydi, o zaman ortada ne paylaşılacak bir sofra ne de hatırlanacak ve anılacak bir eylem olurdu.

Sonuç olarak, halkı için ölüme kadar giden bir Kral vardır. Hristiyanlar olarak bizler de her Pazar İsa Mesih’in son akşam yemeğinde gösterdiği ve bizlerin de kendisini anmak için yapmamızı istediği sofrayı paylaşırız. Her şeye gücü yeten, adaletli ve sevgi dolu olan Rab Tanrı’ya ezelden ebede kadar övgü ve yücelik olsun! Çünkü bizler için harika bir işi yaptı!

“Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. [4]