Gezi Parkı ve Doğruluk


Gezi Parkı ve Doğruluk

Günümüzde değerli bir taşı bulmak gibi olmuştur, doğru ve dürüst bir kişiye rastlamak. Doğru olanı yapmak insanoğlu için tarihin her anında zor olmuştur ve zor olmaya devam etmektedir. Öyle bir zorluktur ki bu, kimi zaman çevrenden farklı düşünmeyi kimi zaman ise kendi istek ve arzularına gem vurmayı gerektirebilir.

Fakat en zoru nedir bilir misiniz? En zoru, doğru olanı yapmak ve bu yüzden zulüm görmektir; acı çekeceğini bilse de, yine de doğru olanı yapmaktan kendini alıkoymamasıdır insanın.

Belki biz bunu geçtiğimiz yıllarda gördük ve şahit olduk. “Gezi Parkı Direnişi” olarak adlandırılan olaylarda siyasetle ya da örgütlerle hiçbir ilişkisi olmayan birçok insanın, sokaklara nasıl döküldüğünü gördük. Konuştuğum birçok kişiyi bu gösterilerde etkileyen en önemli unsurun, bu insanların kendilerine karşı yapılan sert ve vahşice güç gösterimine karşın, kendi düşüncelerini nasıl şiddete başvurmadan savundukları ve doğrunun ve adaletin yerine gelmesi konusunda, her türlü şiddet karşısında, acı çekmeyi göze alarak direnmeleri olduğunu söylemişlerdir.

Felsefe okurken haksızlığa uğramış bir filozof aklıma geldi. İsmi Sokrates’ti. Sokrates önemli hatta en önemli ilk çağ filozoflarından birisidir. Sokrates’in başından birçok olay geçmiştir. Ama bunlardan en önemlisi, Sokrates’in Savunması adlı esere de konu olan, kendisi hakkında yapılan haksız suçlamadır. Bu suçlama sonunda mahkeme tarafından ölüme mahkum edilmiş ve baldıran zehri içirerek idam edilmiştir. Sokrates ile ilgili sevdiğim öykülerden birisi ise bir rivayetten gelmektedir. Rivayete göre, Sokrates ölüme mahkum edilir ve bütün yakınları ziyarete gelir. Ancak gelenler onu teselli edecekleri yerde, o herkesi teselli edip gönderir. Bir gün karısı Sokrates’e, “Seni haksız yere öldürecekler” der, o da karısına, “ haklı yere öldürseler daha mı iyi?” diye yanıtlar.

Sokrates’e ait olduğu rivayet edilen bu sözler, bana İncil’de Nasıralı İsa Mesih’in sözlerini hatırlatmaktadır. Dağdaki ünlü vaazında İsa Mesih şöyle demiştir:
“Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.” [1]
”Zulüm, işkence” gibi kelimeler her zaman kulağa ürpertici ve korkutucu gelmiştir. Fakat uğruna zulüm görmeye bile razı olabileceğimiz doğruluk nedir? Kutsal Kitap şöyle der:

“Rab doğruluğumuzdur!”[2]

Allah’ın kendisi, doğruluğu arayan ve buna susamış insanları aramaktadır. Nasıralı İsa’nın vaazının birkaç cümle öncesi de bununla çok yakından ilişkilidir:

Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara! Çünkü onlar doyurulacaklar. [3]

Doğruluğa acıkıp susmak! Gerçek ve değişmez doğruluğu aramak, onu bulmak ve uğruna her şeyi feda etmek…
Rab Allah kendi doğruluğunun, dünyanın sağladığı her bir şeyden daha önemli ve hayati olduğunu bildirmektedir. Bu öyle bir doğruluktur ki, insan karşılaştığı durumlar ne kadar kötü olursa olsun, bu doğruluktan vazgeçmemektedir. Bu doğruluk öyle bir doğruluktur ki, kendisine güvenen kişiyi Allah önünde aklayacaktır. Bu Mesih’in doğruluğudur.
Kutsal Kitap bizi bu doğruluğa çağırır. Allah, bizim kendi kusurlu ve lekeli doğruluklarımıza göre değil, O’nun mükemmel doğruluğuna acıkmamızı ve yalnızca O’na güvenmemizi ister. Kutsal Kitap şöyle der:

Allah, günahı bilmeyen Mesih’i bizim için günah sunusu yaptı. Öyle ki, Mesih sayesinde Allah’ın doğruluğu olalım.[4]

Rab Allah size kendi doğruluğunu giyindirmek istiyor. Bu öyle bir doğruluktur ki, hiçbir şey ile karşılaştırılamaz. Bu, Rab Allah’ın doğruluğudur.

________________________________________
[1] Matta 5:10
[2] Yeremya 23:6; 33:16
[3] Matta 5:6
[4] 2.Korintliler 5:21