Deniz Otobüsü ve Yasasızlık


Deniz Otobüsü ve Yasasızlık-Avrupa-Asya arasında gidip gelirken genelde deniz otobüslerini kullanmayı tercih ediyorum. Zaman açısından gerçekten çok kolaylık sağlıyor. Özellikle de İstanbul trafiği dikkate alındığında. Fakat son zamanlarda deniz otobüsü içersinde seyahat ederken gözüme çarpan bir şey, seyir halinde cep telefonu kullanılması yasakken genelde insanların telefonla muhabbet etmeleriydi. Eskiden biri cep telefonunun sesi çaldığında paniğe kapılır ve insanlar ne der düşüncesiyle telefonunu kapatmaya çalışırdı.

Buna karşın bugünlerde insanlarda bu hissiyatın kaybolduğunu hatta bunu doğru bir yaklaşım olarak gösterebilecek şekilde yüzsüzleştiklerini görür oldum. Çok ilginçtir geçen günlerde yine deniz otobüsüyle karşı yakaya geçerken iki kişi arasındaki bir konuşmaya şahit oldum. Bir bayan seyir halinde iken cep telefonuyla konuştuğu için bir kişiyi uyarırken şöyle bir diyalog cereyan etti:
– Beyfendi deniz otobüsünde cep telefonu kullanılması yasak. Lütfen kapatır mısınız?
- ….
( Ses yok Cevap yok )
-Beyfendi bakar mısınız? Seyir halindeyiz. Lütfen cep telefonunuzu kapatır mısınız?
-Ama herkes konuşuyor! ( İlginç bir yaklaşım)
– Beyfendi bırakın başkasını siz kapatır mısınız lütfen?
– Bakın ben biliyorum, cep telefonları buradaki cihazları etkilemiyor!
( Beyefendi Mühendis çıktı!)
– Nasıl yani?
-Yok yok ben biliyorum etkilemiyor, yok etkilemiyor…
Konuşma böyle devam etti.

Bu gerçekte buna benzer bir çok örnekten sadece bir tanesi. Artık öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, yasasızlık yasası hayatlarda egemen olmaya başladı. Deniz otobüsünde seyahat ederken insanların uymaları gereken bir kaç basit kural vardır. Fakat insanlar bu basit kurallara dahi uymayı tercih etmiyorlar. Kuralcılıktan çok kuralsızlığı, yasacı olmaktan çok yasasızlığı tercih ediyorlar.

Aslında bu diyalogta çok önemli noktalar var. Bu can alıcı noktalardan bir tanesi: Bayanın cep telefonuyla konuşan kişiye telefonunu kapatmasını söylediğinde bu kişinin, bir nevi başını kuma gömen deve kuşu misali kendisini saklaması ve sessiz kalmasıdır. Özüne bakılacak olursa bu senaryo çok tanıdık bir senaryodur. İlk insanın Tanrı’ya başkaldırdıktan sonra yapmış olduğu eylemlerden biridir. Adem’de ilk günahtan sonra Tanrı ona seslendiğinde kaçtı ve gizlendi.

Sanki Tanrı onu görmeyecekmiş gibi! Telefonuyla konuşan bu kişide aslında sessiz kalmakla, saklanmayı tercih ettiğini gösterdi. Devamındaki sözler ise Adem’in yapmış olduğu ve bugün de hepimizin yaptığı gibi suçu ve sorumluluğu başkalarına atmaktı. Oysaki hem Adem hem de Adem’in soyundan gelen bu kişi belli bir yaşta, kendi kararlarını verebilecek bilinçte olan kişilerdi. Buna rağmen sorumluluktan kaçındılar. Son durumda ise tefefonu ile konuşan kişi, o sorumluluktan kaçınan kişi bir anda aydınlanıyor ve herşeyi bildiğini zannediyor. Çünkü ona göre cep telefonu aslında etkilemiyor hiç bir şeyi. Bakın burdaki önemli nokta insanın kendisini sahip olmadığı bir makama yükseltmesidir. Aynı zamanda bu kişi kendisinin yetkili ve tam olarak bilgili olmadığı bir konuda kendisini yetkili makam koltuğuna oturtup yeni kararlar alması ve kurallar koymasıdır.

Adem ve Havva’nın ayartılması da tam bu şekilde oldu. Şeytan onlara sahip olmadıkları bir mevki olan Allah gibi olma fikri ile onları kandırdı ve aldattı. Bugün telefon ile konuşan o kişinin yaptığı gibi, Adem ile Havva da kendi kurallarını kendileri koymak istediler. Bu da bir başkaldırıydı. Tanrı’nın koymuş olduğu kurallara karşı bir isyandı. Ne kadar trajik ki, bugün kendini modern, zeki ve akıllı gören insanoğlu, en ilkel zamanda yaşamış olan atasının yaptıklarını yapıyor.
Aslında bugün Adem ile aynı hatayı yapan kişiler aslında Adem’in suçunu ve onun itaatsizliğini hafife alan kişilerdir. Maalesef İlk günah ile hayatlarımıza giren yasa tanımamazlık halen devam etmektedir. Şu bir gerçek ki Adem’den bu yana değişen pek bir şey olmadı. Nesiller boyunca ”Yasasızlık” yüreklerimizde hakimiyet sürdü ve sürüyor. Bugün bile çoğumuzun hayatında en az bir kere söylemiş olduğu ”Kurallar çiğnenmek için vardır” sözü acaba size de tanıdık geliyor mu? İşte bu tam olarak Adem’den miras aldığımız ”Günah’ın, Başkaldırının ve İsyankar doğanın” meyveleridir. Lütfen bugün biraz olsun düşünmenizi istiyorum. İnsan olarak bizler, insanların koymuş olduğu basit kuralları bile tutamazken nasıl olurda Allahın kurallarını tutabileceğimizi iddia ederiz.

Son olarak şunu eklemek istiyorum. Bazı kişiler Adem’in günahının bizi etkilemediğini ve bizim o günahtan muaf olduğumuzu iddia ederler. Fakat bu kişilere sormak istiyorum. Cep telefonu ile konuşan kural tanımayan bu bencil kişiler yüzünden deniz otobüsü kaza yapabilirdi değil mi? Sadece bakın bir kişi yüzünden bir çok kişi hayatını kaybedebilirdi değil mi? Adem’in yaptığı itaatsizlik ve başkaldırıda da bu oldu işte. Adem’in çiğnemiş olduğu sadece ” BİR KURAL” içersinde tüm insanoğlunun bulunduğu geminin kaza yapmasına neden oldu. Eğer deniz otobüsü sizi ikna etmediyse otobüsleri ya da uçaklarıda düşünebilirsiniz. Çünkü aynı sorun maalesef otobüslerde ya da uçaklarda da yaşanabiliyor. Kutsal Kitap bu konuda şu çarpıcı açıklamaları yapıyor:

Ne var ki, Tanrı’nın armağanı Adem’in suçu gibi değildir. Çünkü bir kişinin suçu yüzünden birçokları öldüyse, Tanrı’nın lütfu ve bir tek adamın, yani İsa Mesih’in lütfuyla verilen bağış birçokları yararına daha da çoğaldı. Tanrı’nın bağışı o tek adamın günahının sonucu gibi değildir. Tek suçtan sonra verilen yargı mahkûmiyet getirdi; oysa birçok suçtan sonra verilen armağan aklanmayı sağladı. Çünkü ölüm bir tek adamın suçu yüzünden o tek adam aracılığıyla egemenlik sürdüyse, Tanrı’nın bol lütfunu ve aklanma bağışını alanların bir tek adam, yani İsa Mesih sayesinde yaşamda egemenlik sürecekleri çok daha kesindir. İşte, tek bir suçun bütün insanların mahkûmiyetine yol açtığı gibi, bir doğruluk eylemi de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı. Çünkü bir adamın sözdinlemezliği yüzünden nasıl birçoğu günahkâr kılındıysa, bir adamın söz dinlemesiyle birçoğu da doğru kılınacaktır. (Romalılar 5:15 , 16 , 17 , 18 , 19)

Tüm bu karmaşa içinde, Ademin suçundan ötürü kaza yapan aracın içinde bulunmak istemiyorsanız tek seçenek, Tanrı’nın bizlere kurtuluşumuz için sağladığı kefaret olan Oğlu İsa Mesih’i yaşamlarımıza kabul etmemizdir.